OSMANLI  TARİHİ'NDE  KADERCİLİK  ÖRNEKLERİ

 

Kanuni  Süleyman,  enerji  ve  kudret  dolu  varlığı  ile  “muhteşem”  ünvanını  kazanmış  olan yüksek  vasıflı  bir  hükümdardır.Kudretiyle  nice milletleri   esir  eden  bu  padişah, gel  gör ki,  kaderci  tevekkülün  esaretinde  yaşamaktadır.Şöyle  ki; İstanbul’da  korkunç  bir  veba  salgını   baş  gösterip  her  gün yüzlerce  kişiyi  ölümün  kucağına  atıyor.Avusturya  büyükelçisi Busbeq Viyana’ya  yazdığı  mektubunda “Devletin  bu  salgın  karşısında  hiç bir  tedbir  almadığını,  çünkü eğer  Allah  ölümü  mukadder  kıldıysa,  ondan  kKANUNİ  SULTAN  SÜLEYMAN (1520-1566)urtulmak  için uğraşmak  beyhudedir”  diye  düşündüğünü  yazıyor.Büyükelçi  salgının   yoğun  olduğu  bölgeden   uzaklaşıp,  imkan  nispetinde   korunabilmek  için,  Büyükada’ya   gitmeyi  planlayıp,  padişahtan  izin  istiyor.Padişah  da kendisine  şu  cevabı  veriyor:”Veba  Allah  tarafından   gönderilmiş  bir  illettir.Ve  Allah’ın  emirleri,  ne  yapılsa  değişmez.Eğer  benim  vebaya  kuban  olmaklığım  Cenab-ı  Hak  tarafından   takdir  edilmişse   başka  tarafa gitmek  ve  saklanmak  beyhudedir.Bu  senin  için  de  varittir”.  diyerek  Busbecq’in   izin  isteğini  reddediyor.

 

1831  senesinde  İstanbul’da,  yine  veba   salgınında    gemilere  karantina  uygulaması   ret  olunuyor.Yine  aynı  yıllarda  baş  gösteren   kolera  salgınında,  ordumuzda  danışman  olarak  bulunan  Alman  Subayı  Moltke’nin,  bir  önleyici  tedbir  olarak  önerdiği   “suyun  kaynatılarak  içilmesi”; 1850’li  yıllarda,  evlenecek  çiftlerin   frengi  muayanesinden   geçirilmesi  teklifleri,  hep “Allah’tan  gelecek  şeylerin   önüne  geçilemez”  kaderciliğinden  doğan   ulema  karşı  koymaları   ve  şeyhülislam  fetvaları   ile   uygulamaya  konulamıyor.

 

III.Murat   zamanında,  Mısırlı  bir  Türk  olan  matematik  ve  astronomi  bilgini  Takiyeddin,  İstanbul  Tophane’de,  dönemin  en  üstün  tekniği  ile   bir  rasathane  kuruyor.Fakat  bu  rasathane ancak  beş  yıl  ayakta  kalabiliyor.Ulema  baskılarına   dayanamayan   padişahın  emri  ile  Şeyhülislam   Kadızade’nin   fetvası  ile   rasathane  yıkılıyor.Yıkılma  sebebine  gelince,  İstanbul’da  o  sırada   bir  veba  salgını  olmuş  ve aynı  zamanda  gökte  bir  kuyruklu  yıldız   belirmiştir.Bu  emareleri  bir  uğursuzluk   işareti  sayan   şeyhülislam   ve  ulema, “Allah  kendi  alemi  olan  göklerin  esrarının   öğrenilme  girişimine   kızarak  ihtarda  bulunmuştur.”  diyerek,  yıkım  gerçekleştiriliyor.

 

III. Murat  zamanında Budin  Beylerbeyi  Mustafa  Paşa,  Budin   sarayına   yıldırım  düştüğü  için,  olay  onun  uğursuzluğuna  verilmiş  ve  bu değerli  devlet  adamı,  böyle  batıl  bir  inanç  kurbanı  olarak,  sırf  bu sebeple   idam  edilmiştir.

 

I.Abdülhamit    zamanında Ruslar’la  savaşan  Osmanlı  yenilmişti.(1774). Barış  Antlaşması  için  Küçük  Kaynarca’ya   gitmekte  olan  Resmi  Ahmet  Efendi  başkanlığındaki   delege  heyetine,  şeyhülislam  “okunmuş  muskalar”  yazıp  vermişti.Bu  muskalar,  Rus  delegelerinin   yolları  üzerinde   toprağa  gömülecekti.Müzakereler  başladığında,  bu  okunmuş  muskaların  tesiri  ile,  Rus  delegelerinin  dilleri  kilitlenecek,  bizim  delegelerimiz  ise  bülbüller  gibi  şakıyıp,  suskun  Ruslar’a   şartlarımızı  dikte   edeceklerdi.Böylelikle  meydanlarda   kaybetmiş  bulunduğumuz  savaşı,  okunmuş  muskalar   berekatıyla,   kazanmış  olacaktık.Neticede,  delegelerimiz,  en  acı  ve   ağır  yenilgi   şartlarını  kabul   ederek   Osmanlı  Tarihi’nin   yüz  kızartıcı  bir   belgesini   imza  etmişlerdi.Bu  antlaşmanın  gereği Balkanlar’ın  yarısı Ruslar’a  teslim  edilmek   durumunda   ve  zorunda   kalınmıştı.

 

El  Kanun  adlı  eserinde "İnsan  bedeni  bilinmeden  hekimlik  yapılamaz"  diye  yazdığı   için  İbn-i Sina'nın  eserlerinin  Osmanlı   topraklarında   okunması  yasaklanmış,  kendisi  de  "kafir"   ilan  edilmişti.

 

her  çeşit  bilginin  hızla  inkışafa  başladığı 18.y.y'ın  ortalarında,  bir  Alman   firması   hükümete  müracaatla,  mimari  ve  tarihi   değerleri  olan   camilere  bir  yıldırım  isabeti  karşısında   bunların  zarar   göreceğini,  bu  itibarla  minarelere paratoner    konması   hususunda  bir  mukavele  akdini  teklif  etmiş.Bu   teklif  hükümetçe  padişaha  arz  edildiğinde   her  çeşit  yeniliğe   taraftar  olan  hükümdar,  minare  husunda  tereddüte  düşüp,  bunun  ahkam-ı  şer'iyeye  uygun   olup  olmadığı   bir kere  de  bab-ı  meşihattan   sorulmasını  irade  eylemiş ve  Şeyhülislam  verdiği  cevapta, "Minarelere siper-i  saika (paratoner)  konmasında  bir  mahzur-u şer-i  olmamakla  berber, bu  aletin  mahiyetini  bilmeyen   ehl-i  şeriat  uleması   arasında  teşviş-i ezhan-ı  mucibolacağı  cihetle,  minarelere   siper-i  saika   konmasından   şimdilik  sarf-ı  nazar   olunmasının  uygun  olacağını  arz  etmiştir."

 

OSMANLI  TARİHİ