BALTACI MEHMET PAŞA

İstanbul,  başkent  olduktan sonra Osmanlı sarayında Baltacılık  geniş  bir kadro  halinde yerleşti.Topkapı Sarayı  genişledikçe, Harem ve Enderun  kalabalıklaştıkça  Baltacılar’ın  sayısı da artıyordu.

Sarayı  muhafaza eden bölüğe Bostancı adı verilirdi.Bunların görevleri  padişahı ve sarayları  korumaktı.Bu  bölük Yeniçeri birliklerinden ayrıydı.Başlarına da Bostancıbaşı denirdi.Bunlar padişahın  şahsen  katılmadıkları savaşlara  katılmazlardı.Bostancılar, padişahtan  ve saraydan ayrılmazlardı.

Fakat  Baltacılar  silahlı  kimseler değildi.Bunların görevleri  kışın sarayları ısıtmak  ve yaz kış  saray  mutfaklarında yakılan ateş için gerekli odunları getirmek, kesmek ve  stokları her zaman yeteri kadar bulundurmaktı.

Bu  ağır  bir  işti.Bilhassa kışları , koca sarayı ısıtabilmek   bir meseleydi.Soba  henüz  icat  edilmemişti.

Koca saray, her odada  bulunan büyük  şöminelere  odunlar  doldurularak ve devamlı bir şekilde  yakılarak ısıtılırdı.Ayrıca saraya mahsus büyük mangallarda da kömür  yakılırdı.

Baltacıların  bir kısmına da Zülüflü  Baltacı  denirdi  ki  bunlar daha  çok  hareme  odun taşıyan  gençlerdi.

Baltacılar  silahsız  oldukları  için  itibarlı sayılmazlardı.Bunlara  sarayda hademe, uşak, hamal  gözüyle bakılırdı.

Fakat  Baltacılar’ın arasından , zaman zaman  çok  nüfuzlu  kimseler de  yetişmiştir.Bunların arasından  tarihte önemli roller oynayan  kimseler de  çıkmıştır.

Nitekim sarayda Hurrem Sultan  ile Turhan Sultan  arasındaki  kanlı rekabette bu zülüflü  Baltacılar’a da  bir  rol  düşmüştür.

Hurrem Sultan,  gelini Turhan Sultan’ı  öldürtmek istediği   zaman, Turhan Sultan’ın taraftarı  olan ağalar , daha  çabuk davranmışlar ve haremi basan Zülüflü  Baltacılardan biri, perde ipi ile Hurrem Sultan’ı boğarak  bu  ihtiyar kadının  dört padişah devri  sürüp gitmiş  olan saltanatına  son vermiştir.

Bazı  padişahların  Baltacılara  özel sevgileri olurdu.Bunlardan biri de deliliği ile  şöhret kazanmış olan Sultan İbrahim’di.

O kadar ki bir seferinde  kışın Edirne’ye gitmiş,  Edirne sarayında yakılan odunlar ısıtmıyor  diye  beğenmemiş, ta İstanbul’dan Edirne’ye  odun taşıtmıştı.

İşte günün  birinde bu Baltacılar’a Mehmet adında bir genç  çırak olarak alınmıştı.

Mehmet,  cahil ve  fakir bir gençti.

Fakat  gayet zeki ve ihtiras sahibiydi.

Güçlü  kuvvetli ve yakışıklı  bir gençti.Eline baltayı  adlımı  saatlerce bırakmaz, en  kalın ve sağlam  meşe kütüklerini  rahatça parçalardı.

Onun  için kısa zamanda sivrilmişti  başarmıştı.Kendisini sarayda herkese sevdirmeyi başarmıştı.

Baltacı’nın bir tek şeye  merakı vardı:Kadına.

Saraydan izinli olarak çıktığı zamanlar, soluğu hemen  Tavukpazarı’nda alırdı.Burada Yeniçeriler’in, bekar hovardaların  düşüp  kalktıkları kadınlar  vardı.O  da bir dost tutmuş ve  onu  bir odaya  kapatmıştı.Eline geçen  bütün  parayı buna yediriyordu.

Diğer boş zamanlarında ise , okuma yazma öğreniyor,  bilgisini arttırmaya  çalışıyordu.

Enderun hocalarından  birisi kendisini sevmişti.Boş vakitlerinde  ona  okuma-yazma  öğretmişti.Baltacı Mehmet’in zekası dikkatini çekmişti.Bu gençte istikbal görüyordu.

Zaten  onda  basit bir Baltacı  olmakla beraber , yükselmek ilerlemek için büyük bir  istek vardı.

İşte genç Baltacı  böylece ,  çalışkanlığı  ve zekasıyla sarayda  yavaş yavaş  göze çarpmaya  başlamıştı.

Genç Baltacı aynı zamanda sarayda dönen  çeşitli entrikaları da  öğreniyordu.Yükselmek için tek çare  bulunduğunu  kısa zamanda  anlamıştı.

Bu  çare, yıldızı parlayacak birine  bağlanmak, onun gözüne girmek, yükselmesi için  ona var  gücüyle  yardım etmekti Böylece bağlandığı  bu adamın yıldızı parladıkça , kendi yıldızı da  onunla birlikte  parlayacaktı.

Yükselmek için  her şeyi yapabilecek  kabiliyette olan  bu  adam, aynı zamanda bunun  için kuvvet sahibi  olmak gerektiğini de  anlamıştı.Zira, zeka  ile kuvvet  bir araya  gelir, talihi de yaver giderse , büyük mevkilere sahip olmak işten bile değildi.

Günler,  aylar ve yıllar  geçerken, genç Baltacının  yavaş yavaş yükselmekte olduğunu görüyoruz.

Çorum’un Osmancık kasabasından  basit bir çiftçinin  oğlu  olan Baltacı  Mehmet Ağa,  ilk olarak  Kızlar Ağası  Yusuf Ağa’nın  tavsiyesiyle  Baltacılıktan  ufak çapta  bir Saray Katipliğine geçmişti.Sesi  de güzel olduğundan,  okuma yazma  ile beraber  musikiyi de öğrenmişti.Saray camiinde  bir ara müezzinlik bile  yaptı.Yüzü gözü temiz olduğundan  kendisine Pakçe Müezzin  adı verilmişti.

Bu   sırada kendisine Kayseri köylerinden birinden Eski Saraya Baltacı  olarak gelmiş ve yükselmeye   başlamış olan Ahmet Ağa’yı  örnek tutmuştu.İleride ondan önce  sadrazam olacak  ve şıklığa merakından dolayı Kalaylı Kuzu  adını alacak olan  bu adam  nasıl  yükselmişse, kendisi  de aynı şekilde  yükselmeye başlamıştı.

Talih, Osmancıklı Mehmet Ağa’ya  bir defa güler yüz  göstermiş ve ileride  III.Ahmet  adıyla tahta çıkacak olan Şehzade Ahmet’le  bir yakınlık kurmayı  başarmıştır.

Baltacı,  herkese  olduğu  gibi kendisini ,  Şehzadeye  de  sevdirmeyi kısa zamanda  başardı.Bu da ilerlemesine yardım etti.Kendisi zaten iyi ata binerdi.Askerliği de bu arada öğrendi.

III.Ahmet tahta  çıkınca çok sevdiği  Baltacı’yı İmrahor yaptı.

İmrahor olmak, padişahın en yakınlarından  olmak demekti.Padişah  her nereye giderse  o da beraberinde bulunurdu.III.Ahmet’in bütün huylarını öğrenmişti.

Bu sırada, meslektaşı  Ahmet Ağa  Sadrazam olmuştu.Bu da Baltacı’ya  yeni bir ümit vermişti.

 KAYNAK:Murat  SERTOĞLU:Baltacı  ve Katerina

OSMANLI  TARİHİ