SERBEST CUMHURİYET FIRKASI


SERBEST CUMHURİYET FIRKASI

Serbest Cumhuriyet Fırkası, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün buyruğu ve yardımı ile 12 Ağustos 1930’da resmen kuruldu, fakat 16 Kasım 1930’da kapatıldı.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kısacık yaşamı süresince ülkede fırtınalar esmiştir, yaşamı kısadır ama etkileri ve tarihsel süreçteki yeri çok uzun ömürlü olmuş bulunuyor. Bir kere ülkemizde Cumhuriyet döneminin başlangıcından bu yana iç siyasal gelişmelerde göze çarpan belirleyici olgularına başında çok partili siyasal yaşama tam dört kez son verilmesi gelir. Gerçekten de 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasıyla “resmi” olarak değilse de uygulamada çok partili yaşama ara verilmiş.1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması ile başlayan dönem de ancak üç buçuk ay sürebilmiş, 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980’de çok partili düzen iki kez daha aynı sonuca uğramış bulunuyor.1925, 1930, 1960 ve 1980 tarihler Türk demokrasisinin başarısızlıklarını somutlaştığı yıllar olarak kalacak.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu sırasında partinin genel başkanlığını üstlenecek olan Fethi Bey’e yazıp verdiği ve basında açıklanan mektubunda Gazi Mustafa Kemal, çok partili siyasal yaşama ilişkin görüş ve düşüncelerini bildirirken diyordu ki;

“Büyük Millet Meclisinde ve Millet önünde, Millet işlerinin serbest tartışması ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak, milletin yüksek menfaatlerini aramaları, benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir”

Serbest Cumhuriyet Fırkası, görüleceği üzere, 1930 yılının Türkiyesi'nde yedi yıllık Cumhuriyet yönetimine karşı çeşitli toplumsal sınıf ve kesimlerin tepkilerini ortaya koymalarına imkân sağlamıştır. Bu durum da partinin tarihteki önemini arttırıyor.

Üzerinde durulması gereken en önemli konu Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın 1929 dünya ekonomik bunalımının ülkemizi de etkilediği bir sırada kurulmuş olmasıdır. Bu bunalım karşısında en liberal ülkeler bile ekonomik yaşam şu ya da bu ölçüde devletçi bir yaklaşımda bulunurken SSCB’nin liberal sisteme tümüyle karşıt olan kendi sistemi nedeniyle bunalımdan etkilenmediği gözlemlenirken Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın liberal bir anlayış temel alınarak kurulmuş olması bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaldı ki bu yıllar klasik demokrasinin özellikle Avrupa’da çoğu yerde gözden düştüğü bir döneme rastlamasına karşılık Türkiye’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başkanı da olan Cumhurbaşkanının isteği ve hatta planlaması ile çok partili “demokratik” düzene Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması ile geçmiştir ki dünyadaki genel gelişmelere ters olan bu olgu da konun önemini belirleyen bir başka özellik.

ORTAM

Ülkede belli bir sanayinin ve bu nedenle de işçi sınıfının bulunmaması ve var olan işçi kesiminin de düşman işgali altındaki yerlerde kalmış olması işi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ister-istemez sivil-asker bürokratların, esnafın ve yer yer de din adamlarının öncülüğünde yürütülmesi sonucunu doğurmuştur. İşte bu öncü kesim, savaştan sonra doğal olarak ülkeyi yönetecek, buna karşılık geniş halk kitleleri edilgenliğe itilecektir. Ülkenin yönetimi 1923–1930 yılları arasında bu öncü kadronun damgasını taşıyacak, genelde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden kaynaklanan bu kadronun sivil ve asker kesiminin bu yönetimi de ister istemez “seçkinler yönetimi” niteliğine bürünecektir.

ERZURUM KONGRESİNE KATILANLARIN MESLEKLERE GÖRE AYIRIMI:

Çiftçi ve tacir:17, emekli subay:5, emekli memur:4,öğretmen:5, gazeteci:4, hukukçu:5, mühendis:2, hekim:1, din adamı:6, eski mebus:3komutan:1( Mustafa Kemal Paşa), eski bakan:1(Rauf Orbay)

I.T.B.M.M’NE KATILANLARIN MESLEKLERE GÖRE AYIRIMI:

Hukukçu:%13,
Hekim:%4,
Memur:%23,
Asker:%15,
Eğitimci:%5,
Tacir:%12,
Bankacı:%1,
Çiftçi:%1,
Din adamı:%17,
Gazeteci:%2

İsmail Hüsrev  (Tökin)’in 1934 yılında yayınladığı “Türkiye Köy İktisadiyatı'nda hala”rakamlardan görülüyor ki Türkiye Köy İktisadiyatı’nın temeli çok geridir ve Türkiye köylüsü tabiatla mücadelesinde henüz Nuh devrinden kalan say (çalışma) vasıtaları ile mücehhezdir (donanmıştır) ve Milli inkılaptan sonra Türkiye Köy İktisadiyatı’nda ileri bir hamleye esas olacak teknik inkılap tahakkuk etmemiştir”

Suna Kili devrinin köylü kitlenin toplumsal ve ekonomik yaşamında belirgin bir değişiklik yaratamadığını ve Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kapatılmasına yola açan nedenlerin , reformların köylüye ulaşamamış olduğunu ispatladığını ve 1930 yılında çok partili düzene geçildiğinde bu durumun açık bir şekilde kendini gösterdiğini belirtmektedir.

Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kapatılmasından hemen sonra Gazi Mustafa kemal halkın yakındığı konuları kendilerinden dinlemek ve ülke sorunlarını yerinde incelemek amacıyla bir yurt gezisine çıkacaktır Bu gezide Gazi’nin yanında danışman olarak bulunan Ahmet Hamdi (Başar) der ki:”Vergi işi..Her nereye gitmişsek vergilerin ağırlığından , alınma tarzının kötülüğünden , bu suretle yapılan zulümlerden şikayet edildiği görülüyor.ekseriya vergisini ödeyemediği için tarlası, evi barkı satılmış olanların geçirdiği hayat faciaları , onları dinleyenlerin vicdanlarında acı akisler yaptığı halde , konmuş kanunlar ve usullere göre bir şey yapılamıyor..” “Geçtiğimiz her yerde bir şikayet de Ziraat bankalarına aitti.Ziraat Bankaları köylüye borç para vermiyor; çiftçi eli böğründe banka kapılarına dolaşıyor..Halbuki aynı banka şehirde tüccara kredi açmaktadır.Tüccar bankadan para alıyor ve köylüye  o ikraz ediyor..”

Bunun yanı sıra , bir yolsuzluk rüzgarının ülkede esip durduğu  da o dönemin yazarlarının hemen tümünce sonradan açıklanacak ve bir çok örnekler verilecektir:Yakup Kadri Karaosmanoğlu dönemi nitelendirirken:”O sıralarda bence bu hadiselerin en önemlisini teşkil eden dünkü Milli Mücadeleciler ve o günkü devrimciler kadrosunun kazanç ve menfaat şirketi karakteri taşımasıydı.Bunlardan kimi arsa spekülasyonları, kimi de türlü türlü şekillerde komisyonculuk peşine düşmüş bulunuyorlardı” diyecektir

Adana Mebusu Hilmi Bey’in seçim sonuçlarına ilişkin ve partisinin başkanlığına verdiği 26 Ekim 1930 günlü rapor ülkenin içinde bulunduğu şartlara ışık tutacak mahiyettedir:

“1.Halkın hükümetten belli başlı şikayeti , kazanç ve bina vergilerinin tahammül edilmez bir hale çıkan ağırlığıdır.

2.Kazanç vergisinde. fiiliyat , taşralarda maliye dairelerinin her sene için vergi tahakkuklarını, geçen senelere nazaran daha yüksek göstermek  ve merkeze bu suretle yaranmak yolunda yarışa çıkmış oldukları merkezindedir Senelerden beri gayr-ı müsait hava şartları dolayısıyla çiftçi iyi bir mahsul alamamıştır.Oysa tahakkuk memurlarının gayretiyle , vergi tahakkuku daima eski senelerden daha fazla olarak tahakkuk ettirilmektedir.”Zararım var” diye ağlayan tüccardan kazancı varmışçasına bir sene evvelkinden de ağır olarak kazanç vergisi istenmekte ve vergi tahsili için mükellefin ötesi berisi satılığa çıkarılarak herkesin en zorunlu  eşyasının bile sağlanmasını geleceğe  terk etmiş olduğu böyle bir zamanda , bu eşya yok bahasına çarşıda pazarda satılmaktadır.Musakkafat vergisinde esas alınan kıymetlerin yüksekliği  de mükellefin bu vergileri ödeyebilmesi imkanını yok etmiş bir haldedir.

3.Halkın adliyeden ve  bilhassa icra dairelerinde şikayetleri büyüktür. İcra dairelerinde iş çıkmamaktadır.

4.Memurların zorluk çıkarması ve rüşvet alması daima işite geldiğimiz şikayetlerdendir”

Şevket Süreyya Aydemir de Cumhuriyet Halk  Fırkası’nın bir “halk fırkası” durumuna gelememiş olduğunu belirtmekte ve  “1930 sıralarında   Cumhuriyet Halk  Fırkası halktan kopmuştu. Halkın dışında, dar,  basit bir bürokrat hizbi ile , bu hizbe seçim ve menfaat bağlantıları olan mahalli fakat dar bir taşralı taraftar kadrosunda ibaretti”

1930 yılına girilirken  tüm bu olumsuz gelişmelere bir de dünya ekonomik bunalımının ülkemiz üzerindeki etkileri de eklendi. Buğday fiyatlarının düşmesi sonucunu da doğuran bunalım , bir tarım ülkesi olan Türkiye'de de etkisini güçlü bir biçimde duyurdu.Zaten ilkel şartlarda ve kredi açısından ağır bir sömürü altında çalışan köylünün yoksulluğu bu yıllarda bir kat daha  da arttı.ne var ki, Cumhuriyet yönetimi , ülkenin geri kalmışlığını kırmak için yeni kuruluşları, büyük bayındırlık işlerini  ve özellikle de demiryollarının yapımını sürdürmek kararında ve  zorundaydı.Oysa bu girişimlerin başlıca parasal kaynağı o yıllarda dış kredi sağlanmasındaki güçlük de göz önüne getirilirse vergilerdi.Oysa vergi yükünün büyük bölümünü taşıyan köylü gerçekten de güç durumdaydı.buna karşılık, Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın siyasal yaşama atıldığı  günlerde ,30 Ağustos 1930’da Sivas demiryolunu Başvekil İsmet Paşa büyük bir törenle işletmeye açıyordu ama demiryolu yapımı için gereken malzeme de yurt dışından getirilmişti ve dış kredi yokluğu yurt içinde önemli sorunlara yol açmıştı.

Serbest Cumhuriyet  Fırkası , tek başına yedi yıldır ülkeyi yöneten ve yönetim kadroları halka ters düşmüş bulunan Cumhuriyet Halk  Fırkası iktidarı karşısında , Osmanlı’nın bıraktığı yıkıntı daha henüz kaldırılmamışken dünya ekonomik bunalımı nedeniyle sorunları daha da ağılaşmış bir ülkede ve bunalımın etkilerini gidermek için devletçe önlemler alınmaya başlandığı bir sırada , ayrıca dünyada klasik demokrasilerin gözden düşmeye başladığı bir dönemde kurulmuş bulunuyordu.

Gazi ise, tam o günlerde, genel sekreteri Hasan Rıza Soyak’a diyordu ki;

“Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!Görüyorsun ya , her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert , şikayet dinliyoruz.Her taraf derin bir yokluk, maddi , manevi perişanlık içinde..”

Gazi Mustafa Kemal, Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın  bu yokluğa, bu maddi ve manevi perişanlığa bir çare olacağını düşünüyordu.Onun içindir ki İzmir’de halk Serbest Cumhuriyet  Fırkası genel başkanı Fethi Bey’i karşılarken “yaşasın Gazi, Yaşasın Fethi Bey” diye haykıracak, ellerindeki pankartlarda Gazi’nin onları ikinci kez kurtarmakta olduğu sözleri yer alacaktı.

KURULUŞ-İzlenen Yöntem-Fethi Bey Ve Gazi Buluşması

Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kuruluş süreci ,T.C. Paris büyük elçisi Fethi Bey’in 1930 yılının Temmuz ayında iznini geçirmek üzere Türkiye’ye gelmesiyle başlar.

Yalova’da sekiz gün kalan Fethi Bey, İstanbul’a gazi ile birlikte dönmüş, her ikisi Büyükdere’de Necmeddin Molla’nın evinde bir gün daha kalmışlar, Gazi, Yalova’ya geri dönmüş, daha sonra 6 Ağustosta Fethi Bey yeniden Yalova’ya gitmiştir.

Fethi Bey’e verilen görev

Yalova’daki altıncı gün gazi Mustafa Kemal , Fethi Bey’e bir “muhalif fırka” kurmasını bildirecek, İstanbul’da Necmeddin Molla’nın evindeki yemekte de  bu fırkanın adını kendisi “Serbest Cumhuriyet Fırkası” olarak açıklayacaktır.

Fethi Okyar’ın anılarına göre: kendisinin yine eleştirilerde bulunduğu bir sırada Gazi,”Ben bunun çaresini buldum.Memlekette muhalif bir fırka kurmak lazımdır.böyle bir fırka vücuda gelirse Mecliste münakaşa daha serbest olur. Mesela siz böyle bir fırkanın başına geçerseniz  bildiklerinizi serbestçe Mecliste söylersiniz; bu suretle tatbikatta görülen bir çok hataların önü alınış olur” diyerek yeni fırka kurmasını  önermiştir.

Yeni bir siyasal parti kurma düşüncesinin Fethi Bey’e ait olmaması ve bu önerinin ondan gelmiş bulunmaması bir yana , Gazi Mustafa Kemal, Fethi Bey’in İsmet Paşa hükümetine yönelik eleştirileri üzerine  de böyle bir karar varmış değildi.Tümüyle tersine onun bu konuda çok daha önceden oluşmuş düşünceleri , tasarları ve hatta denilebilir ki verilmiş kesin kararı vardı.Fethi Okyar da anılarında Gazi’nin akrabası olan Rize Mebusu Fuat Bulca’nın Yalova’ya geldiğinin ilk günü kendisine bir fırka kurmasının önerileceğini söylediğini anlatır.Gerçekten de Gazi’nin böyle bir tasarısının bulunduğuna ilişkin bir çok ip ucu bulunuyor.Örneğin Asım us, Hatıra Notları’nda 17 Haziran 1930 tarihi altında , Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kurulması daha söz konusu olmadan ve Fethi Bey henüz Paris’ten Türkiye’ye dönmemiş iken  şöyle yazmaktadır:

“17 Haziran 1930’da İsmet Paşa dedi ki “Gelecek intihabatta(seçimlerde) bir muhalefet partisi de gelecek.Memleketi normal idare için bu lazım.Ancak fırka meselesinden bahsi uygun bulmam , daha bir buçuk sene var.Bir sene sonra görüşülebilir.Fethi Bey ile aramızda anlayış farkı vardır.Onun başka bir fırkanın başına geçmesini düşündük, fakat bilmiyoruz  kabul eder mi?”

Ayrıca ikinci bir siyasal partinin kurulması konusunda, Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kurulmasından önce de Gazi’nin konuklarının bulunduğu sıralarda sık sık ele aldığı ve onları bu düşünce üzerinde tartışmaya yönelttiği de bilinmektedir.

Gelişmeler  göstermektedir ki, İsmet Paşa  bu girişimden hiç te  mutlu olmayacak ve Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın tarihe karışıp yitmesi için elinden geleni yapacaktır.üstelik İsmet Paşa ve çevresi Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nı “komünizme”, “irtica”ya alet olmakla suçlayacaklardır.

FETHİ BEY’E YAZILI GÜVENCE

6 Ağustos’ta yeniden Yalova’ya döndüğüne değinmiş olduğumuz Fethi Bey ile Gazi Mustafa Kemal bu tarihte, başvekil İsmet Paşa ve CHP Umumi Katibi Saffet Bey’in de katıldıkları bir görüşme daha yaptılar.Bu görüşme partinin kurulması ile ilgili olarak Fethi Bey’in Gazi’ye, Gazi’nin de ona bir mektup yazması ve bu mektupların basında yayınlanması kararlaştırıldı.Böylece yeni parti için Cumhurbaşkanınca “güvence” verilmiş olacaktı.Bu toplantıda , bundan başka bazı mebusların CHP’den ayrılarak Serbest Cumhuriyet  Fırkası’na katılmaları ve yeni parti ile CHP’nin eşit şartlarda karşı karşıya gelmeleri üzerinde anlaşılmıştı.Ertesi Fethi Bey, yazdığı kendi mektubunu Gazi’ye gösterecek ve onun onayını alacaktı.8 Ağustos günü Gazi de mektubu kaleme almış bulunuyordu.Bu taslağı Gazi ve İsmet Paşa , Fethi Bey’e gösterecekler ve üzerinde hep birlikte bazı değişiklikler yapılacaktı.

Gazi Mustafa Kemal ise Fethi Bey ile üzerinde anlaştıkları yazılı güvenceyi  Cumhurbaşkanı olarak  mektubunda şu sözlerle açıklayacaktı:

“Reisi Cumhur bulunduğum müddetçe Reisicumhurluğun üzerime verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri , hükümette olan ve olmayan fırkalara karşı adil şekilde ve tarafsız yapacağıma ve laik cumhuriyet esası dahilinde fırkanızın  her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına inanabilirsiniz”

Kararlaştırıldığı üzere bu mektuplar basına Anadolu Ajansı aracılığı ile iletildi ve 10 Ağustos 1930 günlü gazeteler, Fethi Bey’in Gazi’ye yeni bir  parti kurmak için  mektup yazdığını  ve yakında Gazi’nin bunu cevaplayacağını  bildirdiler ve arkasından da 11 Ağustosta  Fethi Bey’in, 12 Ağustosta da  cumhurbaşkanının mektuplarını yayınladılar.

KİŞİSEL GÜVENCE :MAKBULE HANIM

Gazi Mustafa Kemal , Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kuruluş aşmasında kız kardeşi Makbule Hanımında (Atadan) bu partiye yazılmasını sağlamış, Fethi Bey’in anılarından ve olayların gelişmesinden Gazi’nin böyle yapmasının nedeninin Fethi Bey’e kişisel bir güvence vermek olduğu anlaşıyor.

Bu duruma göre , eğer ileride bir gün Serbest Cumhuriyet  Fırkası için bir  kovuşturmaya girişilecek olursa bu, Makbule Hanım’ı da kapsayacaktı.Makbule Hanım’ın  Gazi’nin kız kardeşi olması bu ihtimali bir anlamda ortadan kaldırmış oluyordu.Makbule Hanımın  Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nda bulunması , kuşkusuz Gazi’nin bu parti ile olan bağının açık bir ispatı olacağı düşünülmüştü.[1]

CHP VE SERBEST CUMHURİYET  FIRKASI KARŞISINDA GAZİ’NİN YERİ

Ağaoğlu Ahmet Bey, Fethi Bey’in konu ile ilgili olarak kendisine , hem  Cumhuriyet Halk  Fırkası’nın ve hem de Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın üst düzeydeki yönetiminin ve denetiminin Gazi’nin elinde olacağını , seçimlerde de her iki partinin de adaylarını onun saptayacağını Yalova’da açıkladığını belirtirken ,Serbest Cumhuriyet  Fırkası’na katılan mebuslardan  Süreyya Paşa da (İlmen) Gazi’nin yansız kalacağını kendisine de söylediğini anlatmakta ve ayrıca bunu söylerken orada bulunan Şükrü Naili  ve Abdurrahman Nafiz Paşalara da “ordu! Siz de benim gibi daima bitaraf kalacaksınız, buyurdular” demekte, Asım Us ise Gazi’nin İsmet Paşa’ya  ve Fethi Bey’e “Her ikinizin de  benim nazarımda bir babanın iki evladından farkı yoktur” dediğine tanık olduğunu yazmaktadır.

Buna göre, kendisi bir  Cumhuriyet Halk  Fırkalı , hatta bu partinin genel başkanı olmakla birlikte , Gazi Mustafa Kemal, Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın karşısına   Cumhuriyet Halk  Fırkası’nın başkanı olarak değil , herhangi bir partiyi tutmayan bir Cumhurbaşkanı olarak çıkacaktı.Ayrıca bundan da öte  her iki partinin de yönetimini denetlemeyi ve gerektiğinde de  yöneticilerini uzlaştırmayı düşünüyordu.

RESMİ İŞLEMLER

İkinci fırkayı  böylece kurmakla  görevlendirilen Fethi Bey , Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın  kurulduğunu belirten dilekçeyi Yalova’dan telgrafla 12 Ağustos 1930’da İstanbul Valiliğine  gönderdi.Bu telgrafta;

“Serbest Cumhuriyet namı altında bir fırka teşkil ediyorum. Merkezi Ankara’dadır.Program postadadır.Cemiyetler kanunu mucibince tescilini rica ederim” deniyordu.

KURULUŞ YÖNTEMİNDEKİ OLAĞANDIŞILIK

Bu parti , belirli görüşteki kişi, kuruluş yada örgütlerin kendiliğinden bir araya gelerek bir siyasal parti kurmaya karar vermeleri sonucu  varlık kazanmış değildi.İkinci bir partinin kurulması Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından düşünülüp karalaştırılmış ve bu kararı uygulamakla da Fethi Bey  görevlendirilmişti.Kaldı ki partinin  öteki kurucularını ve bazı mebuslarını  da Gazi’nin kendisi seçecektir.

MEBUSLAR, FIRKA REİSİ   FETHİ OKYAR,SİYASAL DÜŞÜNCELERİ VE TUTUMU

Fethi Okyar ,1880 Pirlepe doğumludur.Ölüm tarihi 1943’tür.

Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nı kurma görevinin Fethi Bey’e verilmesinde onun siyasal düşüncelerinin  ve eğilimlerinin de etkili olduğu açıkça görülür.

Fethi Bey, her şeyden önce “ılımlı” bir kişi ve bir “liberal”di.O,siyasal yaşam atıldığı ilk günlerden başlayarak gerek ekonomide gerekse devlet yönetiminde  liberal görüşün  önemli bir savunucusu  olmuştu.F.Rıfkı Atay’ın deyişiyle “eğilmez bükülmez  bir liberaldi”

Fethi Bey, İttihad ve Terakki’nin ünlü Bab-ı Ali baskını sırasında buna karşı çıkmış, ihtilal yöntemlerinden vaz geçilmesi gerektiğini söylemiş , ordunun ister doğrudan  isterse dolaylı olarak siyasal hayata  karışmasına karşı olmuştur.Başvekilliği sırasında çıkan Şeyh Sait isyanı karşısındaki ılımlı denebilecek tutumu TBMM’de eleştirilere hedef olmuş ve CHP grubundaki eleştirilerden sonra da çekilmek zorunda kalmıştır.Terakkiperver  Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması gerektiğini Kazım Karabekir Paşa, Rauf Orbay ve Ali Fuat Paşa’ya  görevi gereği bildirirken de gerçekten de bu partinin kapatılmasına kendisinin karşı olduğunu açıklamaktan da geri  kalmamıştır.Fethi Bey’in Gazi’ye olan yakınlığına karşın bu tutumu, sanırım F.Rıfkı Atay’ın “Mustafa Kemal , hükümet reisi olarak , kendi davasını birlikte yürütebileceği bir ikinci aradığı vakit , aklına ilk gelen İsmet paşa olmamıştır.Fethi Bey şüphe yok , Batı Milliyetçisi  idi.fakat bir devrim rejiminin dikta sıkısına  aklı yatmayacak kadar liberaldi. Ona göre <şeyler> zorlanmamalı idi, olmalı idi”. Yargısı tümüyle  gerçeği yansıtıyor.

Şeyh Sait isyanı karşısında izlediği tutum nedeniyle Başvekillikten çekilen Fethi Bey’in yerine İsmet paşa geçecektir. Fethi Bey’in İsmet Paşa ile  daha önceden de arasında  bazı anlaşmazlıklar bulunmuş olmakla birlikte  asıl bundan sonra  onun İsmet Paşa’nın uygulamaları karşısında  yer aldığı görülüyor.Gerçekten de Fethi  Bey , İsmet Paşa hükümeti için Gaziye dile getirdiği eleştirileri bir yana Serbest Cumhuriyet  Fırkası  kapatıldıktan sonra  anılarını kaleme aldığında  da İsmet İnönü  için şöyle diyecektir:

“İsmet Paşa hükümetinden bunalmış, bıkmış olan halkın , bu tahammülü aşan vaziyetten kurtulmak için  bir değişikliğe şiddetle ihtiyacı vardı”

Yine bu anılarda şu satırları da okuyoruz:

“Bütün kalbim vatanda henüz doğmamış olan hürriyet güneşinin hasretiyle sızlanmakta idi.Cumhuriyet kelimesi yalnız dudaklarda kalmış ve kalplere girememişti.İsmet Paşa’nın hodbinliği ve nihayetsiz iddiaları ve hudutsuz hırsına izmimam eden (eklenen) kifayetsizliği ve etrafında cereyan eden  fecaatları anlamamaktaki inadı yüzünden memleket bir  uçuruma doğru sürüklenmekte iken , haykırmamak, fenalıklara karşı ses çıkarmamak ve bir istirahat köşesinde kalmak elimden gelmiyordu”

Soyak “Atatürk’ün ikinci fırka liderliği için Ali Fethi Bey’i seçmesi , yalnız onun bu yakın ve eski arkadaşına olan sevgi ve güveninden ileri gelmiş değildi; bunda , başka ve daha mühim bir sebep vardı: Ali Fethi Bey öteden beri her vesile ile  o zamanki Başvekil İsmet Paşa’nın idaresini beğenmediğini açıkça söyler, tekit ederdi; bu suretle kendisine , arkadaşları ile beraber düşüncelerini ve tenkitlerini meclis kürsüsünden serbestçe ifade etmek fırsatı da  verilmiş oluyordu”

Fethi Bey’in iki temel özelliği vardı:O önce Gazi’nin eski bir dostu, yakını ve güvendiği bir  kimseydi.Sonra da İsmet Paşa’nın gütmekte olduğu siyasete karşıydı ve gerek  ekonomik ve gerekse siyasal alanda liberal görüşteydi.

FIRKA UMUMİ KATİBİ:NURİ BEY (CONKER)

1923’te Kütahya mebusu oldu. Serbest Cumhuriyet  Fırkası umumi katibi olduğunda Kütahya mebusu  bulunuyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya “Kemal” diyerek adı ile konuşabilen tek kişiydi.

Serbest Cumhuriyet  Fırkası’nın kurucularından olmasının nedenleri;

Gazi Yalova’da 9 Ağustos 1930’da Nuri Bey’e yeni kurulacak partiye girmesini , 11 Ağustos’ta da “fırka umumi katibi” olmasını bildirmiş Kuşkusuz , Gazi’nin Nuri Bey’i partinin ikinci önemli görevine getirmesinin en başta gelen nedeni , onun kendisine olan  yakınlığı ve  bağımlılığı idi. Ancak bunun yanısıra Nuri Bey’in o sıralar İsmet Paşa’nın tutumuna karşı olduğu da anlaşılıyor.

AĞAOĞLU AHMET

1869’da Azerbaycan’da (Karabağ’da) doğan Ağaoğlu Ahmet Bey ( Ölümü:19 Mayıs 1939) orta öğrenimini Tiflis’te, yüksek öğrenimini 1888’de Paris’e giderek orada tarih, hukuk ve siyaset üzerinde yaptı.

Ağaoğlu Ahmet Bey, TBMM’nde üçüncü dönem Kars mebusu bulunduğu sırada , 7 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı  kurmakla  Gazi tarafından Fethi Bey’den sonra görevlendirildi.

Ağaoğlu Ahmet Bey, gerek siyasal ve gerekse ekonomik açılardan  tıpkı Fethi Bey gibi tam bir liberaldi.

Fethi Bey ile Ağaoğlu Ahmet Bey her ikisi de Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda bir iki olay dışında hep aynı görüşte olacaklar, partinin programından başlayarak her sorunu birlikte çözmeye başlayacaklardır. Bu açıdan bakıldığında Fethi Bey’in  İzmir gezisi sırasında Ağaoğlu Ahmet Bey’in  mutlaka yanında bulunmasını istemiş olması daha da bir anlam kazanmaktadır.

Ağaoğlu Ahmet Bey ile ilgili olarak vurgulanması gereken bir başka nokta  da , onun Türkçülüğüdür.O, bu anlayışı çerçevesinde bir yandan Osmanlıcılığa  ve bir yandan da İslamcılığa cephe almış, bu konuda başta Süleyman Nazif olmak üzere çeşitli kişilerle polemiklere girişmişti.Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılan on beş mebustan Dr. Reşit Galip ve Mehmet Emin Yurdakul Beyler’in de  Türk Ocağı’ndan gelen Türkçüler olması , Atatürk ilke ve devrimlerinin aynı zamanda hem Osmanlıcılığa  ve hem de İslamcılığa sert bir  tepki niteliğini taşımaları  önemli birer yaklaşımdır.Bu önem  kendinin özellikle de Türk Ocaklarının Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı desteklemelerinde daha  da gösterecektir.

TAHSİN BEY(HASAN TAHSİN UZER)

Ağaoğlu Ahmet Bey ve Nuri Beylerden sonra  Cumhuriyet Halk  Fırkası mebusu iken Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılan mebuslar temsil ettikleri yerlere göre şöyleydi:

Ankara- Talat(Sönmez)
Aydın-D.R Reşit Galip
Bilecik-Rasim Öztekin
Bursa-Senih Hızıroğlu
Elazığ-Nakiyeddin Yücekök
Erzurum-Tahsin Uzer
İstanbul-Ali Haydar Yuluğ
İstanbul-Süreyya Paşa(İlmen)
Kocaeli-İbrahim Süreyya Tolon
Niğde-Ali Galip Yenen
Sinop-Refik İsmail Kakmacı
Şebinkarahisar-Mehmet Emin Yurdakul

 Gazi Mustafa Kemal’in kendisi bu  mebuslardan bir bölümünün Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçmelerini buyurmuş. Kimileri ise kendiliklerinden  yeni kurulmakta olan partiye girmişlerdir.Gazi, 9 Ağustos 1930 günü önce Nuri ve Tahsin Beylerden  ve aynı gün daha sonra Dr. Reşit Galip Bey’den Serbest Cumhuriyet Fırkası’na geçmelerini istemiş .Bu duruma göre “silahçı Tahsin “ olarak da tanınan Tahsin Bey Serbest Cumhuriyet Fırkası’na giren dördüncü kişi olmuştur.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’na  girdiğinde Erzurum mebusu bulunuyordu.

DR.REŞİT GALİP

 Dr.Reşit Galip, Gazi’nin buyruğu üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’na Ağaoğlu Ahmet Bey, Nuri ve Tahsin Beyler’den sonra 9 Ağustos’ta katılmış bulunuyor.

Dr. Reşit Galip’in Serbest Cumhuriyet Fırkası’ndaki çalışmaları uzun  sürmeyecek ve İzmir olayları üzerine partiden ayrılacaktır.

MEHMET EMİN YURDAKUL

TBMM’nde  Şebinkarahisar mebusu iken Gazi’nin isteği üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’na  katılanlardan olan Mehmet Emin, Türk Yurdu Cemiyeti’nin ve Türk Ocağı’nın kurucularındandır.1911’de Türk Ocağı başkanlığına da getirilmişti.1919’da da Türkçü” Milli Türk Fırkası” kurucuları arasında yer aldı. Fırkanın kurucuları arasında Ahmet Ferit Tek, Dr. Adnan Adıvar, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Yusuf Akçura bulunuyordu.

RASİM BEY  (ÖZTEKİN)

1874 Debre-i Bala (Yugoslavya) doğumlu olan Rasim Celaleddin Öztekin (Ölm:12 Aralık 1933) Gazi’nin “sevdiği eski bir silah arkadaşı” idi ve onun isteği ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girmiştir. Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katıldığı sırada Kütahya mebusu idi.

İBRAHİM BEY  (TOLON)

NAKİYETTİN BEY  (YÜCEKÖK)

Gazi Mustafa Kemal’in isteği üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’na giren Nakiyettin Bey(1866-1948) Selanik Askeri Rüştiyesinde Mustafa Kemal’in Fransızca öğretmeniydi .O tarihte yüzbaşı olan Nakiyettin Bey,Mustafa Kemal’e  özel bir ilgi göstermiş , Fransızca öğrenmesi için yardımcı olmuştur.31 Mart Ayaklanmasını bastırmaya giden  birliklerden Selanik Redif Alayı’nın komutan vekili idi.Fethi Bey, onunla konuşurken Gazi’nin Nakiyettin Bey’e “hocam” dediğini belirtiyor. Nakiyettin Bey, Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katıldığında Elazığ mebusu olarak TBMM’nde bulunuyordu

TALAT BEY( SÖNMEZ)

ALİ HAYDAR (YULUĞ)

 Dört  Cumhuriyet Halk  Fırka’lı  mebusun ise Gazi’den buyruk almaksızın kendiliklerinden Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girmiş olduklarını görüyoruz. Bunların ilki Ali Haydar Bey idi.Ali Haydar Bey Fethi Bey Yalova’da bulunduğu sırada 10 Ağustos’ta ona telgrafla başvurarak fırkaya girmek istediğini bildirmiş bulunuyor.

Fethi Bey’in “namuslu, müstakim, doğru), tecrübeli, vatanperver” olarak tanımladığı  Ali Haydar Bey, Cemal Kutay’ın Üç Devirde Bir Adam’da yer alan  bir notuna göre  valiliği ve belediye başkanlığı sırasında  Cumhuriyet Halk  Fırkası yönetiminin tek parti olarak büyük kentler bakımından neden olduğu olumsuzlukları  belirten bir rapor düzenleyerek İsmet Paşa’ya ve  Cumhuriyet Halk  Fırkası Umumi Katipliğine vermiş bulunuyordu. Öte yandan Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katıldığı sırada verdiği bir demeçte “eski fırkam vadettiği umdelerin (ilkelerin) hiç birini tahakkuk ettirememiştir. Bunun için ayrılıyorum diyeceği gibi , bir başka demecinde  de:”Ben öteden beri memlekette hür bir idarenin kurulmasına taraftarım bu defa Fethi Bey’in yapmış olduğu fırka benim çoktan beri beklediğim ve arzu ettiğim bir teşekküldür.Çünkü bu defa fırka teşkil edilir edilmez Cumhuriyet esaslarına ve memleket menfaatına daha uygun, daha şuurlu bir veche verecektir” açıklamasını yapacaktır.

REFİK İSMAİL KAKMACI

Kendiliğinden ve 25 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılan  bir başka mebus da Refik İsmail Bey’di.

SÜREYYA İLMEN PAŞA

Serasker Rıza Paşa’nın oğlu olan Süreyya Paşa, Ağustos ayı sonunda  Cumhuriyet Halk  Fırkası yönetiminden izin alarak Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılmış bulunuyor. Süreyya Paşa, anılarında , fırkaya girmesi için Fethi Bey’in  öneride bulunduğunu , kendisinin de bunu uygun görerek Yalova’ya gidip Gazi’den izin  istediğini bildiriyor.

ALİ GALİP BEY  (YENEN)

Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katıldığında Niğde mebusuydu.

ORTAK ÖZELLİKLERİ

 1.Öncelikle Gazi’nin Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılmalarını istediği mebuslar, onun ya yakın dostu, silah arkadaşı ya da güvenini kazanmış kişilerdir. Kendiliğinden fırkaya katılan Refik İsmail Bey’in  de yine Gazi’nin güvendiği  bir kişi olduğu anlaşılıyor.Talat Bey’in de Gazi’nin sofrasında bulunabilecek biri olduğu görülüyor.Bu açıdan asıl önemli olanı ise fırkanın genel başkanının ve genel sekreterinin , kilit adamları olan Fethi Bey ile Nuri Bey’in Gazi’ye en yakın ve en bağlı arkadaşları olmalarıydı.

2.Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılan mebusların  tümünün de İsmet Paşa yönetimine karşı olmaları ise  ikinci ortak özellik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı  anlayabilmek için  bu iki gerçeğin  çok yönlü önemi var.

1.Bir kere, mebusların Gazi’ye olan bağlılıkları ; kuşkusuz  bu bağlılık en başta onun savaşına , ilkelerine, eserine olan tutkunluktan ileri  geldiğine göre Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın da rejime bağlı olması demekti.

2.Bu nedenle de , bir süre sonra  Cumhuriyet  Halk Fırkası çevrelerince  ortaya atılacak olan  ve bu gün bile yenilenmekte olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “gerici”, “rejime karşı”  bir parti olduğu  tezleri değerlendirirken , her şeyden önce  bu gerçeği hatırlatmak gerekecektir.

3.Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katılan mebusların İsmet Paşa’ya muhalif olmaları ise Gazi’nin bu fırkayı göstermelik olarak kurmamış olduğunun en açık ispatıdır. Serbest Cumhuriyet Fırkası, kısacık  yaşamında Cumhuriyet  Halk Fırkası iktidarı karşısında  son kerte ciddi ve sert  muhalefet sergileyecektir.

4.Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın  bu ciddi ve sert muhalefeti ip iktidarına ağır darbeler indirmiş oluyor.Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapanmasını izleyen  günlerde iktidar iyice sertleşecek ve ülkede “tek parti” rejimi tam anlamıyla geçerli kılınacaktır.Cumhuriyet  Halk Fırkası’nın çizdiği sınırlar dışında  söz söylemek, düşünce açıklamak  gittikçe zorlaşacak , özellikle de Atatürk’ün ölümü üzerine ip kendisini milli şef ilan ettirerek tüm özgürlükleri boğacaktır.Bu nedenle, Serbest Cumhuriyet Fırkası, bir-iki cılız çıkış dışında hep İsmet Paşa’nın bakış açısından değerlendirilmiş bulunuyor.

 Partinin yönetiminin devrimlere ve bunlar içinde de özellikle laikliğe inanmış kişilerin elinde olmasına özen gösterilmiştir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucularının ve mebuslarının Gazi Mustafa Kemal’e , onun ilkelerine ve özellikle de  laikliğe bağlılıkları  hiç düşünülmeksizin yapılan yanlış bir değerlendirme , içine düşülen bir yanılgı da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Terakkiperver  Cumhuriyet  Fırkası’nın  bir devamı imiş gibi gösterilmeye çalışılması.Bu yanılgıya düşülmesinin  de balıca iki nedeni bulunuyor: İlki her iki fırkanın da “muhalif” olmaları ; ikincisi ise programları arasında bazı benzerliklerin  bulunması.Terakkiperver  Cumhuriyet  Fırkası’nın muhalefeti Gazi’ye ve  rejime karşıydı. Buna karşılık Serbest Cumhuriyet Fırkası, gördüğümüz gibi Gazi’ye ve rejime bağlı kişilerce kurulmuştu. Hem sonra Terakkiperver  Cumhuriyet  Fırkası’nın kurucuları ve yöneticileri bir ikisi dışında ülkenin Amerikan mandası altına  konulmasından yana olmuşlardı.Oysa ,Serbest Cumhuriyet Fırkası tam bağımsızlı ülküsünü bayrak edinmiş olanları  bağrında toplamıştı. Terakkiperver  Cumhuriyet  Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası arasındaki en önemli  fark ise Serbest Cumhuriyet Fırkası kurucularının tersine birincilerin Cumhuriyetin ilanını, saltanatın  ve hilafetin kaldırılmasını laikliğin geçerli kılınmasını içine sindirememiş  olmasıydı.Bu nedenle , her iki fırkanın programlarındaki liberalizme  dönük ve  yabancı kapitale kolaylık sağlamayı amaçlayan maddelere bakılarak  arada bir benzerlik kurmak yanlış olur.Öylesine ki Gazi Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta Terakkiperver  Cumhuriyet  Fırkası’nın programı için “En hain dimağların mahsulüdür” derken, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın programının kaleme alınmasına kendisi  katkıda bulunacaktır.

SERBEST CUMHURİYET FIRKASI NEDEN KURULDU?
I.CUMHURİYET REJİMİN  ÇOK PARTİLİ SİYASAL YAŞAMI GEREKTİRMESİ

Fethi  Bey, bir söylevinde cumhuriyet rejiminin özgür tartışma  ve iki fırkanın karşılıklı savaşımı olduğunu,  bu savaşımın  cumhuriyetin ruhu ve esasını oluşturduğunu belirterek, fırkanın varlık nedenini bu açıdan açıklamış bulunuyor. Fethi  Bey’in anılarından  anlaşıldığına göre  de Gazi, kendi sağlığında  cumhuriyet rejimini  tam anlamı ile geçekleştirmek için  çok fırka yaşamına  geçmek istemiş  ve bu nedenle de ondan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurmasını istemiştir.

 SERBEST CUMHURİYET FIRKASI’NIN ÜLKEDEKİ DENETİM EKSİKLİĞİNE KARŞI BİR ÖNLEM OLMASI

 “Hükümetin” denetlenmesi için Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmuş olması ülkede yürürlükte olan tek parti rejiminde  hükümet TBMM’nde eleştirilememekte ve dolayısıyla denetlenememekte olduğundan, Mecliste ikinci bir fırkanın bulunması durumunda bu sakınca giderilmiş olacak ve daha sağlıklı bir yönetim gerçekleşmiş olacaktı. Gerçekten de Cumhuriyet  Halk Fırkası’nın kendi mebuslarınca eleştirilip denetlenmediği  görülüyordu. Fırka disiplini, öndere bağlılık, seçimlerde aday gösterebilme  yöntemi mebusların  bu görevlerini yapmalarına engel olan nedenlerin başında  geliyordu. Bu durum, alt düzeydeki  yönetim birimlerini de etkileyecek bir aşamadaydı.O halde Cumhuriyet  Halk Fırkası’ndan  ayrı ve  onu denetleyecek bir kuruluşa  gerek vardı.İşte Serbest Cumhuriyet Fırkası  bu ihtiyacı karşılayacaktı.Demek ki, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş nedeni, TBMM’nde hükümetten başlayarak yönetimi eleştirerek denetim sağlamaktı.

 Gazi’nin gerçek amacının bu fırkanın kurulmasını gerçekleştirmekle  söz konusu denetimsizliğin  giderilmesinin sağlanması olduğunun  altını önemle  çizildiğinin  ve bazı belgelere başvurarak  öne sürdüğünün belirtilmesi gerekir.

CUMHURİYET  HALK FIRKASI’NIN DENETLENMESİ İÇİN SERBEST CUMHURİYET FIRKASI’NIN KURULMUŞ OLMASI

İkinci fırkanın kuruluş nedenini denetim eksikliğinin giderilmesi amacında görenlerin bir bölümü  denetlenecek kuruluş bakımından  yukarıdaki görüşü  savunanlardan ayrılmakta  ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Cumhuriyet  Halk Fırkası’nı  denetlemek, ona bir çeki düzen verilmesini sağlamak amacı ile kurdurulmuş olduğunu öne sürerler.

Mete Tunçay, konuyla ilgili;

“Cumhurbaşkanın bakış açısından , ülkenin yararları ile Cumhuriyet  Halk Fırkası’nın yaraları özdeştir.Dolayısıyla Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın yaratılması , rejim için olmaktan çok ,parti için faydalı  olacak diye düşünülmüştür.Bu sayede partinin çürük yanları açığa vurulacak , temizlenecek, dolayısıyla parti güçlenecekti.”

 SERBEST CUMHURİYET FIRKASI İLE TOPLUMDAKİ EĞİLİMLERİN ANLAŞILABİLECEK VE YÖNLENDİRİLEBİLECEK OLMASI

 Kimi siyaset ve bilim adamlarına göre ise , ikinci bir fırkanın kurulmasının gerçek nedeni  toplumun rejim ve devrimler karşısındaki tepkisinin açığa çıkmasını sağlamaktı.Denilmektedir ki , toplumu  sıkı bir biçimde yöneten Cumhuriyet  Halk Fırkası’nın yanı başında bir muhalefet fırkasının bulunması  toplumun çeşitli kesimlerinin suskunluğuna son verecek ve böylece de Cumhuriyet yönetiminin toplumda ne ölçüde  kök saldığı  öğrenilmiş, ayrıca  sezinlenmekte olan  hoşnutsuzluğun  dile getirilmesi sonucunda da  buna yol açan  sorunlar anlaşılarak  çözümler aranabilecekti.Bu aynı zamanda , toplumu yönlendirmek imkanı  da sağlamış olacaktı.

Emre Kongar ise , Gazi’nin “Meclis içinde  ve dışında gelişmekte olan karşıt eğilimleri , en yakın arkadaşlarının birinin  liderliğini yaptığı  bir parti yolu ile  denetlemek istediği  de açıktır” demiş  bulunuyor.

GAZİ’NİN İSMET PAŞA’YI İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRMAK AMACI İLE SERBEST CUMHURİYET FIRKASI’NI KURDURMUŞ OLDUĞU TEZİ 

Özellikle kimi siyaset adamlarının  zaman zaman  öne sürdükleri bu görüşe göre , Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Gazi Mustafa Kemal’ce  kurdurulmasının nedeni , Başvekil İsmet  Paşa ile arasındaki siyasal ilişkilerin  o sırada almış olduğu  biçim ve Gazi’nin ona karşı  bir iktidar seçeneği yaratmak istemesiydi

Bu nedeni sürekli olarak ortaya atanların başında, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın İstanbul mebusu olarak katılmış  olan Süreyya Paşa gelir.Süreyya Paşa’ya göre , gerçek neden , Gazi ile ip arasındaki  uyuşmazlık ve sürtüşme idi. Fırkanın kurulmasına  denk gelen günlerde ,Gazi ve İsmet  Paşa yanlıları olmak üzere “adeta iki hizip”  oluşmuş, üstelik bu ikilikte İsmet  Paşa ağırlık kazanmaya başlamış, hatta mecliste yapılacak olan bir cumhurbaşkanlığı seçiminde İsmet Paşa’nın Gazi’yi altüst etmesi  ihtimali bile belirmişti.İşte Gazi bu durum karşısında Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kendisi için  bir çözüm olarak düşünmüştü.Serbest Cumhuriyet Fırkası, ip hükümetinin uygulamadaki yanlışlıklarını halka gösterecek , hükümet yıpranacak ve Meclisteki gücü azalacaktı.Gerektiğinde Fethi Bey’in hükümeti kurması sağlanacak, halk Gazi’yi yeniden kurtarıcı olarak görecekti.

FETHİ  BEY’İN NOTLARINA GÖRE GAZİ’NİN AMACI

Fethi Bey, Gazi’nin Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın neden kurulmasını istediğini  şu sözlerle açıklıyor:

 “Bu günkü manzaramız aşağı yukarı bir  diktatörlük manzarasıdır.Vakıa bir meclis vardır, fakat  dahil ve hariçte  bize diktatör nazarıyla bakıyorlar.

Geçen sene Ankara’yı ziyaret eden Alman muharrirlerinden Emil Ludwig bana şekl-i idaremiz hakkında tuhaf sualler sormuş ve dikta torluğumuza  ederek geri dönmüş  ve bu kanaatını  de yazmıştır.

Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım: Hepimiz faniyiz.Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese  bir istibdat müessesesidir.Ben ise , millete miras olarak  bir istibdat müessesesi  bırakmak ve tarihe o surette geçmek istemiyorum.

Bütün müşküllere  katlanacağız. Sizin dostluğunuza , ahlakınıza  itimadım vardır.Mesel memlekette cumhuriyetin şahısların hayatına bağlı kalmayarak kökleşmesidir

Ben cumhuriyeti tesis ettim; fakat bu gün şekl-i idare  cumhuriyet midir, diktatörlük mudur, şahsi hükümet midir, belli değildir.Ben fani bir insanım, ölmeden evvel isterim ki  millet  hürriyete alışsın.Bunun için muhalif fırka tesis ediyorum”

 Fethi Bey’in bundan sonra yazdıkları da şöyle:

 “İsmet  Paşa’nın bu halini fark eden Gazi, yanındaki birine yavaş sesle<şimdiden sinirleniyor> diye göz kırptı. Fethi Bey, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı  kapatacağını Gazi’ye  bildirdiğinde  ise  ondan şu cevabı aldığını  bildiriyor:

 “Cumhuriyete hizmet böyle mi  olur?.Çekilmek doğru değildir; her müşkülü yavaş yavaş hallederiz.Yedi senedir tek fırkaya alışan , tekmil hükümet memurlarıyla çalışan (..)  tuhaf ve başka  bir halet-i ruhiye  taşıyan bir teşekkülü bir ay içinde yola getirmek imkanı yoktur.Biraz sabırlı olun”

 Cemal  Kutay’ın belirttiğine göre, 1 Kasım 1928- 3 Haziran 1930 tarihleri arasında TBMM’nin çalışma saatlerinin toplamı altmış dokuz saat yirmi bir dakikaydı Bu açıdan Cumhuriyet  Halk Fırkası örgütünün durumunu , hem bir mebus ve hem de bir fırka müfettişi olarak Hilmi Uran,”uzun bir sükunet devresinin uyuşukluğuna kendimizi kaptırmamış değildik” diyerek vurguluyor.Uran, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonraki  dönem için “tek parti yine  eski uyuşuk temposuna  dönmüştü” dediğinde ise  bu gerçeği daha açık  bir biçimde belirtmiş oluyor. 

PROGRAM
PROGRAM METİNLERİ

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın programı  on bir maddeden oluşuyordu. 

PROGRAM VE FIRKA YASASININ HAZIRLANIŞI

 On bir maddelik programı Fethi Bey  kaleme almış Ağaoğlu Ahmet, Nuri, Dr. Reşit Galip ve Tahsin Beylerce  gözden geçirildikten sonra Gazi’ye sunulmuştur. Gazi programın özüne ilişmeksizin üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır.

 Okyar’ın anılarında belirttiğine göre  programın beşinci maddesinin “Cumhuriyetin menfaatleri  için girişilmesi icap eden iktisadi işlerde  fertlerin kuvveti   kifayetsiz görüldükçe  devlet doğrudan doğruya  teşebbüs alır” biçimindeki ikinci fıkrasını Gazi kendisi eklemiştir.Ayrıca on birinci maddede “fırka bir dereceli  seçim usulünün  tesisini savunacaktır” biçiminde iken  maddeye buna ek olarak “siyasi hukukun  Türk kadınlığına da teşmili” ilkesini koydurtmuştur.

Asıl programı ise Ağaoğlu Ahmet Bey hazırlayacak, ilk maddelerinde  program ilkelerine  de yer veren  ve “fırka yasası”  denen , ancak gerçekte bir parti tüzüğü olan , sekizinci bölüm ve  altmış maddeden oluşan  bu metin Ağustos ayı sonuna doğru  bitirilecekti.Yayınlanış tarihi  ise  27 Ağustos 1930 olacaktı.

İLKELER

 Programın ilk maddesinde, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik ilkelerine bağlılığı  belirtildikten sonra  bu ilkelerin ulusal  yapıda  sonsuzluğa eriştirilmesinin fırkanın amacı olduğu açıklanıyordu. Yine bu maddeye göre , fırka, Anayasada öngörülmüş  bulunan  özgürlükleri  ve kişi dokunulmazlığına  ilişkin hakları  ayrıcalık tanımaksızın herkes için geçerli kılacaktı.Fırka Yasası’nın ilk dört maddesi ise Programın  bu maddesini daha geniş olarak ele alıyordu. Fırka Yasası’nın beşinci maddesi Cumhuriyetin ulusal egemenliğin en yüksek biçimde gerçekleşmesi olduğunu belirttikten sonra, ikinci maddede, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın temel amacının Cumhuriyet yönetiminin getirdiği şartların uygulama alanında gerçekleştirilmesi olarak gösterilmekteydi. Üçüncü maddede, Anayasada öngörülen hakların ve özgürlüklerin korunması ile bu amaca ulaşılabileceği anlatılıyor.; dördüncü maddede, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın bu haklardan ve özgürlüklerden hangilerine özellikle önem verdiği açıklanıyordu. Bunlar çalışma, düşünce, basın ve toplantı özgürlükleri, yürütme erkinin denetlenmesi, halkın belediye ve il yönetimlerinde kendi işlerini kendisinin görmesiydi.

 Programın ikinci ve sonraki maddelerinde Fethi Bey’in mektubunda Cumhuriyet Halk Fırkası yönetimine yönelttiği eleştirilerin yinelenmesi niteliği taşıdığı açıkça görülüyor. Fethi Bey’in mektubunda yer alan “Hükümet.. Halkın tahammülü üstünde vergiler koymuştur” eleştirisi, programın ikinci maddesinde vergilerin halkın ödeme gücünü aşmayacak ölçüde azaltılacağı, vergi oranlarının saptanmasının daha doğru temellere dayandırılacağı ve toplanmasındaki yolsuzlukların önleneceği biçiminde yinelenmekte; mektuptaki “Hükümetin mali kudretimize uygun olmayan ve bu günkü nesil için lüzumsuz masraflara girmiş. Dahili sanatlar ve mahsullerimiz hakkıyla teşvik edilmemiş olması yüzünden ihracatımıza seneden seneye noksan arız olmuştur.... Milli paramız endişeli surette düşmek tehlikesini gösterinceye kadar paramızın kıymetini tespit için esaslı bir tedbir alınmamıştır” eleştirileri de programın üçüncü maddesinde “Fırka devlet gelirlerinin semereli surette sarfına dikkat eder ve büyük nafıa teşebbüsleri masraflarının yalnız bir nesle yükletilmesinden çekinir. Devlet masraflarında en sıkı tasarrufa riayet ve israflara karşı mücadele eder” ve dördüncü maddenin “Fırka, paramızın kıymetini bir an evvel tespit için tedbir almak.. azmindedir” biçimindeki bölümünde anlatımını buluyordu.



[1] .”Halk Fırkası” adı altında kurulan  Cumhuriyet Halk  Fırkası’nın  ( 10 kasım 1924’e değin “Halk Fırkası” ,10 Kasım 1924’ten 20 Mayıs 1931’e değin  “ Cumhuriyet Halk  Fırkası” , bu tarihten sonra “Cumhuriyet Halk Partisi”)  9 Eylül 1923 günlü “Nizamnamenin” 5. maddesi Halk Fırkası Umumi Reisini , toplantı halinde bulunan TBMM üyelerinin oluşturacağı büyük kurultayın seçeceği , bu görevin ilk kurultaya değin süreceği biçimindeydi.Ancak 15 Ekim 1927 günü toplanan ikinci büyük kurultayda benimsenen “Nizamnamede” ise “ Cumhuriyet Halk  Fırkası’nın Umumi Reisi , fırkanın kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal hazretleridir”hükmü yer alıyordu.Partinin merkez örgütünde genel başkandan sonra , genel başkan vekili  ve sonra da genel sekreter gelmekteydi.Gazi Mustafa Kemal’i,n Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine bu” umumi reis vekilliği” düşünülüp kurulmuş ve bu göreve  İsmet Paşa 19 Kasım 1923’te Gazi tarafından getirilmiştir.

ATATÜRK’ÜN BAŞARISIZ DEMOKRASİ DEVRİMİ-SERBEST CUMHURİYET FIRKASI-
ÇETİN YETKİN 2.BASKI

CUMHURİYET TARİHİ