|
Osmanlı’da misyon faaliyetleri münferit kiliseler,
hastaneler ve halkın içine herhangi bir yolla girmiş Müslüman kılıklı
papazlar vasıtasıyla yapılamaktaydı.
İngilizler, Müslüman memleketlerde Hıristiyan kültürünü yaymak için
hususi suretle yetiştirilmiş elemanlar hazırlamaya başlamıştır.Bu müesseselerde
yetişmiş bir İngiliz misyonerinin anlattıklarını takip etmekle oldukça
vazıh bir fikir elde edebiliriz.”Misyonerler çocuk iken hizmete alınır,
yapacakları vazifeye göre ilmen, ahlaken ve fikren yetiştirilirler.Şöyle
ki, İngiliz misyoner cemiyeti her sene bütün orta mektep talebesinin
zekilerinden otuz kırkını seçerek himayesine alır, onları kabiliyetlerine
göre üçer-beşer ayırarak muhtelif memleketlerde yetiştirir.Bu çocuklar
o memlekette sefaret veya konsolosluklara tevdi edilir.Bu şekilde
bir arkadaşı ile beraber İstanbul’daki İngiliz sefaretine verilen misyoner
namzedi, sefir vasıtasıyla bir Müslüman ismi altında bir Müslüman
ailesine evlatlık olarak yerleştirilir ve mahalle mektebinden başlayarak
medrese tahsiline kadar tam bir Müslüman çocuğu halinde yetişmiştir.Sonraları
bir Ermeni’den Fransızca dersi alarak Bab-ı Ali Terceme Kalemi’ne girmiş
ve orada baş halifeliğe kadar yükselmiştir.Nihayet Protestan cemiyetinden
program ve talimat hazırlamak vasıtasıyla İngiltere’ye çağırılır ve başındaki
sarığı atıp bir şapka geçirerek memleketi terk eder.”
Hıristiyan kültürünün yayılmasında en çok üzerinde
durulan müesseselerden biri de hastanelerdir.Bilhassa büyük harpte,
harbin getirdiği sefalet ve hastalıklara duçar kalan halk üzerinde
bu hastanelerin büyük tesiri olmuştur.Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti’nin
neşrettiği elli senelik kitapta hastanelerin rolü şu tarzda belirtilmektedir.
“Tıbbi misyonlar İncil öğretiminin öncüleridir.Bunlar
başka bir envanjelin ağacı dikilmesi imkansız olan yerlerde fidan yetiştirebilirler.Doktor,
diğer misyonerlerle ne bir münasebeti olan , ne de bu münasebeti isteyen bir
çok insanı doğrudan doğruya kabul edebilir.Bir hekim nerede olursa olsun
bir dispanser açtığı zaman , şifa verici mahareti yüzünden kendisine
başvuranlarla kuşatılır.Bu yobaz bir İslam mollası veya bir fakir onun
elini öpecek ; kör –topal , mefluç insanların , can çekişen ana babaların
İsa’ya hazin yakarışlarını andıran bir sesle ona yalvaracaklardır.”
Bütün bunların yanı başında laik kültür müesseseleri
olan kolejlerdeki tedrisat ve idarede aynı propaganda faaliyeti görülmektedir.Bunun
en bariz misalini Bursa Amerikan Koleji vermektedir.Talebe arasında
bilhassa fakir olanların ücretlerinde indirim yapılarak veya kendilerine
mektep dahilinde ücretli bir iş verilerek müesseseye minnettar bırakılmakta,
daha sonra yapılan yardımın Hz.İsa’nın lütfu olduğu söylenerek
dini ve ahlaki telkin yapılmaktadır.Bu çocukların çoğu da henüz rüştünü
etmemiş olanlardı.
18.y.y’ın sonlarına doğru bağımsızlığını kazanan Amerika Devleti’nin
istikbali ticaretteydi.Amerikan ticareti Batlık, Lovant
(Orta Doğu) ve Uzakdoğu olmak
üzere üç yönde gelişebilirdi.Ancak bu gelişme yollarının üzerinde
bazı engeller, denizcilerin diliyle mayınlar bulunmaktaydı.Bu mayınlardan
kurtulmak için Amerika’nın donanmaya ihtiyacı vardı.Aslında donanma
işin “yüzü sert ve soğuk” yanıydı.Bir
de ”yüzü sıcak” sempatik ve insancıl
olan bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.Zira Akdeniz’de dolaştırılacak
bir firkateynin yıllık masrafı 80.000 dolarken bir misyoner
ailenin yıllık gideri 1000 doları dahi bulmuyordu.
1797’de, 1804’te , 1811’de Amerika Osmanlı Devleti’ni ticari potansiyel
olarak görürken , 1819’dan itibaren Amerika’nın Türkiye’ye bakış
açısı değişmiş, ticaretle girdikleri Osmanlı Türkiyesi'ndeki durumun
müsaitliğini kavrayıp misyoner faaliyetlerini yürütebilecekleri
bir dönemi başlatmışlardır.
Amerika’nın dışa yönelik misyoner örgütü “American
Board” adlı misyoner örgütünün 1810 yılında Boston’da
kurulması ve bu örgütün 1819 yılında Türkiye’yi programına alması,
1820’lerden itibaren de ilk misyonerlerini Anadolu’ya göndermesi,
bunun yanında Amerikan Protestan Kilisesi’nin hedef kitle olarak
Türkiye Ermenileri’ni seçmesi ve bu yönde Anadolu’da Ermeniler
üzerinde faaliyet göstermesi ve Amerika’da siyasi Ermeni hareketinin
de filizlenmesini gerçekleştirmiştir.
American Misyoner Örgütü’nün sekreteri Judson Smith , yukarıdaki
rakamların bir bölümünü sıraladıktan sonra:”Bütün bu
asil hizmetlerimiz, Ermeni milletini bize karşı sonsuz sevgi
ve şükran duygularına gark etti ve Ermeniler’in yüreklerini
çelik bir çengelle misyonerlere bağladı.Artık Ermeni milleti ,
bu koruyucularının ve velinimetlerinin elinde bir balmumu parçası
gibidir.”
Amerika’nın en güçlü misyoner örgütü American Board 1819’da Hırıtiyanlığın
çıkış noktası olan Orta Doğu’yu programına aldı.Çünkü onlarca Protestan
misyoner örgütün ortak noktalarında Orta Doğu- özellikle de Anadolu ve
Rumeli- Amerika’nın en büyük misyoner örgütü olan American Board’da ihale
edilmişti ve örgütün yirmisini yeni tamamlamış, belki de bıyıkları
bile terlememiş iki genç temsilci Pliny Fisk ve Levi Parsons, şubat 1819’da
Amerikalı gemici Yankeler’in alkışları arasında İzmir rıhtımından Osmanlı
topraklarına ayak basıyorlardı.Andover Misyonerlik Koleji’nde bu vazife
için yıllarca eğitilen bu iki öncü misyonerin yapacakları ilk iş ellerine
verilen talimatta da açıkça belirtildiği gibi misyonerlik için yeni alanlar,
yeni tarlalar tesbit etmek, bir ön çalışma ile bölgedeki halkın dini,
siyasi, sosyal , ekonomik ve ahlaki durumlarının bu faaliyete müsait
olup olmadığını Boston’a American Board’ın merkezine rapor etmekti.Onlara
iki hedef gösterilmişti:Müslümanlar ve Yahudiler!.Ancak bu hedefin arkasında
görünmeyen bir büyük hedef daha vardı.Levi Parsons, Şubat 1819’da İzmir
rıhtımından karaya ayak basar basmaz Boston’daki merkezine yazdığı ilk
raporunda bunu gayet açık ifade ediyordu:”İzmir’e geldikten
sonra içimde güçlü günah İmparatorluğu’nu (
Osmanlı’yı) yıkmak için var olan duygular bir kat daha arttı”.
Kolay çalışma açısında Anadolu çeşitli
misyonlara bölünmüştü:Bunlar Ermeni misyonu (Özellikle Doğu Anadolu
başta olmak üzere Ermeniler’in yaşadığı her yer), Bulgar misyonu (
Bulgaristan’da), Asur misyonu (Diyarbakır ve çevresinde Kürtlere yönelik
olarak), Nasturi misyonu (Doğu Anadolu Hakkari çevresinde), Suriye
misyonu(Şam ve çevresinde)şeklinde örgütlenmişlerdir.
Anadolu’ya gelen misyonerlerin ilk tespiti şu olmuştur:Dinlerinin batıl
olduğuna inandıkları Yahudileri de, “dinsiz ve heretik(sapık)” olarak
suçladıkları Müslümanları da Hıristiyanlaştırmak mümkün değildi.Çünkü
Yahudiler, adil Osmanlı devlet düzeninde bütün ibadet ve geleneklerini
korumuşlar, dahası azınlık psikolojisi ile günden güne daha çok birbirlerine
kenetlenmişlerdi.Müslümanlara gelince onları Hıristiyanlaştırmanın önündeki
engel daha da güçlü idi.Onun için yeni hedefler, yeni kitleler, yeni
politikalar bulmak gerekiyordu.Bunda da fazla gecikmeyeceklerdi.Çünkü
eski Doğu kiliselerine mensup milyonlarca Hıristiyan , Rum, Ermeni, Arap,
Nesturi, Bulgar v.b. onları bekliyordu.Bu misyonerlik tarihinin belki
en önemli fırsatlarından biri idi.Her bir topluluk Orta Doğu’nun kapısını
misyonerlere açacak birer anahtar rolü oynayabilirdi.Hemen çalışmalar
bu yöne kaydırıldı.Bu çalışmalarda Ermeniler’e özel bir önemin verildiği
görülmektedir.
Amerikalı misyonerler Osmanlı ülkesinde ilk kalıcı merkezi 1831’de İstanbul’da
Ermeniler’e yönelik faaliyette bulunmak üzere açarken , ilk Amerikan
Misyoner Okulu da 1834’te İstanbul Beyoğlu’nda Ermeni çocuklar için açıldı.Bu
sebeple de misyonerlere ilk tepki İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’nden
geldi.İngilizlerin de desteği ile misyonerler İstanbul’dan sonra İzmir,
Antep, Merzifon ve Maraş’ta Ermeniler’e yönelik eğitim müesseseleri kuracaklar,
hatta Harput’ta kurdukları koleje “Ermeni Koleji” adını
vermekten bile çekinmeyeceklerdir.Ancak Müslüman Türk halkının tepkisi
ve II.Abdülhamit’in basireti sebebi ile bu ad “Fırat Koleji” olarak
değiştirmek zorunda kalacaklardır.
American Misyoner Örgütü Boston Merkez sekreteri Judson Smith,
1893 yılında, “Hamdolsun, Çanakkale ve Akdeniz kıyılarından Rus
sınırına ve Karadeniz’den Suriye sınırına kadar , Türkiye’nin hemen
hemen bütün kent ve köylerine erişebildik” diyordu.Gerçekten
erişmişler, her Ermeni köyüne ulaşmışlar, hatta her Ermeni evinin
içine girmişlerdi.
Gerçekten de American Board Misyoner Örgütü , “Türkiye’de o kadar
muazzam çalışmıştı ki, 1893 yılına kadar Türkiye’de 1317 misyoner
görev yapmaktaydı ve 1893 yılına kadar Türkiye’de 3 milyon İncil
ve yaklaşık 4 milyon da değişik kitaplar dağıtılmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Protestan misyonerlerin gayretlerine
hedef olan Ermeniler’in dini, kültürel ve sağlık konularına eğilmişler,
bu toplumu kendi kiliselerine çekebilmek için görkemli tapınaklar
, okullar vb hastaneler açmışlardır.Misyonerlerin Ermeni komitecilerine
maaş da bağladıkları kaydedilmektedir.Protelizasyon faaliyetlerinde başarılı
olabilmek gerekli maddi yardımları da anavatandan temin edebilmeye
bağlıydı.İngiltere, dış politika amaçları doğrultusunda davrandıkları
sürece misyonerlerin bu çabalarına katkıda bulunacaktır.İlginç olan Amerikan
misyonerlerinin de –Protestan mahmiler yarattığı ölçüde- adeta İngiltere’nin hesabına
çalışmalarıdır.Misyonerler uğraşlarının zor ve kutsallığı derecesinde
ödüllendirilebileceklerini bildikleri için Osmanlı İmparatorluğu idarecilerini
canavarlaştırıp, gayr-ı Müslim azınlıkları mazlumlaştırmaktan kaçınmadılar.Düzmece
hikayelerle batı kamuoyunun merhamet hislerine hitap ederek Batı’dan
önce maddi yardım , daha sonra ise diplomatik destek elde ettiler.Fakat
bu arada Batı efkarı misyonerlerin ifadelerini tereddütsüz kabullendiği
için kilisenin himayesi altında Türk düşmanlığı doğdu.Bab-ı Ali, Ermeniler
arasında zararlı propaganda yapan misyonerleri Türkiye’den ihraç etmeye
kalkınca Büyük Güçlerin protestosu ile karşılaşıyor ve sonuçta
bu faaliyetlere engel olamıyordu.Gerek Patrikhaneye bağlı cemaat okullarında
ve gerek misyonerlerin açmış olduğu kolejlerde Ermeni gençleri Fransız
Devrimi’nin milliyet ilkeleri ile tanıştılar.Aynı sınıflarda kendilerine
Ermenistan coğrafyası, yüceleştirilmiş edebiyatı ve efsaneleştirilmiş
tarihleri öğretildi.Kısaca gençler milli bilinçlerini bu kurumlarda kazandılar.Yine
bu okullarda okutulan ders kitaplarının içeriği bize Ermeni gençlerinin
nasıl Türk düşmanlığı ile doldurulduğunu göstermektedir.Öğrencilere verilen
defterlerde mutlaka Ermenistan haritası,Ermenistan timsali ve arması
bulunuyordu.Ders dışında ise onlara şiirler okutularak, piyesler verdirilerek
Ermenistan için ayaklanmaktan başka çarenin kalmadığı teması işleniyordu.
Mekteplerdeki eğitim ve öğretimin yanı başında beden terbiyesi ve izcilik
gibi faaliyetler de gençleri bu kültür dairesine almakta birer vasıta
olarak kullanılıyordu.
Kısıtlı siyasal fakat giderek
yoğunlaşan iktisadi ilişkilerin ötesinde A.B.D.’nin Orta Doğu’ya ve
özellikle Osmanlı Devleti’ne bağlayan en önemli etken , Amerikan Misyoner
teşkilatının bu ülkedeki 19.y.y.ın ilk yarısından beri okul,hastane
ve dinsel kurumlar ağıydı.American Board, Orta Doğu’da inançlarını
yayma çabalarına araç olarak kiliseyi değil de okulları kullanmayı
yeğlemişti.Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içindeki en etkin iki
Amerikan kurumu Robert Koleji (İstanbul) ve Suriye Protestan Koleji
(Beyrut)idi.Robert Kolej, Rothschilds ailesinin Fransa branşına mensup
New Yorklu tüccar Christipher Rinlender Robert’in maddi katkısıyla
1863’te kurulmuştur.Robert,Sultan Mehmet İstanbul’u
nasıl Rumeli Hisarını yaptırarak fethetti ise, kendisinin de oradan aynı
şehri -bu kez kültürel açıdan- olacağını düşünerek okulun
Bebek sırtlarında yapılmasında ısrar etmişti.1866’da kurulan Suriye Protestan
Koleji’nin tüzüğünde ise “Bu kolejin misyonerlik değeri
üzerinde olması ve her profesörün de Hıristiyan bir misyoner olmasında
ısrar ediyoruz” deniyordu.Misyonerlerin Orta Doğu Kiliselerini
ıslah etmeleri mümkün değildi.Bunun için mevcut Hıristiyan mezheplerinden
taraftar bulmak yoluna giderek Türkiye’ye Amerikan Protestanlığını yerleştirmeye
çalıştılar.Çabaların ilk etabındaki hedefleri Gregoryan Ermenileri olmuştur.
Erol GÜNGÖR: Türkiye’de
Yabancı Kültürler.Sosyal Meseleler ve Aydınlar Ötüken Yayınları İstanbul
1996
Şenol KANTARCI:”Ararat”
Filmi Senaryosundaki Tarihsel Olayların İncelenmesi
Emrah Tekin:Ecnebi
Kolejlerin Tarihi Misyonu Tarih ve Medeniyet Dergisi. Sayı:36 Mart
1997 sayfa:48
Ahmet UÇAR:Amerika’dan
Anadolu’ya Misyoner Akını Tarih ve Medeniyet Dergisi sayı:33 aralık
1996 Sayfa:46-47
Şenol KANTARCI:Ermeni
Lobisi:ABD’de Ermeni Diasporasının Oluşması ve Lobi Faaliyetleri
Mim Kemal Öke:Ermeni Sorunu
(1914-1923)
ERMENİLER
SAYFASI
|