|
ALEMDAR MUSTAFA PAŞA’NIN SADRAZAMLIĞI
Osmanlı’da yenileşmeyi başlatan III.Selim’in Kabakçı Mustafa Paşa isyanı
ile devrilmesinden sonra Padişahı tekrar tahta çıkarmak için İstanbul’a
gelen Alemdar Mustafa Paşa muradına erememiş, III.Selim son anda isyancılar
tarafından öldürülmüş ve tahta yine modernleşme tarihimizde çok önemli
bir isim olan II.Mahmut çıkmıştı.
Kısa sürede hem merkezde hem de taşrada bütün ipleri eline alan Alemdar
Mustafa Paşa’nın sonu aklını başından alan bir cariye yüzünden gelmişti.Kamertab
isimli dilberin etkisiyle her türlü tedbiri elden bırakan Alemdar, Yeniçeriler’in
isyanı sırasında kuşatıldığını görünce konağını havaya uçurmuş ve düşmanlarıyla
birlikte ölmüştü.
ADI BİLE ÜMİT VERDİ
İmparatorluktaki gerileme 18.y.y’ın sonuna doğru hızla devam etmiş, alınan
önlemler gerilemeyi durdurmaya yetmemişt.1757 ile 1774 yılları arasında
padişahlık yapan III.Mustafa devrinde sınırlı da olsa yenilik hareketlerine
girilmiş fakat beklenen başarılı sonuç bir türlü alınamamış ve imparatorluk
gün geçtikçe daha da kötüye gitmişti.Başarısızlıkların getirdiği ümitsizlik,
devlet adamlarının bakışlarını Şehzade III.Selim’e yöneltmişti.
KRAL İLE AHBAP OLDU
Müneccimbaşı ve ulemadan bazıları, bu iyimser düşüncelere hemen bir dayanak
da bulmuşlar ve “Evet, devletimizin durumu son derece kötü ancak telaşa
gerek yok, zira şehzadenin adı Selim’dir.Aynen atası Yavuz Sultan Selim’in
adını taşımaktadır ve bu kutlu tesadüf boş değildir.Onun tahta çıkması
ile devlet aynen Yavuz devrindeki gibi müthiş bir toparlanma ve ardından
yükseliş devrine geçecektir” demişlerdir.
Çaresizliğin verdiği ümitle ileri sürülen bu düşünceler, daha çocukyaştan
itibaren Şehzade Selim’in omuzlarına ağır sorumluluklar yüklemişti.Devrin
“Vak’anüvisleri” yani resmi tarihçileri, Selim’in çok küçük yaşlarında
bile devlet işlerini merak ettiğini, “Ben olsam şöyle yapar böyle ederdim”
dediğini hatta kurşundan toplar dökerek yeni icatlar peşinde koştuğunu
yazmışlardı.Sadece İmparatorluk içindeki gelişmeleri değil dünyada da
neler olup bittiğini hayli merak eden Şehzade Selim, özel doktoru Lorenzo
aracılığıyla Fransa elçiliği ile de temasa geçmişti.Kral 16.Louis ile
de mektuplaşmıştı.1789’de işte bu iyimser hava içinde “Üçüncü Selim”
olarak Osmanlı tahtına oturan şehzade, uzun süren Rus ve Avusturya savaşlarından
sonra İmparatorluğun kurtuluşu için ilk etapta askeri alanda, sonra da
idari ve mali sahalarda radikal yeniliklerin şart olduğu kanaatindeydi.Ancak
döneme “Nizam-ı Cedit” adıyla damgasını vuran reform çabaları, muhafazakar
çevreler ile arkalarına aldıkları Yeniçerilerin muhalefeti sonunda kanlı
bir biçimde sona erdi.Cesur ve yenilikçi padişah III.Selim, Kabakçı Mustafa
isyanıyla iktidardan uzaklaştırıldı.
AĞA'NIN GÖZÜNE GİRDİ
Kabakçı Mustafa, Boğaz'ın muhafız birliğinde bir askerdi. Onun önderliğinde
yapılan saray baskınında Üçüncü Selim tahttan indirilerek hapsedildi,
âsilerin istediği Şehzade Mustafa, “Dördüncü Mustafa” olarak padişah
ilân edildi. Böylece Sultan Selim'in başlattığı ve bir kısım devlet adamının
büyük ümitler bağladığı 'Nizam-ı Cedit', yani “yeni düzen” adı verilen
bu reform girişimi de sona erdi.
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki yenileşme hareketleri bitmek üzereyken, Rumeli'deki
Rusçuk'tan yükselen bir ses reformlara yeniden hayat verdi. Bu ses, Alemdar
Mustafa Paşa'ya aitti ve Sultan Selim'in tahttan indirilmesine şiddetle
karşı çıkmıştı.
Alemdar Mustafa Paşa, 1765’te Hotin’de Hacı Hasan isimli bir Yeniçerinin
oğlu olarak dünyaya gelmiş ve aynı ocağa kaydolup bölüğünün sancağını
taşıdığı için “Alemdar” lakabı ile anılır olmuştu.
18. yüzyılın sonlarında merkezi Osmanlı hükümeti otoritesini yavaş yavaş
kaybetmiş, ortaya çıkan otorite boşluğunu “ayan” yani halk ile devlet
arasındaki işlerde aracılık eden ve devlet nezdinde halkın temsilcileri
olan seçilmiş kişiler ile “mütegallibe” yani zorbalar ve “Dağlı Eşkiyası”
denilen mahalli güç odakları doldurmuştu.
Balkanlar'da aralıksız şekilde devam eden Rus ve Avusturya savaşları
bölgede merkezi otoritenin tesisini imkânsız kılmış, düşmana karşı direnişin
sürdürülmesi için gayrımeşru güç odaklarına bağımlı ve muhtaç hale gelinmişti.
Babıâli, iktidarına ortak olan ayanlardan âsi olmayan ve hâlâ sadakatini
sürdürenler ile temas kurup zorbaları ve eşkıyayı temizlemekten başka
yol bulamadı. Hükümete bağlı olanlardan biri de Rusçuk ayanı Tirsinikli
oğlu İsmail Ağa idi. Alemdar Mustafa da zorbalarla giriştiği mücadelede
Tirsinikli oğlu İsmail Ağa'nın maiyetine katıldı ve kısa sürede büyük
yararlıklar göstererek Ağa'nın takdirini kazandı.
ADAM KESTİ, YÜKSELDİ
İsmail Ağa'nın hazinedarı ve bayraktarı olarak en güvenilir adamı haline
geldi Alemdar Mustafa, âsilere karşı kazanılan büyük başarıların ardındaki
asıl kahraman oldu. Özellikle I797'de meşhur dağlı eşkıyası Pazvantoğlu
Osman'ın hayli kalabalık ordusunu sadece 200 kadar adamıyla püskürtüp
Rusçuk'u kurtarması, bir anda bölgede adının duyulmasını ve hükümette
bile şöhret kazanmasını sağladı. Başarısından ötürü Silistre Valisi Gürcü
Osman Paşa'nın teklifi üzerine “Hassa Hasekiliği” payesi verilerek ödüllendirildi.
Yine Pazvantoğlu'nu Tırnova hücumunda mağlup etmesi, ardından da eşkıyadan
Manav İbrahim'i tepelemesiyle ününe ün katan Alemdar Mustafa, önce kapıcıbaşılığa,
ardından da 1804'te İsmail Ağa'nın teklifiyle Hacı Ömer Ağa'nın ölümü
sonucu boşalan Hezargrad âyanlığına atandı.
Tirsiniklioğlu İsmail Ağa'nın 1806'da bir suikasta kurban gitmesine kadar
bu görevde kalan Alemdar Mustafa Ağa, efendisine yapılan suikast haberini
alır almaz süratle Rusçuk'a koşmuş ve bir kargaşa çıkmasına meydan vermeden
düzeni yeniden sağlamıştı. Dürüstlüğüyle öteden beri herkesin sevgisini
kazanan Alemdar Mustafa Ağa'yı Rusçuk ayanı olarak görmek isteyen halk,
İstanbul'a bu maksatla temsilciler gönderdi, halkın talebi kabul edildi
ve Alemdar Mustafa, Rusçuk'a ayan olarak atandı.
Alemdar, aslında Efendisi Tirsiniklioğlu gibi, Üçüncü Selim'in başlattığı
“Nizam-ı Cedit”, yani yeniliklere karşı idi. İsmail Ağa ve diğer ayanlar,
Nizam-ı Cedit güçlendikçe devlet içinde devleti andıran sun'i hâkimiyetlerinin
sona ereceğini pekâlâ biliyorlardı. Alemdar da efendisinin etkisiyle
ve devrin genel havası içinde yeniliklere muhalif kanat içinde yer almıştı,
üstelik babası gibi yeniçeri ocağından yetişmeydi ve yeni düzenle bu
ocağın tasfiyesi sözkonusuydu.
Genç ayan, bu sırada patlayan Osmanlı-Rus savaşında yeniçerilerden meydana
gelen merkez ordusunu ilk defa topluca ve yakından görme fırsatı buldu.
Mensup olduğu şanlı yeniçeri ocağının bu kadar disiplinsiz, askerlik
vasıflarından mahrum ve güçsüz olduğunu görünce ocak hakkındaki düşünceleri
temelinden sarsıldı, Yeniçerilerle artık asla bir savaş kazamlamayacağı
ortadaydı. “Padişahın yeniçeri ocağını tasfiye etmek ve yerine daha disiplinli
ve güçlü bir ocak kurmasından daha tabii ne olabilir?” diyenlerin tamamen
haklı olduğunu artık anlamıştı.
Düşünceleri zaman içinde değişen Alemdar bir taraftan Rusçuk, Yergöğü
ve Tuna sahillerinde Rus ilerleyişine engel olmaya çalışıyor, öte yandan
açtırdığı kanallar ve diğer bazı önlemler ile bölgedeki ziraatin gelişmesine
çalışıyordu. Bir zamanlar zorbalar tarafından halka yüklenen yasadışı
vergileri kaldırmış, bu yüzden daha önce topraklarını terkedenler tekrar
vatanlarına dönmüşler ve Alemdar bölgede halkın sevgilisi haline gelmişti.
Bu adil ve itaatkâr idarecinin faaliyetleri Osmanlı Padişahı Üçüncü Selim'in
Alemdar'a özel önem vermesine sebep oldu.
Sultan Selim, daha önce isyandan vazgeçtikten sonra Vidin muhafızlığına
atanan Pazvantoğlu Osman Paşa vefat edince hiç tereddüt etmeden Alemdar'ı
Silistre Valiliği'ne ve Tuna Başkomutanlığı'na getirdi. Alemdar artık
adaleti, dürüstlüğü ve halkın teveccühünü kazanmasının sayesinde de Rumeli'nin
en güçlü paşası ve padişahın en güvendiği vezirlerden oldu. 1806'da başlayan
Rus savaşında önemli yararlıklar gösterdi, Rus Mareşali Mikelson'u bozguna
uğratarak ordu içindeki şöhretini arttırdı ve Ruslar'a karşı direncin
yeni umudu oldu.
GİZLİ ÖRGÜT KURDU
Alemdar'ın dirayeti sayesinde Ruslar'a ve Sırplar'a karşı başarılı biçimde
karşı konulduğu ve merkezi otorite bölgede yeniden kurulduğu sırada İstanbul'dan
gelen bir haber herşeyi tersyüz etti: Başkentte Kabakçı isyanı patlak
vermiş ve yeniçeriler Üçüncü Selim'i tahttan indirmişti. Haber ordu karargâhına
ulaşınca ortalık bir anda karıştı ve yeniçeriler başta ağaları Pehlivan
Ağa olmak üzere toplanıp “Yoldaşlarımız İstanbul'dakileri temizlemişler,
biz de buradaki Nizam-ı Ceditçiler'i temizleyelim, ne duruyorsunuz, vurun!”
diyerek padişahın sadık adamı Sadrazam Hilmi Paşa'nın çadırına saldırdılar.
Alemdar'ın çiftliğine sığınan Sadrazam, canını zor kurtardı.
Bir süre sonra Sadrazam Hilmi Paşa'nın azledildiği, yerine, yeni padişah
Dördüncü Mustafa'nın adamı olan Çelebi Mustafa Paşa'nın atandığı haberi
geldi. Düşmana karşı koyması gereken ordu cephelerden çekilip ana karargâha
dönmüş, aralarındaki yenilikçi idarecileri ve Nizam-ı Cedit ocağı neferlerini
ayıklama ve katletme işine koyulmuşlardı. İstanbul'da da durum farklı
değildi, Yenilikçileri tasfiye operasyonu sarayda ve saray çevresinde
de hızla sürüyordu. Dördüncü Mustafa'nın tahta oturmasıyla idarenin dizginleri
başta Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ile Şeyhülislâm Topal Ataullah
Efendi olmak üzere yenilik karşıtlarının eline geçmiş ve yeni kadro hızla
Nizam-ı Cedit taraftarlarını sürgünler ve idamlar yoluyla tasfiyeye girişmişti.
İlk şaşkınlık atlatıldıktan sonra ordudaki aklı başındaki idareciler,
yeni sadrazamın birşeyler yapacağından umutlu olmadıkları için, Alemdar
Pasa'ya dağılmış orduyu toparlayarak idareyi ele almasını, aksi halde
Ruslar'ın İstanbul'a kolaylıkla gireceğini söylediler. Alemdar bu ciddi
uyarı ve yanına sığınan eski sadrazam Hilmi Paşa'nın da teşviki sonucunda,
Silistre valisi ve Tuna başkomutanı olarak son derece disiplinli ordusuyla
ana karargâha geldi ve ortalığı velveleye veren yeniçeri kabadayılarını
sindirdi. Ardından da yeni Sadrazam Celebi Mustafa Paşa ile görüşüp işleri
yoluna koydu. Ama bir süre sonra Çelebi Paşa'nın kaprislerine ve hilelerine
daha fazla dayanamayan Alemdar, yeniden karışıklık çıkmaması için ana
karargâhtan ayrıldı ve Rusçuk'a çekildi.
Alemdar Mustafa Paşa, Rusçuk'a dönerken ordu içindeki yenilikçi kanat
mensuplarını da beraberinde götürdü ve İstanbul'dan sürülen yenilikçiler
de bir süre sonra Alenıdar'ın yanına sığındılar. Alemdar Paşa'nın konağı
artık yenilikçilerin karargâhıydı.
Kabakçı isyanında zaten önde gelen yenilikçi devlet adamları katledilmiş,
daha alt kademedeki görevliler canlarını orduyla beraber Balkanlar'da
oldukları için kurtarmışlardı. Mustafa Refik Efendi, Mehmed Said Galip,
Abdullah Ramiz, Mehmed Tahsin ve Mehmed Emin Behiç Efendiler, Alemdar
Mustafa Paşa'ya sığınıp Paşa'nm başkanlığında gizli bir örgüt kurdular.
Daha sonra “Rusçuk Yaranı” diye adlandırılan örgütün amacı, yenilikçi
padişah Üçüncü Selim'i tekrar tahta çıkarmak ve yarım kalan Nizam-ı Cedit
hareketini devam ettirmekti.
HAYDİ DARBE YAPALIM
Yenilikçiler, Üçüncü Selim'in ıslahatını ve ıslahatın neden kaçınılmaz
olduğunu, aksi halde devleti nasıl bir son beklediğini Alemdar'a uzun
uzadıya anlattılar. “Rusçuk Yaranı” içinde Alemdar'ı en çok etkileyen
ve yenilikçi akıma mutlak anlamda destek vermesini sağlayan kişi, Ramiz
Efendi idi. Ekibin diğer üyelerinin de telkinleriyle heyecana gelen Alemdar
Paşa, Rumeli şivesiyle “Bre ne dururuz böyle, a be gidip Sultan Selim'i
padişah edelim”' dediyse de komite bunun sakıncalarını sıraladı ve nasıl
bir yol takip edilmesi gerektiği konusunda fikir verdi.
Plâna göre, Alemdar Paşa ordusu ile İstanbul'a girip sarayı basacak ve
bir karşı darbe ile Üçüncü Selim'i tahta oturtacaktı. Ancak Alemdar'ın
vali olarak ordusu ile İstanbul'a yürümesi hoş karşılanmaz, merkez ordusu
tarafından engellenebilir ve sonuçta hayli kardeş kanı akabilirdi. Bu
sebeple “Rusçuk Yaranı” üyeleri ilk önce Silistre'deki Sadrazam Çelebi
Mustafa Paşa ile Alemdar'ı uzlaştıracak, öte yandan İstanbul'a gidip
sarayda Dördüncü Mustafa'nın en yakın adamlarını Alemdar Mustafa Paşa'nın
yeni padişahı desteklediği ve Nizam-ı Cedit devrinin bitmesinden dolayı
ne kadar memnun olduğu konusunda ikna edeceklerdi.
Plânın birinci ayağının uygulanmasına geçildiği sırada Ruslar'la ateşkes
imzalanmış, ordu Edirne'ye dönmüştü. Fırsatı kaçırmayan Alemdar da Edirne'ye
geldi ve sadrazamla görüşüp aradaki soğukluğu giderdi. Diğer taraftan
Mustafa Refik ve Behiç Efendiler, plânın ikinci ayağını uygulamaya koymak
üzere saraya hareket ettiler ve sarayın nüfuzlu adamlarından olan hazine
kethüdası Ebe Selim, Çuhadar Gürcü Abdülfettah ve Hazine Vekili Nezir
Ağaları, padişahın otoritesine göz diken zorba idarecilerin temizlenmesini
sağlayabilecek tek gücün Alemdar Paşa olduğu konusunda ikna etmeyi başardılar.
Ancak, Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ile Şeyhülislâm Topal Ataullah
Efendi, Alemdar'ın sadakati konusunda kuşkulu ama Paşa'nın yenilikçi
kanada düşmanlığı konusunda hemfikir idiler.
Dördüncü Mustafa da tahtını âsilere borçlu olduğu için isyanın elebaşılarının
ve bu kişilerle işbirliği halinde bulunan devlet adamlarının türlü kepazeliklerine
ve ferman dinlemez tavırlarına tahammül edemez hale gelmişti. Padişah
bu yüzden Mustafa Refik ve Behiç Efendiler'in sözlerini samimi zannederek
takdir etmiş, Refik Efendi'yi ordu reisülküttaplığına, Behiç Efendi'yi
de ordu defterdarlığına atayarak ödüllendirmişti.
ORDU ŞEHRİN KAPISINDA
Alemdar ve “Rusçuk Yaranı”, Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa'yı, Sultan
Mustafa'nın saltanatına ortak çıkan türedileri temizlemek ve ordunun
yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını temin etmek gerekçeleriyle İstanbul'a
gitmeye ikna ettiler. Merkez ordusu ile Alemdar Mustafa Paşa'nın ordusu
Edirne'den hareket etti. Daha İstanbul'a girmeden operasyonu başlatmaya
karar veren Alemdar, isyanın elebaşılarını temizleyerek bir ön tedbir
almak düşüncesindeydi. Bu maksatla yakın adamlarından Pınar Hisar ayanı
Uzun Hacı Ali Ağa'yı, Sultan Selim'i tahtından indiren isyanın elebaşısı
Kabakçı Mustafa'yı öldürmek üzere gönderdi.
Kabakçı Mustafa sıradan bir nefer iken isyandan sonra “Boğaz Muhafızı”
unvanıyla önde gelen devlet görevlilerinden biri oluvermişti. Uzun Ali
Ağa, yeni evlenmiş olan Kabakçı Mustafa'nın gerdek gecesi evini basarak
kafasını uçurdu ve Alemdar Paşa'ya gönderdi. Hadise, şehre ertesi sabah
dalga dalga yayıldı. Herkes şaşkındı, zira son derece şöhretli bir ınevkiye
ulaşan âsiyi öldürmeye cesaret eden ve bunu son derece kolaylıkla icra
eden kimdi?
Padişah hadiseyle ilgili olarak Edirne'de olduğunu zannettiği ordudan
izahat istenmesini ferman etti ancak ordunun İstanbul kapılarına geldiği
haber verilince dehşete düştü. Haberciler, Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa
ile Alemdar Paşa'nın ordularıyla İstanbul kapılarına ulaştıklarını ilân
etmesiyle halk büsbütün şaşırıp kaldı. Her yerde onlarca dedikodu ve
ihtimal konuşuluyordu.
Padişah şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra 1808 Temmuz'unda Musa Paşa
ile Ataullah Efendi'yi orduyu karşılamak üzere Alemdar'a ve sadrazama
yolladı. Ardından da orduyla beraber sefere gönderine sancak-ı şerifi
karşılamak üzere hareket etti. Kırk Kavak denilen yerde sadrazam, Alemdar
Paşa'yı Padişah'a takdim etti ve sadakati konusunda teminat verdi. Bu
sırada Rusçuk Yârânı’ndan Ramiz Efendi, son derece isabetli olarak Alemdar'a
sarayı basıp önde gelenleri katletmesini yahut sürgünle cezalandırmasını
ve Üçüncü Selim'i tahta oturtmasını, aksi halde işin rengi anlaşılırsa
bunu daha sonra yapmanın çok zor olacağını ve muhaliflerin Sultan Selim'i
öldürebileceklerini söyledi.
DÜRÜSTLÜĞÜN ZARARI
Ancak Alemdar Paşa, “Bre, saray baskını kahbece bir hareket olur, alenen
gider istediğimizi yaparız!” diye cevap verince Ramiz Efendi ısrar edemedi.
Alemdar Paşa'nın teklifi reddetmesi, sonunu getirecek gelişmelerin de
başlangıcı olmuştu.
Padişah'ın iradesine karşı çıkmayan Alemdar Paşa, önceleri sur içine
girmeyip ordusuyla birlikte Çırpıcı Çayırı'nda kaldı. Ardından ordusunun
bir kısmını İstanbul'da asayişi sağlamak üzere sur içine gönderdi ve
son derece gösterişli kıyafetli düzenli askerlerin sokaklarda görünmesiyle,
uzun süredir isyandan aldıkları güçle İstanbul'da etmedikleri rezalet
kalmayan yeniçerilerin her biri bir deliğe saklandı. Asayişin sağlanmasının
ardından Kabakçı İsyanı'na ve Üçüncü Seİim'in tahttan indirilmesine karışmış
olanlar bir bir yakalanarak idam edildi, öldürülmeyenler de sürgüne yollandı.
Bedel ödeme sırası şimdi âsilerdeydi ve “Rusçuk Yaranı” Ramiz Efendi'nin
verdiği isimlere göre İstanbul'da ciddi bir temizlik operasyonuna girişildi.
CASUSLAR GİDİP GELDİ

Temizlik hızla sürerken, Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa'ya Alemdar Paşa'nın
asıl maksadının Üçüncü Selim'i tekrar tahta çıkarmak olduğu haberi sızdırıldı.
Neye uğradığını şaşıran ve aldatıldığını anlayan sadrazam, derhal Nezir
Ağa ve Hacı Ali Ağa aracılığıyla durumdan padişahı haberdar etti. Alemdar'ın
sadakatine inanan ve Üçüncü Selim'i idam etmeye hazırlanan Sultan Dördüncü
Mustafa, tahtının elinden alınacağı haberi üzerine allak bullak oldu
ve tedbir için harekete geçti.
Alemdar Paşa'nın casusları, Padişah'ın ve saray mensuplarının direniş
için hazırlıklara başladıklarını ihbar edince Paşa, Çırpıcı Çayırı'ndan
hızla ayrılıp ordusuyla şehre daldı ve Babıâli'yi basarak sadrazamlık
mührünü Çelebi Mustafa Paşa'dan aldıktan sonra saraya yürüdü.
HAREM AĞASI KAYIP
Paşa, Şeyhülislâm Arapzade Arif Efendi'yi çağırtıp “Saraya gidiyoruz”
demiş ancak Arif Efendi işi biraz ağırdan almıştı. Bunun üzerine Paşa,
“Bre, Arap oğlu musun nesin, kalk diyorum!” diye bağırınca Arif Efendi
hayatında ilk defa duyduğu bu sert sözler üzerine dehşete kapıldı ve
ok gibi yerinden fırladı. Sarayın Orta Kapısı'nı geçtikten sonra duran
Alemdar, Kızlar Ağası Mercan Ağa'yı çağırtıp Üçüncü Selim'i tahta çıkarmak
için geldiklerini içeriye hemen haber vermesini ve Sultan Üçüncü Selim'i
hapisten çıkarıp getirmesini söyledi.
Söyledikleri yapılmadığı takdirde sarayda taş üzerinde taş bırakmayacağı
tehdidini de savuran Alemdar, Arapzade'yi tahttan çekilmesini söylemek
için Sultan Mustafa'ya yolladı. Hiç vakit kaybedilmeden ve bir baskınla
meselenin halledilmesi gerekirken bu şekilde vakit geçirilmesi son derece
büyük bir hata idi. Mercan Ağa haberi saraya ilettikten sonra ortadan
kayboldu.
Sarayda ise Sultan Dördüncü Mustafa ekibi, önce Üçüncü Selim'i, ardından
da Osmanlı hanedanının son erkek ferdi olan Şehzade Mahmııd'u öldürmeyi
tasarlamıştı. Alemdar sarayı ele geçirse bile, hanedanın Dördüncü Mustafa'dan
başka erkek ferdi kalmamış olacağı için, Mustafa tahtta kalacaktı. Üçüncü
Selim'in odasına derhal birkaç cellât gönderildi ve yenilikçi padişah
hunharca katledildi. Devrin kaynakları, Selim'in canını kurtarmak için
son çare olarak yalvarıp yakardığını, hatta cellâdın elini öptüğünü yazarlar.
Selim'i katleden saray mensupları ve cellâtlar, ardından Şehzade Mahmud'u
aramaya koyuldular, bir odada sıkıştırdılar ve hançerle kolundan ve kaşından
yaraladılar. Şehzade Mahrnud, başta lalası Amber Ağa olmak üzere birkaç
yakın adamı ve hizmetkârlarının cansiperane çabalarıyla bacadan Kuşhane
mutfağının damına çıkarıldı ve damdan kaçarak canını kurtardı.
SARAYDA CAN PAZARI
İçerde bu can pazarı yaşanırken Alemdar saraydan bir cevap gelmeyince
telâşa kapıldı ve ordusuyla baskına girişti. Kapıları bir bir kırıp Arz
Odası'nın yanına gelince yerde bir ceset bulan Paşa, “Bu, efendimiz Üçüncü
Selimdir” cevabını alınca önce inanmak istemedi ama ardından cesedin
üzerine kapanıp hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. Uzun süre böyle
kalan ve yanındakilerin “Ağlama vakti değildir efendim, bari son şehzadeyi
kurtaralım” demesiyle kalkan Alemdar, saray içinde hışımla dolaşmaya
başladı. Bizzat eliyle, suçlu suçsuz birçok kişiyi katlettikten sonra
Şehzade Mahmud'u Arz Odası'na getirip tahta oturttu ve “Amcanı padişah
yapmak için geldim. Yetişemedim, bari seni sultan edip teselli bulayım”
diyerek biat etti. Buna karşılık yeni padişah İkinci Mahmud, Alemdar'ı
sadrazam tayin etti ve ardından da Sultan Dördüncü Mustafa'yı “kafes”
denilen hapishaneye yolladı.
Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'nın emri ile başta Abdülfettah, Nezir ve
Mercan Ağalar, Bostancı Mustafa, Cellat Acı Bağdatlı, İmrahor Mehmed,
Sır Kâtibi Ahmed, Mabeynci Cevher, Kethüda Ebe Selim ve Sadaret Kaymakamı
Köse Musa Paşa olmak üzere birçok saray mensubu katledildi, bir kısmı
da sürülerek Üçüncü Selim'in intikamı alınmış oldu. İşbirlikçi cariyeler
ve diğer kadın hizmetliler, geceleyin Kızkulesi'nden denize atılarak
katledildiler. Yeniçeri ocağında da temizlik yapıldı ve başta ocak bezirganı
ve eski sekbanbaşı Arif Ağa olmak üzere önceki isyana ve son olaylara
karışmış tüm ocak mensupları öldürüldüler. Bu cezalandırma furyası, uzun
süredir kaosun hâkim olduğu İstanbul'a yeni bir asayiş ve düzen getirdi.
DEVLETE SENET VERDİ
Alemdar Paşa merkezde padişahın otoritesini sağladıktan sonra devletin
taşrada sadece ismen kalmış olan otoritesini yeniden tesis etmek üzere
kolları sıvadı. Devlet içinde devlet gibi hüküm süren tüm ayanı ve mahalli
hanedanları, padişaha bağlılıklarını bizzat söylemek ve memleketin kurtuluş
çarelerini müzakere etmek üzere İstanbul'a davet etti. Alemdar'dan çekinen
ayan daveti kabul etliler ancak başkente ordularıyla birlikte geldiler
ve 29 Eylül 1808'de Padişah'a takdim edildiler. Müzakerelerin sonunda,
1808 Ekim'inde, Osmanlı tarihinde bir ilk olan ve itaatleri karşılığında
Padisah'm otoritesine taşradaki güç odaklarını ortak eden ”Sened-i İttifak”
denilen belge imzalandı. İkinci Mahmud'un istemeyerek tasdik ettiği belge
ile Alemdar Mustafa Paşa, merkezin ve taşranın tartışmasız tek hâkimi
oldu.
Büyük Meclis'te yeniçeri ocağının kendi haline bırakılması ama talimli
asker yetiştirilmesi gerektiği kararlaştırılmıştı. Alemdar Paşa, Üçüncü
Selim devrinde görev yapmış ancak daha sonra etrafa dağılmış olan Nizam-ı
Cedit'in askerlerini ve subaylarım topladı.
Bu, aslında Nizam-ı Cedit'in yeniden canlandırılması demekti ancak yeniçerilerin
tepkisine ve doğabilecek yeni bir kaosa meydan vermemek için bir yeniçeri
bölüğü olan 'Sekban bölüğü'nün adına Nizam-ı Cedit'in ikinci kelimesi
eklendi ve “Sekban-ı Cedit” adıyla yeni ordu kuruldu. Bu hassasiyete
rağmen yeniçeriler eninde sonunda ocaklarının kapatılacağından emindiler
ve yeni bir ordunun teşkilinden ötürü Alemdar'a diş bilemeye başladılar.
Alemdar Mustafa Pasa'nın tek başına idarenin dizginlerini ele alması
ve 'Rusçuk Yârânı'nın Babıâli'yi ele geçirmesi, Enderun ve saray mensuplarının
husumetine sebep oldu. Paşa'nın Sened-i İttifak'ı padişaha tasdik ettirmesi
de Sultan İkinci Mahmud'un kendisinden yüz çevirmesine ve muhalif çevrelerle
işbirliğine yönelmesine yolaçtı. Padişah ve saray ekibi, Alemdar'ın diktatör
tavrından ve tahtın vesayet altında oluşundan son derece rahatsızdı.
Sarayın ileri gelenleri, Padisah'ın da onayı ile yeniçerileri ve ulemayı
el altından Alemdar aleyhine kışkırtmaya başladılar.
REHAVETE KAPILDILAR
Kısa aba poturları, süslü cepkenleri, kıymetli şallar sarılmış başlıkları
ile Sekban-ı Cedit askeri pek şık ve ihtişamlı idi. Alemdar Paşa'nın
askerleri ise, altın ve gümüş tozlukları, ceviz büyüklüğündeki gümüş
düğmeleri, som gümüş kundaklı tabanca ve tüfekleri ve kıymetli kumaştan
üniformaları ile güçlükle hareket ediyorlardı. Buna karşın gözden tamamen
düşen yeniçeriler de pejmürde kıyafetleriyle köşebaşlarında sebze, limon
ve kömür satarak yahut hamallık ve kayıkçılık yaparak sürünüyorlardı.
Merkezde iktidarı ellerinde tutmakta teselli bulan yeniçeriler, Sekban-ı
Cedit'in son tesellilerini de ellerinden alması üzerine intikamdan başka
şey düşünmez olmuşlardı.
Alemdar Paşa ve ekibi, ocağın ve zorbaların tamamen sindirildiğini, bir
daha asla isyana cesaret edemeyeceklerini sanıp rehavete dalmışlar, kendilerini
İstanbul'un zevk ve safa âleminin büyüsüne kaptırmışlardı. Eğlenceler
ve ziyafetler birbirini kovalıyor, memuriyete tayinler ve birtakım suçluların
affı için alınan rüşvetler, sunulan hediyeler, birbirinden güzel cariyeler
ve bazı haksız müsadereler yeni idare mensuplarını servet sahibi yapıyordu.
Halk ise bu haksız uygulamaların tamamının Alemdar'ın müsamahasıyla yapıldığını
düşünüp bütün faturayı ona kesti, Yeniçerilerle beraber fiili hizmet
şartının ulema için de zorunlu hale getirileceği, fiilen hizmet etmeyenlerin
emekliye sevkedileceği söylentileri yayılınca ulema sınıfı da tamamen
Alemdar'ın aleyhine döndü.
Bazı adamları bu kötü gidişten dolayı Alemdar'ı ikaz ettiyse de sadrazam
pek oralı olmadı, hatta kendine olan güvenini ispat etmek için ayanın
ordularıyla birlikte memleketlerine dönmelerine izin verdi.
Paşa'nın basiretinin bağlanmasında en büyük pay Kamertab adındaki cariye
idi. Anadolu Kazaskeri'nin, sürgünden kurtulmak için sunduğu bu dilber
ve fettan cariye Alemdar'ın aklını başından almıştı. Güzelliği ile Paşa'yı
sersemleten Karmertab, bir süre sonra muhtemelen muhalif çevrelerin maksatlı
tertip ve telkini ile silâhtan çok korktuğunu söylemiş ve Alemdarı silâhsız
gezmeye ikna etmişti. Amaç, bir suikast tertibinde Alemdar'ı savunmasız
yakalatmaktı. Sert mizacıyla tanınan serhat paşası, herkesi şaşkına çeviren
bu hadiseden sonra, devrin tabiriyle “karılar gibi silâhsız gezer” olmuştu.
Bu sırada Fatih'te meydana gelen bir hadise isyan ateşinin ilk kıvılcımı
oldu. Ramazan ayında camide vaaz veren yenilikçi ulemadan Ubeydullah
Efendi'nin “Sekban-ı Cedit ocağına kaydın her Müslüman'a farz olduğunu,
buna karşı çıkanın kâfir sayılacağını” söylemesi üzerine camideki yeniçeriler
ayaklanmışlar ve hocayı alaşağı etmek istemişler, hocayı koruyanlar yeniçerilere
karşılık verince cami savaş alanına dönmüştü. Hadise şehirde duyulunca,
yenilik taraftarları ile yeniçeriler arasında büyük gerginlik çıktı.
HALK KIZMAYA BAŞLADI
İkinci bir hadise de 5 Kasım 1808'de, Kadir Gecesi akşamı meydana gelmişti.
Alemdar Paşa, Şeyhülislâm Esad Efendi'nin Beyazıt'taki konağına iftara
gitmiş, Paşa'nın dönüşünde yapılacak olan gösterişli geçit resmini seyretmek
isteyen halk da yol boyunca dizilmişti. Alemdar iftardan sonra konaktan
çıkıca hayli insanın biriktiğini görmüş ve bunun bir komplo yahut suikast
girimine yol açabileceğini düşünerek askerlerine derhal kalabalığın dağıtılmasını
emretmişti.
Askerler son derece sert bir şekilde kalabalığı dağıttılar ve Alemdar
teravih namazı için Ayasofya'ya gitti. Bu sırada aldıkları darbelerle
yaralananlar, yeniçeri ve cebeci kahvehanelerine koşarak “Kadir Gecesi
bize yapılan bu muamele reva mıdır? Devleti ele geçirmiş bir güruhun
suçumuz yokken bize eziyet etmesini nasıl sineye çekeriz? Sizdeki Müslümanlık
ve yeniçerilik gayretine ne oldu? Neden bunlara rıza gösterirsiniz?”
diye şikâyet ettiler.
Saraydan, bayramdan sonra yeniçeri ocağının tamamen kaldırılacağı yolunda
haberler de sızmıştı ve bütün bu olayların etkisiyle halkın da desteğini
kazanan yeniçeriler, isyan plânları yapmaya başladılar. İstanbul'un
her yerine, üzerinde “Rumeli'nden geldi bir çıtak/ Bayram ertesi ya
kılıç oynayacak ya bıçak” yazılı kâğıtlar yapıştırıldı.
İsyan hazırlıkları içten içe sürerken, Alemdar ile adamları zevk ve safa
âleminde günlerini gün ediyor ve muhaliflerinden “leblebici güruhu” yahut
“baldırı çıplaklar” diye bahsediyorlardı.
"Yeniçerilerin plânına göre kışlalardan “Yangın var” diye bağırılarak
çıkılıp ortalık velveleye verilecek ve halkın kulakları patırtıya alıştırılıp
bir kaos ortamı yaratılacaktı. Yangın olduğu zaman sadrazamların bizzat
yangın yerine gitmeleri âdet olduğu için Alemdar Mustafa Paşa da konağından
çıkacak ve tüfekle yahut tabanca ile öldürülecekti. Ancak Alemdar bu
tuzağa düşmedi ve ikinci bir plânın uygulanmasına karar verildi.
Yeniçeriler 15-16 Kasım akşamı kışlalarından çıkıp Babıâli'ye yöneldiler.
Birbirlerini tanımak için “sabahtır” sözcüğünü parola olarak kullanıyorlardı.
Önce "Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa'dan isyana öncülük etmesini istediler
ama Ağa'dan red cevabı alınca adamcağızı parça parça ettiler. Ardından
Babıâli'yi basıp ateşe verdiler ve civardaki Nizam-ı Cedit yanlılarını
da katlettiler.
ÇAREYİ BARUTTA BULDU
Alemdar Paşa, harem dairesinde Kamertab'ın kolları arasında uyuduğu için
baskını çok geç haber almıştı. Hemen davullar çaldırarak etrafta dağınık
halde bulunan askerlerini toplamaya çalıştı. Ancak böyle bir durumda
nasıl hareket edileceğine dair önceden bir talimat bulunmadığı için,
askerlerin sadece bir kısmı toplanabildi. Bir kısım asker de yeniçeriler
tarafından, “Size kastımız yok, işimiz sadrazamladır” denilerek kandırılmıştı.
Çaresiz kalan Sadrazam, adamlarının ve Rusçuk Yarânı'nın gelip kendisini
kurtaracağını umuyordu ancak ne askerleri ne de Kadı Abdurrahman Paşa
ile Ramiz Paşa yardıma geldiler, zira İstanbul'da o sırada Alemdar'a
taraftar olan ve destek veren kim varsa, ardarda baskınlarla öldürülüyordu.
Herkes can derdine düşmüştü ve yardım gelmeyeceğini anlayan Alemdar ailesi,
cariyeleri ve köleleriyle birlikte haremin mahzenine indi, elinde kalan
son kurşununa kadar kuşatmayı daraltan âsilere saatlerce karşı koydu.
Alemdar'ı bu şekilde ele geçiremeyeceklerini farkeden âsiler, haremden
dehlizler açtılar ve binanın kubbesine çıkıp yukarıdan ateşe başladılar.
Yanındakilerin ölmemesi için yeniçerilerle anlaşacakmış görüntüsü veren
Alemdar, kendisinin de eski bir yeniçeri olduğunu söyledi ve maiyetini
ocağın namusuna teslim etti, yalnız kalınca da mahzendeki cephaneliği
havaya uçurdu. Paşa ile beraber 500 kadar yeniçeri de can verdi.
Osmanlı tarihinin en büyük reformcusu sayılan İkinci Mahmud'u tahta geçiren
Alemdar Mustafa Paşa, bîr cariye yüzünden gaflete dalmış ancak 16 Kasım
1808 gecesi kendisiyle birlikte cellatlarını da mezara götürmüştü.
Yüksel ÇELİK
OSMANLI TARİHİ SAYFASI
|