ÖRNEK iNSAN: ATATÜRK

ÖRNEK iNSAN: ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, başöğretmen yüce önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 65. yılında O’nu milletçe saygı ve şükranla anıyoruz.

M. Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te doğup 10 Kasım 1938 yılında İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini kapamıştır. Fakat fikirleri, ilke ve inkılaplarıyla bizlere yol göstermeye devam etmektedir.

Atatürk’ün 57 yıllık kısa hayatına baktığımız zaman Türk Milleti’ni çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak için yaptığı çalışmalar ve bu uğurda harcanan bir ömür görülmektedir.

Bu gün milletçe yas tutup ağlamak yerine “En büyük eserimdir” diye her zaman övündüğü T. C. Devleti’nin kurucusu yüce önder Atatürk’ü, hayatını ve eserlerini, ilke ve inkılaplarını tekrar gözden geçirip onu daha iyi anlamaya çalışmalıyız. Böylece devletimizin hangi şartlarda bu güne geldiğini ve Atatürk’ün emanetlerini daha ileriye götürmek için bizlere ne gibi görevler düştüğünü daha iyi kavrarız.

Yabancı devlet adamları Atatürk’ü değişik şekillerde tanıtmaktadırlar:

Asırları aşan adam !. .

Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur

Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dahi idi.

Dünya tarihi çağlar boyunca üstün nitelikli askerlerin, yüksek yetenekli devlet adamlarının etkin yaşamlarını dile getirir; fakat, asker ve devlet adamı nitelik ve yeteneklerini bir bütün olarak kendi kişiliğinde toplamış bulunan, pek az örnek insanın varlığından söz eder. ATATÜRK, bu müstesna insanlardan biridir.

ATATÜRK; gerek muharebe meydanlarında, gerekse sosyal, siyasal alanlarda milletine ve ordusuna örnek olmuş, onu en ümitsiz muharebelerden ve dünya bunalımlarından zaferler derleyerek çıkarmış, yenilmiş, yıkılmış, her şeyi elinden alınarak çökertilmiş, harap edilmiş bir devlet enkazından kuvvetli, hatırı sayılır, yepyeni bir Cumhuriyet kurarak, tarihin şanlı sayfalarına geçmiş yüce bir lider, bir dahi, bir başkomutandır.

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti yıkılmış, memleket işgal edilmeye başlanmıştır. Bu şartlarda Atatürk, İstanbul’a gelir, arkadaşlarıyla görüşür fakat çoğu ile memleketin kurtuluşu konusunda anlaşamaz. Onlar İngiliz, Fransız, Amerikan mandasından bahsederken Atatürk, Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’yi başlatma yolunu seçmiştir. Anadolu’ya geçerken güvendiği bir tek şey vardı: O da Türk Milleti’nin bağımsız yaşma azmi. Türk Milleti, onun etrafında kenetlenerek düşmanların planlarını altüst edip memleketi düşmanlardan temizlemişlerdir.

Cephelerde; en ümitsiz anlarda O, mutlaka bir aydınlık yol bulup, kesin karar ve cüretli icraatla ümitsizliği ümide, çaresizliği çareye, mağlubiyeti zafere çevirmesini bilmiştir. Çanakkale’de, Sakarya’da en buhranlı anlarda birliklerine verdiği emirlerle zaferler kazanmıştır.

Mustafa Kemal’ in yıldızı önce Çanakkale’de doğmuş, Kafkasya’da Filistin cephelerinde devam etmiş, Sakarya ve Afyon-Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde doruk noktasına çıkmıştır.

Mustafa Kemal’in komutanlığını en somut şekilde belirleyen büyük olay Türk İstiklâl Savaşı’dır. O’nun büyük eseri, bir dizi başarılı muharebelerin yer aldığı bu mücadeledir ki, bir destan gibi Askeri Tarihi ve Türk Tarihini süslemiştir. Bu büyük mücadele O’nun sevk ve idaresi altında sürdürülmüştür

Askeri stratejide, silâhlı kuvvetlerin amacı olan düşmanın imhası gerçekleşebilmiştir. Bu, yeteri kadar güçlü kuvvetin belli bir bölgede toplandıktan sonra azimle ve cesurane bir şekilde hedefe yöneltilmesi ile başarılmıştır. Mustafa Kemal şöyle der: "Zafer, zafer benimdir diyebilenin; başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir."

ATATÜRK Milli Mücadele davasına, ulusa olan sonsuz güveni ile başlamış ve Amasya Genelgesi ile "Milletin İstiklâlini yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır." formülünü getirmiş, ulusunu haksızlık ve esarete karşı harekete geçirmiştir. Kendine özgü bir renk ve karakter taşıyan Milli Mücadelenin başarısında ulusa olan inançla hareket edilmiş ulusal bağımsızlık davasına hem meşruluk kazandırmış hem de güç kazanılmasında başlıca etken olmuştur.

Türk orduları Yunan ordularını denize dökünce İngiltere Parlamentosunda heyecanlı bir sahne yaşandı. Celse açılınca İşçi Partisi lideri Mac Donald kürsüye gelerek; "Nerede Başvekil Lloyd George? Bize ne söz verdi sonuç ne oldu? Hazineden büyük paralar alıp bizi boş yere masraflara soktu. Hani Boğazlar bizim olacaktı? Hani Anadolu taksim olacaktı? Heyhat hiçbiri olmadı. Bunun hesabını bize versin" dediği zaman Lloyd George, yavaş yavaş kürsüye geldi. "Arkadaşlar asırlar; pek nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhiyi asrımıza Türk ordusu yetiştirdi. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelir. " demiştir.

General Mac Arthur’un şu sözü ATATÜRK’Ü çok güzel anlatmaktadır. "Askerlik dehasıyla insanlık ülküsünü ATATÜRK kadar benliğinde birleştirmiş bir adam tanımıyorum."

ATATÜRK bir bilim adamı değildir, ancak; gerek asker olarak, gerekse idareci olarak her konuya bilimsel bir yaklaşımla eğildiği inkâr edilmeyecek bir gerçektir. ATATÜRK'ÜN bütün zaferlerinde, O’nun yararlandığı en etkili silâhlardan birincisi zekâsı ve dehâsı, ikincisi de bilimsel yöntemi kullanmaktaki ustalığı ve bilime olan saygısıdır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra ATATÜRK'ÜN "Asıl iş şimdi başlıyor." sözleri ile ulusal hareketin ikinci ve belki de esas aşaması olan çağdaşlaşma hamlesine hız verdiğini görüyoruz. Zaten ATATÜRK'ün evrensel niteliklerinden biri de çağdaşlaşma lideri olmasıdır.

Türk Milleti için bağımsızlık, saygınlık, seçkinlik ve üstünlük sağlam çabası veren Ulu Önder Atatürk; “Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar” diyerek çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak gibi büyük bir hedef belirtmiştir.

Atatürk, kahraman bir asker olmasına rağmen millet egemenliğini tercih eden liderlerden biridir. Daha Amasya Genelgesi’nde Cumhuriyet yönetiminin izlerine rastlamak mümkündür.

 Atatürk, her zaman Türklüğü ile övünmüş gelmiş geçmiş en büyük Türk Milliyetçisidir. “Benim yaradılışımda fevkalade olan bir şey varsa Türk olarak dünyaya gelmemdir”, “Ne mutlu Türk’üm diyene” Herhalde bu cümleler O’nun Türklüğü ile ne kadar iftihar ettiğini göstermeye yeter.

 Atatürk, Türk Milleti’nin asaletine ve kabiliyetine büyük güven duymuş ve adeta ona hayran olmuş bir kimse idi. Ona göre “Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır.”, “Türk’e müspet ve iyi bir şey veriniz, bunu reddetmesi ihtimali yoktur” O bu milletin fertlerine Türklüğü ile övünmelerini, çalışmaları ve güvenmelerini istemiştir. Ona göre “Türk’ün haysiyet ve izzet-i nefs ve kabiliyeti çok büyük ve yüksektir. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır”.

Atatürk, tarihte cesaretiyle ün salmış en gözü pek komutanlar kadar cesurdur. Fakat onun cesareti öfkenin emrinde olan bir cesaret değildir. Onun cesareti bilgi ile kanatlanmış, ileri görüşlülük ve soğukkanlılığı ile kuvvetlenmiş, her zaman aklın kontrolünde olan bir cesarettir.

 Atatürk kendisini milletine adamış, milletinin asla batılı zihinlerin söylediği gibi “barbar” olmadığını, tarihin derinliklerinden gelecek sesler ve belgeler ile ortaya koymaya çalışması, onun milletini çok sevdiği ve çok iyi tanıdığının bir ispatı olmuştur.

 Atatürk, Türk Milleti’nin ne istediğini ve neye ihtiyacı olduğunu çok iyi bildiğinden inkılapları da çok başarılı olmuştur. Başarısının sırrı burada yatmaktadır. Bu çalışma ve mücadelesinde Atatürk, Türk Milletini ve Cumhuriyetini, maddi olduğu kadar manevi değerleri ile de sağlam temellere oturtmasını bilmiş, çok sevdiği gençlik ise onu yüceltmiştir.

 Atatürk’ün bütün hizmetlerde esas aldığı hedef milleti ve onun birlik ve beraberliği olmuştur. Türk Milleti’nde sezdiği kabiliyet ve kudret, çok güvenmesine, milletinin tarihine sımsıkı sarılmasına, milletinin her zaman yanında olmasına yetmiştir. O, dediklerinin hepsini yaptı. Yapamayacağı şeyi asla vaat etmedi. Bir devlet şefinin kendisini millete sevdirebilmesi için belki ilk şart bu değil midir?

Atatürk, Türkiye’ye kültür yönünden büyük bir merhale getirmiş ve bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!” sözü ile noktalamıştır. Bunun yanı sıra sanatın çeşitli yönleriyle ilgilenmiş, Osmanlı sosyal yapısının çağa ayak uyduramamış kurumlarının yerine çağdaş bir devlet kurmaya çalışmıştır. Sanatçı kişiliğin herkese has olmadığını, sanatçıya verdiği önemi de “Efendiler, hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta cumhurreisi olabilirsiniz fakat sanatkar olmazsınız” sözü ile vurgulamıştır.

 Atatürk dünya barışının sağlanmasında etkili olmuş ender büyük insanlardandır. O yalnız bizim değil, bütün insanlığın mutluluğu için birbirlerine kin değil saygı duymak, sevmek gerektiğini, kurulacak dostluklarla sağlanacak olan gelişmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışır. Atatürk, “İnsanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bu vücudun bir uzvu saymak icap eder. Bir vücudun bir ucundaki acıdan diğer bütün uzuvlar müteessir olur” diyerek dünya barışının sağlanmasının önemine işaret etmektedir.

 Mustafa Kemal Atatürk ezeli düşman tanımazdı. Bunun için de hatasını anlamış olan Venizelos’un dostluk kurmak için uzattığı eli sıkmıştır. Çünkü “Kazandığı zaferleri aşırı taleplerle tehlikeye atmamak” gibi bir özelliği vardı

 Dünya barışı için nerede ve ne zaman bir adım atıldıysa Atatürk bu teşebbüsü gönülden karşıladı ve yardımcı olmaktan geri kalmadı. Mükemmel bir asker olmasına rağmen savaş taraftarı değildir. Şu sözleri bu özelliğini çok güzel ifade eder: “Harpçi olamam. Çünkü, harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim”

 Atatürk, aynı zamanda ekonomi ile yakından ilgileniyordu. Daha barış yapılmadan İzmir’de I. İktisat Kongresi’nin toplanması onun bir milletin istiklal ve refahı için ekonominin ne kadar önemli olduğunu çok iyi kavradığını göstermektedir. Muharebe meydanlarının yenilgi bilmeyen dâhi komutanı bir konuşmasında “Arkadaşlar bundan sonra çok mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil, iktisat ve ilim zaferi olacaktır. Askerî zaferlerimizle mağrur olmayalım. Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım” demek suretiyle bilimin toplum açısından anlam ve önemini dile getirmiştir.

Tarihi ve sosyolojik gelişmelerin oluşturduğu Türk İnkılabı bir fikir ve idealin dile getirilişi ve uygulamada da başarıya ulaşmasıdır. Türk İnkılabı fikir ve ideal yönüyle Kemalizm veya Atatürkçülük diye ifade edilir. Türk İnkılabının fikir gücü ve dayandığı temel prensipler de Atatürk İlkeleri olarak belirtilir.

Atatürk ilkeleri; Ana İlkeler ve Bütünleyici İlkeler olmak üzere ikiye ayrılır.

Ana ilkeler: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, İnkılapçılık, Laikliktir. Bu ilkeler 1937 yılında anayasaya girdi.

Bütünleyici ilkeler: Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, Yurtta Barış, Cihanda Barış, Akılcılık-Bilimsellik, İnsan ve İnsanlık Sevgisi

Atatürk ilkelerinin amacı, Türk milletinin birlik, beraberlik içinde onurlu ve mutlu bir hayat sürmesini sağlamaktır. Bağımsız ve güçlü bir Türkiye, ulaşılmak istenen başlıca hedeftir. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişmesi, güçlenmesi ve sonsuza kadar bağımsız yaşaması varılmak istenen nihaî sonuçtur. Bunun için yeni Türk devleti, Atatürk ilkeleri ile çağdaş temeller üzerinde kuruldu.

Atatürk İlkeleri doğrultusunda yapılan İnkılaplar şu ana başlıklar altında toplanabilir.

SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR:

1.Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
2.Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
3.Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

 HUKUK ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR

1.Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi (20 Ocak 1921)
2.Türk Medeni Kanunun Kabulü (17 Şubat 1926)
3.Borçlar Kanunun Kabulü (4 Ekim 1926)
4.Ceza Kanunun Kabulü (1926)

TOPLUMSAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

1.Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılması (30 Kasım 1925) “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olmaz, en doğru en hakiki yol medeniyet yoludur
2.Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)
3.Takvimde Değişiklik (26 Aralık 1925) (1 Ocak 1926)
4.Ölçülerde Değişiklik (1931)
5.Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
6.Kadınlara Belediye Seçimlerine Katılma Hakkının Verilmesi (1930)
7.Kadınlara Muhtarlık Seçimlerine Katılma Hakkının Verilmesi (1933)
8.Kadınlara Milletvekili seçme ve seçilme seçimlerine katılma hakkının verilmesi (1934)

 EKONOMİ ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR

1.Birinci İzmir İktisat Kongresinin toplanması (17 Şubat 1923)
2.Aşar Vergisinin Kaldırılması (1925)
3.Kabotaj Kanunun kabul edilmesi (1 Temmuz 1926)
4.Teşvik-i Sanayi Kanunun çıkarılması (1927)
5.Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının uygulanması (1934)

EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR

1.Tevhid-İ Tedrisat Kanunun kabul edilmesi (3 Mart 1924)
2.Yeni Türk Harflerinin Kabulü (1 Kasım 1928)
3.Türk Tarih Kurumu’nun Açılması (1931)
4.Türk Dil Kurumunun Açılması (1932)

Atatürkçülüğün önemini korumasının bir tek sebebi vardır: O da aklın ve bilimin önderliğinde ortaya çıkması. Atatürk’ün yaşadığı devrin liderlerine baktığımız zaman bir çoğunun unutulmuş, hatta bazılarının hatırlanmasından o milletler bile rahatsız olurken Atatürkçülük her geçen gün daha da güçlenerek varlığını devam ettirmektedir. İşte Atatürk’ü çağını aşan dünya liderlerin bir yapan özelliklerden bir tanesi.

Mustafa Kemal’in şahsında biz, yalnız kudretli bir asker, kudretli bir devlet kurucusu ve çağdaş bir inkılapçı değil, çağımız ölçüsünde bir üstün insan görüyoruz. Onu gittikçe daha iyi anlıyor, onu gittikçe daha iyi anlayarak ona bağlanıyoruz. Onunla gittikçe daha sevinerek övünüyoruz. Hem seziyoruz ki, yarın onu yalnız biz Türkler değil, bütün insanlık alemi de, daha iyi anlayacak ve daha çok yüceltecektir.

Seni saygı ve şükranla anıyoruz...

ATATÜRK  SAYFASI