LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

LOZAN  BARIŞ  ANTLAŞMASI

Türk Kurtuluş savaşından sonra T .B.M.M. hükümetiyle itilaf devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan) arasında yapılan antlaşma (24 temmuz 1923). Kurtuluş savaşını başarıya ulaştıran Mustafa Kemal Paşa'nın başında bulunduğu T.B.M.M. hükümetiyle itilaf devletleri arasında önce (Mudanya) mütarekesi imzalandı (11 ekim 1922). Buna göre, kısa bir süre sonra barış yapılması gerekliydi. itilaf devletleri, barış görüşmelerine T.B.M.M. hükümetiyle Osmanlı hükümetini davet ettiler. Bu durum T.B.M.M. HÜKÜMETİ tarafından olumlu karşılandı. Yapılan toplantıda Ankara hükümeti, Osmanlı hükümetiyle ilişkisi bulunmadığını ve Türkiye'yi yalnız Ankara hükümetinin temsil edebileceğini, aksi halde toplantıya katılmayacağını itilaf hükümetlerine bildirdi. Bu sırada İngiltere’de savaş yanlısı Lloyd George kabinesi düştü. Yerine barış taraflısı Bonarlow kabinesi geçti.Kabinede Dışişleri Bakanlığı görevi Lord Curzon'a verildi.Curzon barış görüşmelerinin hemen başlatılması için,diğer devletlerle ilişki kurarak,çalışmalara başlamıştı.Fransa,İtalya ve Yunanistan görüşmelere hemen başlama karan aldılar. T .B.M.M. Hükümetinin uyarmasını da dikkate alan bu devletler,Lozan konferansına yalnız Ankara hükümetini katılmasında bir sakınca görmediklerini Lord Curzon'a bildirdiler.Lord Curzon  da durumu Ankara'ya yazdı.T.B.M.M. hükümeti çağrıya olumlu cevap verdi ve Ankara'da Lozan'a gidecek heyet seçildi.Heyete İsmet Paşa'nın (İsmet İnönü) başkanlık etmesi kararlaştırıldı.Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka'dan gayrı müşavir olarak heyete,Münir (Ertegün), Muhtar (Çilli), Veli (Saltık), Zülfü (Tiğrel), Zekai (Apaydın), Celal (Bayar), Şefik (Başman), Saniyettin (Başak), Şevket (Doğruer), Tevfik (Bıyıklıoğlu), Tahir (Taner), Nusret (Metya), Hikmet (Bayur),Zühtü (İnhan), Fuat (Ağralı), Mustafa Şeref (Özkan), Şükrü (Kaya), Hamit (Hasancan), Cavit (Maliyeci), Ruşen Eşref (Ünaydın) ve Yahya Kemal (Bayatlı) beylerde alındı.Konferansa katılan Türk gazetecileri; Ahmet Cevat,Ahmet Şükrü (Esmer), Hüseyin Cahit (Yalçın),Velit Ebüzziya,Suphi Nuri (İleri), Ali Naci (Karacan), Kerami (Kurtbay), Mecdi (Sayman), Kemal Salih (Sel), Asım (Us), Ahmet Hidayet (Reel) beylerdi. Türk Murahhas heyeti Lozan'a gitmek üzere Ankara'dan törenle uğurlandı (4 Kasım). Konferansın açılış tarihi olarak önce 13 kasım kararlaştırılmıştı. Ama bu arada müttefikler birtakım tertiplere başvurdular; nitekim Türk heyeti Lozan istasyonunda, devlet ileri gelenleri tarafından bilhassa karşılanmadı.İnönü bu durumdan yararlandı ve Fransa başbakanı ve dışişleri bakanı Poincare'nin özel davetini kabul ederek Paris'e gitti,onunla konuştu.Bu görüşme İngilizleri etkileyecekti.Fransız basımında Türkler için yararlı yayın yapıldı.Konferans ancak 20 kasım saat 3.30'da Mont Benon gazinosu salonunda açıldı. Müttefikler bu konferansı <<Şark işleri Konferansı >> olarak adlandırdılar. Onlara göre bu, 1914'ten beri Doğu'nun huzurunu bozan savaşlara kesin olarak son vermek ve karşılıklı anlaşmaya varmak üzere toplanan bir konferanstı Bu sebeple Lozan'daki görüşmeler sırasında İsmet Paşa, Osmanlı hükümetiyle ilgili bütün meselelerle uğraşmak zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa bu durumu, Nutuk'ta <<Lozan sulh masasında bahse mevzu olan meseleler üç dört yıllık yeni bir devreye münhasır kalmıyordu. Konferansta, yüzyıllık hesaplar görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık, bu kadar mülevves hesapların içinden çıkmak, elbette o kadar basit ve kolay değildi>> diye belirtir ve İsmet Paşa'nın karşılaştığı güçlükleri anlatır. Konferans İsviçre konfederasyonu başkanının bir konuşmasıyla açıldı. İsmet Paşa bu ilk toplantıda salona Lord Curzon ile birlikte girdi; konferansa Lord Curzon başkanlık edecekti. İsviçre başkanı nutkunu <<Yeryüzündeki iyi niyetli insanlara selam>>sözleriyle bitirdi.

  Açılış töreninde İtalya başbakanı Mussolini ve Fransa başbakanı Poincare de bulunuyordu. İsviçre konfederasyonu başkanından sonra Lord Curzon bir konuşma yaparak <<eğer delegelerin hepsi aynı uzlaştırıcı ruhla çalışırlarsa, masaya gelecek her meseleyi çözmek ve barış yapmak isteğini duyarlarsa, amaca ulaşmak kolaylaşacaktır>> dedi. Bu konuşmadan sora kendisinin, taraflardan biri olduğunu düşünerek İsmet Paşa söz istedi ve konuşmasında Türkiye'nin uğradığı haksızlıkları saydı. Anadolu'daki tahribatı, yapılan mezalimi, halkın çektiği acılan anlattı. Konferansa bir ricacı olarak gelmediğini de tekrarladı. Asıl görüşmeler 21 kasım saat 11.00 de, Chateau d'Uhy otelinin büyük salonunda başladı. Oturumun başkanı Lord Curzon idi. Konuşmalar sert bir hava içinde başladı. İsmet Paşa, komisyonlarda birinin başkanlığının Türklere bırakılmasını, genel sekreterliğe bir Türk yardımcının verilmesini ve Türk delegeleri sayısının ikiden üçe çıkarılmasını teklif etti.   Bu tekliflerin hepsi karşı tarafça reddedildi. Yalnız Boğazlar meselesi konuşulurken bu konuşmalara Karadeniz'de kıyılan olan devletlerin temsilcilerinin çağırılması teklifi olumlu karşılandı. Konuşmaların bu kısmına Sovyetler birliği ile Romanya ve Bulgaristan temsilcileri de katıldı. İsmet Paşa, bütün oturumlar boyunca Fransızca konuştu. Konferansta önce üç ana komisyon kuruldu. Buların sayısı gerekirse arttırılacak yahut alt komisyonlar seçilecekti. Ana komisyonlar   1-Topraklara,askerliğe ve Boğazlar'a ait işler komisyonu   2-ekalliyetler (azınlıklar) komisyonu   3-Mali, iktisadi ve hukuki işler komisyonuydu.   Bunun dışında alt komisyonlarda kuruldu. Lozan'da karşılaşılan ilk çetin mesele, Batı Trakya meselesi oldu: bu topraklar son elli yıl içinde, Türkler, Bulgarlar, Yunanlılar arasında çeşitli bölünmelerle el değiştirmiş ve bu konuda yapılan her incelemede, o andaki duruma göre verilen istatistikler ayrı sonuçlar doğurmuştu. Lozan konferansına gidildiği zaman, Batı Trakya'da Türk nüfusu, diğer nüfusa nazaran çoğunluktaydı. Türk kuvvetleri bir taraftan Meriç hattına ilerlerken öte yandan bazı milis teşkilatçıları Batı Trakya'da mahalli teşebbüslere girişmişler, bir Müslüman hükümet kurmayı bile tasarlamışlardı. Ankara'nın barış istemesi üstüne, Batı Trakya'da Yunanistan'dan geri alınacak topraklar meselesiyle ilgili çalışmalara yer verilmedi. Çünkü Türkiye, Batı Trakya'yı Birinci Dünya savaşından önce elden çıkarmıştı. Bu durum, birtakım antlaşmalara dayanıyordu. Batı Trakya, saldırıya uğrayan ve Yunanlılar tarafından zorla işgal edilen Türk topraklarına benzer durumda değildi. Milli Misak sınırlan içinde de bulunmuyordu. Fakat ortada bir Karaağaç meselesi vardı ve burası, Edirne'nin bir mahallesiydi. Yunanlılar Edirne'yi işgalleri sırasında Karaağaç'ı ele geçirmişlerdi; Mudanya antlaşması, Meriç nehrine kadar Türk topraklarının Türklere geri verilmesini kabul ettiği halde, Meriç'in batı kıyısına düşen ve Edirne'nin bir mahallesi durumunda olan Karaağaç meselesini barış konferansına bırakmıştı.   Konferansta Yunanlılar bu konu üstünde direndiler. Boğazlar, azınlıklar ve diğer meseleler üstünde de olumlu ilerlemeler olmadı. Konferansın açılışı üstünden bir ay geçti. Ele alınan meselelerin çözümü konusunda her iki taraf da görüşünü değiştirmedi. İsmet Paşa bu hava içinde Ankara'ya durumu bildirmek ve konuyu daha yakından görüşebilmek için heyetten Hasan (Saka) Beyi memlekete gönderdi. Hasan Bey, T.B.M.M. küsüsünde Türklerin Lozan'daki tutumunu ve diğer devletlerin öne sürdüğü meseleleri bütün açıklığıyla anlattı. Bir kısım konuşmacılar silaha sarılmaktan ve meseleleri silah gücüyle çözümlemekten söz ettiler. Hasan Beyin Mecliste verdiği bilgilere göre birinci komisyonun ele aldığı meseleler şunlardı :   A-) BOĞAZLAR MESELESİ:   Türk tezine göre Karadeniz ve Çanakkale boğazlan :Türkiye’nin hakimiyeti altlındaki topraklar üzerinde ve Milli Misak sınırlan içindedir. İstanbul ve Marmara'nın güvenliği için Boğazlar, Türk hakimiyeti altlında olmalıdır. Türkiye, bu ilkler kabul edildikten sonra Boğazlar'ın milletlerarası ulaştırmaya açılması konusunda ilgililerle birlikte karar alabilir .Sovyetler birliği dışişleri bakanı Çiçerin, Türk tezini destekledi ve bu tutum Türkiye için faydalı oldu. Nitekim görüşmeler , Boğazlar hukuku hakkında Türkiye'nin sunduğu tez üstünde devam etti.   B-) AZINLIKLAR MESELESİ:   Anadolu'daki zafer, Anadolu Rumluğuna ve Anadolu'daki Ortodoks kilisesine son verdi. Kaçan Yunan ordusuyla birlikte Yunan adalarına Rum göçmen akını başladı. Bunların sayısı yaklaşık olarak 263000'i bulduğu gibi, Yunanlıların <<pontus>> dedikleri Karadeniz kıyılarındaki Rumlar da, aynı şekilde çekildiler. Antlaşmaya göre yapılacak <<mübadele>> sonunda,Anadolu ve Doğu Trakya'da Rum kalmayacaktı. Türkiye'deki azınlıkların haklan Avrupa'da imzalanan antlaşmalar çerçevesi içinde Türkiye hükümeti tarafından korunacaktı. Türkiye'ye koşu ülkelerdeki Türk azınlıklarının haklan da aynı antlaşma hükümlerine bağlıydı. Bu görüş İstanbul' da kalacak Rumlarla, Batı Trakya'da kalacak Türkler meselesini ortaya çıkardı. Hıristiyan heyetlere göre eski Bizans'ın son hatırası olan patrikhane yüzünden tartışmalar uzadı.   C-) MUSUL MESELESİ:   Musul vilayeti bakımsız, yıkılmış, fakat taşıdığı petrol rezervleriyle daima ilgi çeken bir bölgeydi.8u yüzden Irak ve Musul vilayetini İngilizler, kendilerine verilecek bir toprak sayıyorlardı.Sevr antlaşmasıyla Güneydoğu Anadolu'da kurulması kararlaştırılan Kürdistan için Musul'un ellerinde bulunmasını ve bu yolla İngiliz ordusunun bu bölgede yerleşmesini gerekli görüyorlardı.Mütareke imzalandığı zaman (30-31 Ekim 1918), Musul şehri ve yöresi İngilizlerin elinde değildi.İngilizler Musul'u mütarekeden sonra ele geçirdiler ve Irak'ta bir kukla hükümet kurarak bir hükümetle bazı antlaşmalar yaptılar.8u konudaki Türk tezi şuydu:     1-) Musul vilayetinde çoğunluk Türk’tür.   2-)Coğrafi ve siyasi bakımdan bu vilayet, Anadolu'nun ayrılmaz parçasıdır.   3-)Türkiye'nin bir parçası olan bu topraklar hakkında İngiltere’nin imzaladığı antlaşmalar yersizdir.   4-)Musul vilayeti, İngilizler tarafından mütarekeden sonra işgal edilmiştir.Bu sebeple, aynı durumda olan öteki   Türk topraklan gibi, anavatana verilmelidir.Lord Curzon bu görüş ve isteklere karşı çıktı.Fransız ve İtalyan temsilcileri de onu desteklediler.8u topraklar konusunun, gelecekte kurulması düşünülen bir kurulda ele alınması görüşü ortaya atıldı.İsmet Paşa bu görüşe karşı direndi ve <<Dünyada hiç kimse, Musul meselesinden dolayı sulhun tehdit edilmesini istemez>> diyerek meseleye barışçı bir çözüm yolu aradı.Fakat İngiltere de görüşünde direnerek ortada bir savaş tehlikesi olduğunu ve Milletler Cemiyeti Misakının 11. Maddesine göre İngiltere’nin bu meseleyi çözümleyecek güçte bulunduğunu ileri sürdü.İsmet Paşa, dünya kamu oyunun bu konuda Türk davasına destek olacağı inancını belitti.Musul meselesi Milletler cemiyetinin araştırma ve hakemliğine bırakıldı.Milletler Cemiyeti, Türk görüşünü benimsedi.ikinci komisyon, Türkiye'deki yabancıların haklan meselesi ile uğraştı.Kapitülasyonlar meselesi de yalnız Lozan görüşmelerinin değil, Türk Milli Mücadelesinin de ana konularından biriydi.Kapitülasyonlar, eski Osmanlı imparatorluğu ile batılılar arasında yapılmış birtakım antlaşmalardı.Bunlar, Osmanlı Devleti güçten düştükçe, Türkiye'nin yan sömürgeliğini kanunlaştıran bir nitelik kazanmıştı.Lozan Konferansında karşı taraf bu şartlan sürdürmek istedi.Kapitülasyonların önemli noktası gümrük tarifeleriydi. Türkiye gümrüklerinde gerekli gördüğü tarifelere uygulayamayacaktı.Bu durum, ülkede sanayinin gelişmesini, iktisadi kalkınma ve hakimiyeti sağlayıcı ve koruyucu tedbirlerin alınmasını önlüyordu.Ayrıca devletin yargı bağımsızlığına,ulaştırma haklarına engel oluyordu.Konferansta Türk tezi, kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması yönündeydi.Karşı taraf adına Lord Curzon, kapitülasyonları:<< Türkiye'nin ticaret ve servet kaynaklarının geliştirilmesi için yabancılara verilmiş garantiler >> sayıyordu.İsmet Paşa'nın karşılığı ise kesindi: << Yabancıların Türkiye'deki durumu,müstakil ve kendi mukadderatına sahip medeni milletlerin kanunlarına benzer kanunlarla garanti edilmiştir >>. Bu konuda Türk heyeti, yabancı hukukçuların danışmanlıklarından da faydalandı. Yabancı kaynaklardan örnekler derlendi.İsmet Paşa'nın savunduğu Türk görüşü << Kapitülasyonların, iki taraflı mukavelelerden ibaret bulunduğunu ve ebediyen feshi mümkün olmadığını kabul etmek, elbette ki haksızlık olur.Müddetleri belli olmayan muahedeler Rebus Sic Stantbus (değişen şartlara görü antlaşma yenilenir) kaydına uyarlar >>. Bu kayıt, << Bir antlaşmanın yapılmasını gerektiren durumlarda değişiklik olunca ve antlaşmanın iki tarafın isteğiyle değiştirilmesi mümkün olmayınca, taraflardan yalnız biri o antlaşmayı kaldırabilir >>şeklinde belirtildi. Konferansın havası gittikçe sertleşti.Konferans yönetmeliğine göre (md. 5) kurulan Mali ve iktisadi Meseleler komisyonuna Fransız delegesi Baver başkanlık etti. En önemli konu <<Düyunu Umumiye>> denilen Osmanlı borçlarıydı. Gerçekte bu borçlarla yeni Türkiye'nin ilgisi yoktu.İsmet Paşa TBMM hükümetinin eski Osmanlı imparatorluğunun borçlarını kendine düşecek payı ödemeyi kabul ettiğini belirterek <<işgal ettiği vilayetleri harabeye çeviren Yunanlılardın verdikleri her türlü hasarın da tazmin edilmesini >> istedi.işgal masraflar üstünde de söz alan İsmet Paşa, görüşünü, <<Adalet ve hakkaniyet, Türkiye'den askeri işgal masraflarının istenilmesi şöyle dursun, bu işgallerin ona verdiği hasarların tazmin edilmesini icap ettirir >> şeklinde açıkladı. Yunan başbakanı Venizelos'un konuşması üstüne tartışmalar uzadı. Osmanlı borçlan üstünde de kesin bir sonuç alınamadı. Komisyonlar 28 Ocak'ta raporlarını hazırladılar.Fakat önemli konuların hiç biri çözümlenemedi ve ana konularda görüş birliğine varılamadı.31 Ocak'ta her üç komisyon kendi aralarında toplanarak, Türk murahhas heyetine, kendi görüşlerine göre bir antlaşma tasarısı verdiler .4 Şubat'ta imzalanması istenen bu antlaşma tasarısını Türk heyetinin 4 gün içinde inceleyerek cevaplandırması gerekiyordu.Müttefiklerin verdiği barış antlaşması tasarısı İsmet Paşa tarafından kabul edilmedi.Bu antlaşmanın kabul edilmesi, Türk istiklal Savaşı sonuçlarını ülke aleyhine kötüye kullanmak demekti, kabul etmemek ise savaşı yeniden başlatacaktı.Bu hava içinde toplantı ertelendi. Türk heyeti Türkiye'ye döndü (7 Şubat 1923 ).Lozan görüşmeleriyle ilgili konuşmalar, Millet meclisinde çok sert tartışmalardan sonra 6 Mart 1923'te bitirildi.Bu sırada İsmet Paşa Hariciye vekilliğine getirildi.İtalyan delegesi Montangna'nın toplantıda bulduğu bir çözüm üstünde duran İsmet Paşa, yüz sayfalık tasarıyı on beş sayfalık bir cevabı nota hazırladı, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya gönderdi ( 8 Mart ). Bu notaya göre, birinci toplantı, Türkiye'ye barış şartlan zorla kabul ettirmek istendiği için sonuç vermemişti. Ayrıca yeni tasanda, Lozan'da Türk heyeti tarafından kabul edilen bütün şartlar gösterildi. Adı geçen devletler bir notayla cevap verdiler ( 28 Mart ). İsmet Paşa bunu yine bir notayla cevaplandırdı ( 7 Nisan ). Notada Lozan konferansının 23 Nisan' da yeniden toplanması istenildi. Öbür devletler bu yazıya olumlu cevap verdi. Bunun üzerine İsmet Paşa, eski yardımcılarının bir kısmını yanına alarak, 21 Nisan'da Lozan'a gitti. Lozan'da toplantı öncesi hava çok iyi değildi. İngiltere ve Fransa, baş delegesini değiştirdiler. Curzon'nun yerine önceki tarihlerde Türkiye'de sefirlik yapan Horace George Montauge Rumbold, Fransız Bompard'ın yerine de, İzmir’de Gazi Mustafa Kemal Paşa ile görüşen ve Mudanya'da bulunan General Maurice Pelle seçildi. İtalya ise, Garroni'nin görevlerini Montangna'ya verdi. Ayrıca heyete şu devletlerin temsilcileri  de katıldı: Japonya, Kertato Otehiai; Yunanistan, M.E.K. Venizelos, M.D. Kaklamanos; Romanya, Constantin Diamandy, Constantin Kontzerseo; SSCB, M. Nikolav İvanoviç Yardanskiy; Bulgaristan, M. Dimitir Stankov, M. Bogdan Morfov; Belçika, M. Femand Peltsen; Portekiz, M. Batholomeu Ferreria. Konferans 23 Nisan Pazartesi günü aynı yerde, Chateau d'Ouchy otelinde açıldı ve 24 Temmuz 1923'e kadar sürdü. Yapılan görüşmelerde, Fransızlar, İsmet Paşa'dan bir şeyler koparabilmek için çalıştılar .Fakat Ankara, İstanbul hükümetinin yaptığı antlaşmaların hiç birini tanımadığına 7 Haziran 1923'te kanunlaştırarak ilan etti. Anlaşmaya varılamayan bazı meselelerin çözümü ileride yapılacak görüşmelere bırakıldı. Musul meselesi bunlardan biriydi. Bütün komisyonların çalışmaları tamamlanınca, Temmuz ortalarında konferans sona erdi. İsmet Paşa, konferans çalışmaları bu safahata gelince Ankara'dan, imza yetkisi istedi. Fakat Rauf Orbay'ın başında bulunduğu Türk hükümeti uzun süre Lozan'a imza yetkisini göndermedi bunun üzerine İsmet Paşa 18 Temmuz'da gönderdiği bir telgrafla Mustafa Kemal Paşa'ya durumu şöyle açıkladı: ( Eğer hükümet kabul ettiğiniz şeyin katiyen reddini düşünüyorsa bunu bizim yapmaklığımıza imkan yoktur. Düşüne düşüne benim bulduğum yol, İstanbul’daki yabancı yüksek kimselere tebligat yapmak, imza salahiyetini bizden almaktır. Bu hal, gerçi bizim için dünya yüzünde görülmemiş bir skandal olur fakat vatanın yüksek menfaatleri şahsi düşüncelerin üstünde olduğundan, milli hükümet, kanaatini tatbik eder. Hükümetten teşekkür beklemiyoruz. işlerimizin muhasebesi, millete ve tarihe bırakılmıştır). Hükümet, Lozan antlaşmasının imza edilmesi emrini vererek, antlaşmanın sorumluluğunu kabul etmekten kaçmıyordu. Bununla birlikte Mustafa Kemal Paşa'ya, İsmet Paşa'ya ve Lozan'da varılan sonuca karşı kesin cephe alamadılar.   Bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa, hükümetin vermesi gereken yetkiyi kendi verdi. Mustafa Kemal Paşa'nın İsmet Paşa'ya çektiği telgrafta şöyle deniliyordu << Lozan'da İsmet Paşa Hazretlerine; 18 Temmuz 1923 tarihli telgraf namenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığımız başarıyı en sıcak ver samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim. TBMM Reisi Başkumandan Mustafa Kemal.>> Telgrafı alan İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa'ya şu karşılığı verdi: << Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Her dar zamanımızda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın, sana bağlılığım bir kat daha artmıştır.Gözlerinden öperim, pek sevgili aziz kardeşim >> (Lozan 20 Temmuz 1923 ). Lozan Üniversitesi salonunda bütün milletlerin temsilcileri, yorucu bir çalışma sonucu ortaya çıkan antlaşmayı bir törenle imzaladılar (24 Temmuz 1923). Bu antlaşmayla Türkiye, çağdaş devletler arasındaki hukuki yerine aldığı gibi yeni Türk Devleti  de Avrupalılar tarafından tanındı.  

LOZAN’DA GÖRÜŞÜLEN ve ÇOZÜMLENEN ANA KONULAR   I.SINIRLAR  

A. TÜRK -BULGAR SINIRI,   İstanbul, Neuilly ve Sevr Antlaşmalarıyla belirlenen sınır, Lozan'da olduğu gibi kabul edildi. Türkiye-Bulgaristan sınırı, Karadeniz kıyısındaki Regre deresi ağzından başlar. Sınır, ayı derenin telvey hattım izleyerek 40 km. kadar akış yukarı ilerler, İncesırt köyünün kuzeyinde akarsu yatağını terk eder. Kuzeybatıya doğru yönelir. 713 m. Yüksekliğindeki Kartaltepe'nin doruk noktasından geçer. Aynı yönde Istıranca dağlarının kuzey eteklerinde 500 m eş yükselti eğrisi üstünden ilerleyerek Ahlatlı köyünü Türkiye'ye bırakır .Buradan itibaren gene sınır bölümü çizgisine esas alarak güneye doğru ilerler .Bucak kule tepesi ve Büyük yayla tepeleri üstünden geçer. Hazabeyli ve Uzunbayır köylerine Türkiye'de bırakarak Tunca nehrine ulaşır. Daha sonra 10 km uzunlukta Tunca nehrinin telveyini takip ederek güneye doğru ilerler. Çömlekköy'ün batısında Tunca'yı terk eder. Önce 20 km kadar batıya döner, Üsküdar Köyü’nü Bulgaristan'da bırakır. Doğanca Köy'ünü de Türkiye'ye bırakarak Meriç nehrine ulaşır. Burada Türkiye- Yunanistan sınırına varılır.  

 B. TÜRK-YUNAN SINIRI,   Bulgar sınırından Arda ve Meriç nehirlerinin birleştiği noktaya kadar Meriç mecrası,Arda mansabına doğru bu ırmak üzerinde ve Çörek köyünün yakınında olmak üzere arazi üzerinde tayin edilecek bir noktaya kadar Arda mecrası, 0radan güneydoğu doğrultusunda Bosna köyünün 1 km mansap yönünde Meriç üzerinde bulunan bir noktaya kadar Bosna köyünü Türkiye'de bırakan bir hattır.    DENİZ SINIRI:   İmroz,Bozcaada ve Tavşan daları Türkiye'de kalacak ve diğer adalar askersiz bölge durumuna getirilecektir.Karasuları üç mil olacaktır.    

C. TÜRKİYE SURİYE SINIRI,   Bu sınır Ankara itilafnamesindeki gibi ayrıldı.Buna göre sınır.İskenderun körfezi Üzerinde.Payas mevkiinin hemen güneyinde tespit edilecek bir noktadan başlayacak ve Meydanıekbez'e doğru gidecekti{tren istasyonu Suriye'de kalacaktı).Oradan Marsuus mevkiini Suriye'de ve Kamaba mevkii ile Kilis şehrini Türkiye'de bırakarak güneydoğuya doğru inecek, Çobanbey istasyonunda demiryoluna katılacaktır.Sonra Bağdat demiryolunu izleyecek ve demiryolunun platformu Nusaybin’e kadar Türk topraklan üzerinde kalacaktır.Nusaybin ile Cezire-i İbni Ömer (bugün Cizre) arsındaki eski yoldan Dicle'ye ulaşacaktır.Nusaybin ile Cezire-i İbni Ömer mevkileriyle yol Türkiye'ye kalacaktır.Bu yoldan yararlanma konusunda iki ülke aynı haklara sahip olacaktır.Çobanbey ile Nusaybin arasındaki demiryolu, Türkiye'ye bırakılacak ve ayrıca Osman Gazi'nin büyükbabası Süleyman Şah'ın Caber Kalesi'nde bulunduğu kabul edilen mezarı, müştemilatıyla birlikte Türkiye'nin malı olacak, Türkiye orada muhafızlar ve Türk Bayrağı bulundurabilecektir .   D.TÜRKİYE-IRAK SINIRI,   Bu sınır tespiti daha sonra Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak antlaşmayla kararlaştırılacak.  

11. TÜRKİYE VE YUNANİST ARARASINDAKİ DİĞER MESELELER   A.İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türkler dışında, Türkiye'deki Rumlarla Yunanistan'daki Türkler yer değiştirecek.   B. Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç'ı Türkiye'ye verecek.

  III.BOĞAZLAR MESELESİ   Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nde kabul edilen çözüme göre: ticaret gemileri gerek barış, gerek Türkiye'nin muharip olmadığı savaşlarda Boğazlar'dan serbestçe geçebilecek; Türkiye'nin muharip olduğu savaşlarda ise tarafsız gemi ve uçaklar geçebilecek; Karadeniz'e çıkabilecek savaş gemileri ise sayı ve tonaj bakımından sınırlandırılacak; savaş zamanında Türkiye'nin muharip olması halindeyse Boğazlar'dan ancak tarafsız devletlerin savaş gemileri geçebilecek; Boğazlar bölgesi askersizleştirilecek ve Boğazlardan geçişi denetlemek üzere akit devletlerin temsilcilerinden kurulu bir Boğazlar komisyonu kurulacaktır .  

IV .KAPİTÜLASYONLAR   Her türlü kapitülasyon kaldırılacaktır .  

 V.  KABOTAJ   Türk kıyıları arasında yapılan her türlü deniz ulaştırması yalnız Türk gemileri tarafından yapılacaktır .  

VI.OSMANLI   BORÇLARI   MESELESİ   Türkiye Osmanlı devletinden kalan borçlan ödemeyi kabul etti.  

VII.İSTANBUL VE BOĞAZLARIN BOŞALTILMASI  

Barış antlaşmasının TBMM tarafından onaylanmamdan sonra geçecek olan altı hafta içinde İstanbul ve Boğazlar'daki itilaf devletleri kuvvetleri Türk topraklarını terk edecektir

 

                                CUMHURİYET TARİHİ