KAYZER WİLHELM II'NİN TÜRKİYE'Yİ ZİYARETLERİ

KAYZER WİLHELM II'NİN TÜRKİYE'Yİ ZİYARETLERİ

XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Alman İmparatoru Wilhelm II, Türk-Alman dostluğu ve işbirliğine, Almanya'nın çıkarları yönünden özellikle önem verdi. Tahta geçtikten bir yıl sonra, 21 Ekim 1889'da, ayrıca 5 Ekim 1898 tarihinde İstanbul'u iki kez ziyaret etti. Her iki gelişinde de Osmanlı Padişahı Abdülhamit II tarafından büyük törenlerle karşılandı. Wilhelm II'nin İstanbul'da Sultanahmet Meydanı'nda yaptırdığı ve Abdülhamit II’ ye armağan ettiği Çeşme (Sebil) ile bu dostluk anıtlaştırıldı. İstanbul'da Alman okulları ve hastahaneleri açılıyor, birçok Türk subayları Almanya'da eğitim görüyorlardı. XVIII. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti'nde giderek etkisini artıran Fransız hayranlığı, yavaş yavaş Alman hayranlığına dönüşüyor, özellikle devletin askerî kanadı Almanların etkisi altına giriyordu.
1908 yılından sonra, İkinci Meşrutiyet'in ileri gelenleri, başta Enver ve Talat Paşalar olduğu halde, büyük bir Alman hayranlığı içindedirler. 31 Mart Olayı'nın bastırılmasına öncülük eden, bu hizmetinden dolayı da kendisine 1., 2 ve 3. orduların müfettişliği verilen Mahmut Şevket Paşa, 1909 yılı Eylülünde Almanya'yı ziyaret etmiş, iki yıl sonra, 1911 yılı Ağustos ayında Osmanlı Veliahdı Yusuf İzzeddin Almanya'da yapılan "Wilhelm II Askerî Manevralarına katılmıştı. I. Dünya Savaşı'nın ilk yılında önemli bir olay oldu. Almanya'ya karşı birleşmiş olan İngiltere, Fransa ve Rusya donanması, Akdeniz'de, Goben ve Braslav adlı iki Alman kruvazörü'nü sıkıştırmış, bu iki zırhlı Çanakkale'ye
sığınmıştı, İtilaf Devletleri o güne kadar tarafsız görünen Osmanlı Devleti'ne bir ültimatom vererek, bu kruvazörleri sokmamasını ya da toplarını sökerek gözaltında bulundurmasını bildirdi. Osmanlı Devleti ise, bu zırhlıları satın aldığını, adlarını "Yavuz" ve "Midilli" koyduğunu duyurdu. Ne var ki, kısa bir süre sonra, Alman Amirali Suschon'un komutası altında zırhlılar, Karadeniz'e açılıp Rus donanması ile çatışınca, Osmanlı Devleti kendiliğinden savaşa itildi ve sadık bir dost olarak Almanların safında yerini aldı.
I. Dünya Savaşı'nda, birçok Türk cephelerine Alman generalleri komuta etmekteydi. Türkiye, dünyayı kasıp kavuran bu hırçın savaşta, bir bakıma kaderini Almanya'ya bağlamıştı. Almanların kendi cephelerindeki başarı ve zaferleri dahi Türkiye'de şenliklerle kutlanmaktadır. Tipik bir örnek, Mareşal Hindenburg'un 1914 yılı Eylülünde Rusları Masurenland bataklıklarında bozguna uğratması haberi Türkiye'nin her yerinde sevinçle karşılanmış, şenlikler düzenlenmiştir. Bu arada Konyalılar, Hindenburg'un bir resmi ile Masurenland'ın bir haritasını halıya dokutturmuş ve armağan olarak Hindenburg'a göndermişlerdi. Bir Alman yenilgisi, ne olursa olsun, Türkiye'nin bu savaşlardan yenilerek çıkması demekti.
Savaşın sonlarına doğru, Kayzer Wilhelm II, Sultan Mehmet Reşat’ın davetlisi olarak 15 Ekim 1917'de üçüncü kez İstanbul’a geldi. Yaşlı Padişah, konuğunu Sirkeci Garı'nda karşıladı. Wilhelm II, Türk üniforması ve Türk kalpağı giyerek ziyaretlerini yaptı. Başkomutan Vekili ve Harbiye Bakanı Enver Paşa, Sadrazam Talat Paşa, İmparator'u hiç yalnız bırakmamışlardı. Wilhelm II, dönüşünde, Alman savaş cephelerini ziyaret etmek üzere, Sultan Reşat’ı Berlin'e davet etti.

VELİAHT VAHDETTİN ALMANYA'YA GİDİYOR

Wilhelm II'nin üç kez Osmanlı Devleti'ni ziyareti, her ziyaretinde Osmanlı Padişahı'nı Almanya'ya davet edişi, Abdülhamit’in bazı nedenlerle bu davetlere katılamayışı, son kez artık davetin geri çevrilemeyeceğini zorunlu kılmıştı. Ne var ki, o tarihlerde Sultan Mehmet Reşat, 73 yaşındaydı. Sık sık rahatsızlanıyor, yürümekte güçlük çekiyordu. İstanbul Hükümeti, herhangi bir nedenle bu daveti savuşturmak istemedi. Almanlarla içli-dışlı olunduğu bu günlerde daveti kesinlikle kabul etmekten başka çıkar yol yoktu. Hükümet sonunda kararını verdi. Padişah'ın yerine onu temsilen Veliaht Mehmet Vahdettin, bir heyetle Almanya'ya gidecekti. Heyet, Alman Batı Cephesi'ni ileri hatlara kadar ziyaret edeceği için, Ordu adına tanınmış bir generalin bu heyete katılması uygun görüldü. Hükümetin bu kararı, Sadrazam Talat Paşa tarafından bir nota ile İstanbul'daki Alman Büyükelçiliği'ne bildirildi. Heyetin, İstanbul'dan hareket günü 15 Aralık 1917 Cumartesi olarak saptanmıştır.
Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit’in oğlu Veliaht Mehmet Vahdettin, on ay önce 15 Ekim 1916'da, Avusturya-Macaristan Kralı Fransuva Josef'in cenaze töreninde bulunmak üzere, Padişah'ı temsilen Viyana’ya gitmiş ve temsil görevini başarı ile yerine getirmişti. Bu kez de Padişah adına Almanya'ya gitmesi uygun olacaktı. Veliaht’la birlikte Almanya'ya gidecek heyete Ordu temsilcisi olarak Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) seçilmişti. Albay Naci (Eldeniz) de Askerî Müşavir olarak heyette bulunacaktı. Vahdettin'in yanında eski Başmabeyinci Lütfi Simavi, Teşrifatçı İhsan, Özel Doktor Reşat bulunacaklar, böylece heyet tamamlanmış olacaktı.

Mehmet  ÖNDER:Atatürk'ün Almanya  ve  Avusturya  Gezileri  S:5-9  İş   Bankası  Yayınları  İstanbul, 1993

OSMANLI  TARİHİ  SAYFASI