OSMANLI RUS SAVAŞI

OSMANLI  RUS  SAVAŞI

1875’te  Bosna-Hersek,  arkasından  Bulgar  ayaklanmaları  patlak  verdi.Osmanlı  Devleti’ne  karşı   ayaklanan  Balkan  Hıristiyanları Avrupa’da  büyük  sempati  topladı.Rus  ve Avrupa  gazetelerinin zembereği  boşandı.Osmanlı  yönetimi  yerin  dibine  batırılıyor,  ayaklanan  Osmanlı  Hıristiyanları  ise   alkışlanıyor,  yüceltiliyordu.Devlete  sadık  kalan   Osmanlı  Ermeniler’i Balkan  Hıristiyanlarına   özenmeye  başladılar.
Tersane Konferansı  arefesinde  İstanbul  Ermeni  Patriği Nesre, İngiliz  Büyükelçisine çıktı.”Cemaatim  pek heyecanlıdır” dedi. ve “Avrupa Devletlerinin  sempatisinin    kazanmak  için  ayaklanma  çıkarmak  gerekiyorsa  (Ermeniler  arasında  da)  böyle  bir  hareket  yaratmak  hiç te  güç  olmayacaktır”  diye  ekledi.
1877-78  Türk-Rus  Savaşı,  Türk  Milleti  için  pek  büyük  bir  felaket ,  Osmanlı  Ermenileri  için  ise  bir  fırsat  oldu.Anadolu’nun  kimi  uzak yerlerinde  Ermeni  çeteleri   eli  silah  tutan  Türkler’in  cephelere  gitmelerini  fırsat  bildiler.Gün  bu  gündür  deyip  Türk-Müslüman  köylerine  saldırdılar.
İstanbul  Ermenileri’ne  gelince ,  onlar 1877-78  Türk-Rus  Savaşı  başlayınca   Osmanlı  Devleti’ne  bağlı  göründüler.Ama  savaşın   gidişatı   tersine  dönünce ,  özellikle  Plevne’de Osman  Paşa  teslim  olunca  İstanbul  Ermeni  Patrikhanesi  yüzseksen  derecelik   bir  dönüş  yaptı.Patrikhane  ve Ermeni  aydınları Osmanlı  Devleti’ne  sırt  çevirip Ruslar’a  yöneldiler.Ocak 1878’de  kılıç  artığı onbinlerce  Rumeli   Türk  göçmeni ,  kar,  buz, balçık,  çamur içinde bata  çıka   Rus  kuvvetleri  önünde  Trakya’da   yol  almaya,  canlarını  İstanbul’a  Anadolu’ya atmaya  çalışıyorlardı.Bozguna  uğramış  olan  Rumeli  boşalıyor,  perişan  Türk kitleleri  Avrupa’dan  Ön  Asya’ya ,  Anadolu’ya   dönüyorlardı.Ermeni  Patriği  Nerses  Efendi,  Rus  Başkomutan   Vekili Grandük  Nikola’nın   huzuruna  çıktı.Ermeni  cemaatinin  Rus  Çarı’na  bağlılığını  arzetti.
Patrik  Narses  Efendi,  Grandük  tarafından  kabul  edilir.Rus  geleneklerinin  aksine,  Patrik , Grandük’ün  elini “Türkiye’deki  Ermeni   vatandaşları   adına”  öper  ve  der ki;
“Size  bir  harita  ve talep  listesi   sunuyorum.Türkiye’de  Ermeniler’in  çoğunlukta  olmamalarına  rağmen,  devlet  kuramadıkları,  kendi  vatanlarının   sınırlarını  belirleyen  bu  haritayı  inceleyiniz.Hakkımızı  veriniz.Burada  derhal  bir  Ermeni  Devleti  kurunuz.Size  İsa  ve  Ermeni  halkı  adına   teminat  veriyorum  ki,  bu  devlet  Rusya’nın sadık  bir  parçası  ve  kölesi   olacaktır.”
Bizimle  birlikte  yaşadıkları   süre  içinde ,  iki   kere  sadrazamlığa  kadar    yükselmiş  ve  devletin  bütün  mertebelerinde  görev  alan Ermeni  vatandaşlarımız bu  müddet  içinde  hiç  köle  olmamışlardı da şimdi  Ruslar’a köle  olmayı  teklif  ediyorlardı.Aslında Rusya’nın  hedefi içinde  Ermeni  olmayan  bir  Ermenistan  Devleti  kurmaktı.
General İgnatieff’in  Osmanlı  Hariciye  Nazırı  Saffet  Paşa’ya  dikte  ettiği  3  Mart 1878  tarihli  Ayastefanos (Yeşilköy)  Antlaşması’na  Ermeniler’le  ilgili  şu  madde  eklendi:
“Madde  16-Ermenistan’da (Doğu  Anadolu’da)  Rus  işgalinde  bulunan   ve  Türkiye’ye geri  verilecek  olan  toprakların  Rus  askerince  boşaltılması,  oralarda ,  iki  devletin  (Türkiye  ve  Rusya’nın)  iyi  ilişkilerine zararlı   karışıklıklara  yol  açabileceğinden,  Bab-ı Ali (Osmanlı  Hükümeti),  Ermeniler’in  yaşadığı   vilayetlerde  yerel  durumun  gerektirdiği   iyileştirmeleri  ve reformları   zaman  yitirmeden   gerçekleştirmeyi  ve Kürtler  ile  Çerkesler’e  karşı Ermeniler’in   güvenliğini  sağlamayı   üzerine  alır.”
Ayastefanos   Antlaşması,  İngiltere’yi  telaşlandırdı.Kars,  Ardahan  ve  Batum’un Rusya’ya  katılması ,  Ermeniler  üzerinde  Rus  nüfuzunun  artması   ve  Rusya’nın  Doğu’da prestij  kazanması  İngiltere’nin  “hayati  çıkarlarına”  ters  düştüğü  değerlendirildi.İngiltere’nin  Hindistan  İmparatorluğu’na  giden   birinci  yol   Süveyş  Kanalı’ndan ,  ikinci  yol Doğu  Anadolu’dan  geçiyordu.Doğu  Anadolu  Asya’da İngiliz-Rus  rekabetinin   bir  düğüm  noktası  olarak   görülüyordu.İngiltere  Dışişleri  Bakanı  Lord Salisbury’a  göre  Rusya’nın  Kars,  Ardahan  ve Batum’u  alması ,  geri  olan  halk  kitleleri   üzerinde  öyle  derin  etkiler yaratacaktı  ki ,  sonunda  bu  kitleler ,  özellikle  Osmanlı  Ermenileri  Rusya’nın  kucağına  düşeceklerdi.Bunun  sonucunda  Osmanlı  Devleti’nin  Doğu  Anadolu  toprakları   bir  defa  daha  parçalanıp  Rusya  tarafından   yutulabilecekti.
İngiltere,  Ayastefanos  Antlaşması’nı   değiştirmek  için  hemen  harekete  geçti.4  Haziran 1878  günü  İngiltere  ile  Osmanlı  hükümeti  arasında  ikili  bir  antlaşma  imzalandı.”Kıbrıs  Antlaşması”  olarak  ta  bilenen bu antlaşmaya  göre ,eğer  Rusya , ilerde  Osmanlı  Devleti’nin  Asya  topraklarından  bir  bölümünü  ele  geçirmeye  kalkarsa , İngiltere Osmanlı Devleti’nin  yardımına  koşacaktı.Bu  olası  yardıma  karşılık Osmanlı  Devleti  Kıbrıs  adasının  yönetimini  İngiltere’ye  bırakıyordu.
18  Temmuz 1878  günü imzalanan  Berlin  Antlaşması’nda Osmanlı  Ermenileri  ile  şu  özel  madde   yer  aldı:
“Madde 61:Bab-ı Ali  (Osmanlı  Devleti) Ermeniler’in  yaşadığı  eyaletlerde  yerel  ihtiyaçların  gerektirdiği   reformları  geciktirmeden  yapmayı  ve  Çerkes  ve Kürtlere  karşı  Ermeniler’in   huzur  ve  güvenliğini  sağlamayı  taahhüt  eder.Bu  hususta  alınacak  önlemleri   büyük  devletlere   bildirecektir  ve devletler  de  alınan  önlemlerin  uygulamasını   gözetleyeceklerdir”
Doğu  Anadolu’da  yapılacak  reformlar  sonunda Ermeniler,  İngiliz veya Avrupa protektorası  altında  serpilecek ,  güçlenecek ve  siyasi  bakımdan  hazırlanacaklardı.Sonra  dışarıdan Doğu  Anadolu’ya  Ermeni  nüfusu   getirilecekti.Böylece  bölgede Ermeni  nüfusu  artacaktı.Ama  ne  kadar  artarlarsa  artsınlar Ermeniler  yine  azınlıkta  kalacaklardır.Onun  için  ikinci  adım   olarak ,  Türk  nüfusu  Doğu  Anadolu’dan   peyderpey   uzaklaştırılacaktı.Geriye  Ermeniler,  Kürtler  ve  Süryaniler   kalacaktı.Süryaniler’le  Ermeniler mezhep  ayrılıkları  bir  kenara  bırakılıp   kaynaştırılacaktı.Kürtler  ise “silah  zoruyla  hizaya  getirilecekler”,  Ermeniler’le  birlikte yaşamaya  zorlanacaklardı.Bütün  bunlar “Reformların  uygulaması”  kisvesi  altında  yapılacaktı.Zamanı  gelip  Osmanlı  Devleti  çökünce  de  Ermeniler’e  bağımsız  bir  devlet  kurdurulacaktı.Ancak  bu  devlet  kendi  ayakları  üzerinde  duramayacağından ,  bunun  üzerinde “güçlü  bir  İngiliz protektorası”  kurulacaktı.Böylece  Rus  yayılmasına  bir  set  çekilecekti.
Ermeni meselesi gündeme geldiğinde ,Osmanlı tahtında yeni padişah II.Abdülhamit vardı.II.Abdülhamit Ermeni meselesi ve Doğu Anadolu ıslahatı konusunda çok kararlı bir tutum sergilemiş ve Berlin Kongresi’nde öngörülen hususları hiçbir zaman yürürlüğe koymamıştır.Alman elçisine söylemiş olduğu şu sözler, onun tutumu hakkında yeterli bir fikir vermektedir: ”Ölürüm de Ermenilere muhtariyet hakkı tanıyan Berlin Antlaşması’nın 61.maddesini uygulatmam.


İlhan  BARDAKÇI:İmparatorluğa Veda s:142-143

Bilal N. ŞİMŞİR:Ermeni  Gailesinin  Tarihsel  Gelişimi  Üzerine

Vahdettin ENGİN:Terörün Tahta Uzandığı Gün  Tarih ve Medeniyet Dergisi S:10-11 Sayı:5 Temmuz 1994

ERMENİLER  SAYFASI