|
BALKAN SAVAŞLARI
Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri Arasında iki safhada yapılan savaş
(8 Ekim 1912 -29 Eylül 1913)
Savaşın çıkmasında Rusya'nın takip ettiği Panslavizm siyasetinin ve Balkanlar'ı
paylaşma konusunda Rusya ile Avusturya arasında devam eden rekabetin
büyük etkisi oldu.Berlin Antlaşması (1878) Rumeli topraklarının büyük
bir kısmını Osmanlı Devleti'nden kopardığı halde bu topraklar üzerindeki
taksim mücadelesini durduramamış,aksine daha da şiddetlendirmiştir .Aslında
Balkan Devletleri’nin kendi aralarında da Osmanlı Devleti'ne karşı birleşmelerini
önleyen bir takım meseleler vardı.Bunların başında,Bulgar kilisesinin
Rum-Ortodoks kilisesinden ayrıldığı tarihten beri Makedonya'da birçok
kilise ve mektebin kime ait olduğu meselesinden doğan ''kiliseler meselesi''
geliyordu.Ayrıca Sırbistan Bulgaristan'a bırakılan Makedonya'da hak iddia
ettiği gibi, Yunanistan'da kuzeye doğru genişlemeye çalışıyordu. 
Sultan II.Abdülhamit,tahtta kaldığı sürece Balkan devletleri arasındaki
bu anlaşmazlıkları körükleyerek onların Osmanlı Devleti'ne karşı ittifak
etmelerini önlemeye çalıştı.Fakat II.Meşrutiyetin ilanından sonra (24
Temmuz 1908) İttihat ve Yunan komiteleriyle iş birliği yapmasından dolayı
çete hareketleri geçici olarak durdu.Bunun üzerine Avrupa Devletleri
Makedonya ıslahatı üzerindeki kontrolün kaldırıldığını bildirdiler (3'Ekim
1908).İki gün sonra Avusturya,Berlin Antlaşmasından beri işgal ettiği
Bosna-Hersek'i ilhak etti.Ardından Osmanlı Devleti'ne bağlı muhtar Bulgaristan
Prensliği istiklalini ilan etti(5 Ekim 1908). Ertesi günü de Girit Yunanistan'a
katıldığını açıkladı.
Osmanlı hükümetinin Yunanlılar'a karşı Sırbistan ve Bulgaristan'ı kazanmak
için giriştiği faaliyetler bu üç devletin ittifak etmesine engel olamadı.İttihat
ve Terakki yönetimi,Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlıkların en
önemlisi olan kiliseler meselesini 3 Temmuz ı911'de çıkardığı bir kanunla
halletti. Bununla ihtilaflı kilise ve mekteplerin nüfus nispetine göre
aidiyet tespit edilecekti.Böylece Balkan milletleri arasındaki en önemli
mesele de halledilmiş ve bu mil1etlerin aralarında anlaşmaları kolaylaştırılmış
oldu.
Osmanlı Devleti'nin iç ve dış gailelerle meşgul olduğu bir sırada Rusya,Balkan
devletlerinin bir birlik içinde bulunmalarını engelleyen Türkiye'ye ait
Makedonya'nın taksimi konusunu ele aldı.Rusya'nın bu kışkırtmaları sonunda
Osmanlı Devleti'ne ait toprakların taksimi esası üzerinde 13 Mart 1912'de
Bulgaristan- Yunanistan,Ağustos 1912'de Karadağ-Bulgaristan ve 6 Ekim
1912'de de Karadağ-Sırbistan arasında ittifak anlaşmaları yapıldı.Böylece
II.Abdülhamid'in büyük bir maharetle önlemeye çalıştığı Balkan İttifakı
ortaya çıkmış oldu.
Ancak Babıali'nin Balkanlar'daki bu gelişmelerden haberdar olmadığı anlaşılmaktadır
.Sait Paşa kabinesi,Fransa'nın ikazlarına ve Atina'daki Türk maslahatgüzarı
Galip Kemali Bey'in (Söylemezoğlu) ihtarlara rağmen Balkan ittifakın
kurulacağına inanmıyordu.
Nitekim Sofya elçiliğinden Hariciye nazırlığına getirilen Asım Bey ,
15 Temmuz 1912'de Meclis'i Meb'usan'da yaptığı bir konuşmada Balkanlar'dan
imanı kadar emin olduğunu,burada Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifakın
kurulamayacağını söylüyordu.Bu düşünceler içinde bulunan hükümet,Sırbistan'ın
Avrupa'dan satın aldığı silahların Selanik Limanı'ndan Belgrat’a sevk
edilmesine bile izin vermişti.

Bu sırada devlet en buhranlı günlerini yaşıyordu.1910 Eylül'ünde başlayan
Trablusgarb Savaşı devam ediyordu.İtalyanlar on iki Ada'yı işgal ettikten
sonra Çanakkale'ye dayanmışlar ve İstanbul'u tehdit etmeye başlamışlardı.
1910'da çıkan Arnavutluk isyanın bastırılması sırasında ordu içindeki
muhalif subaylar Halaskaran/Halaskar Zabitan'' adıyla siyasi bir grup
kurarak dağlara çıktılar.Bu grubun İstanbul'daki mensuplarının baskıları
sonunda Sait Paşa kabinesi istifa etti.Böylece İttihat ve Terakki yönetimi
sona ermiş oldu.
22 Temmuz 1912'de Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın kurduğu, ''büyük kabine''
veya baba-oğul kabinesi'' adı verilen yeni hükümet de Balkan milletlerinin
Osmanlı Devleti aleyhine birleştiklerini fark etmedi.Hatta Balkan ittifakını
el altından destekleyen Rusya'nın savaş olmayacağı konusunda Hariciye
Nazın Noradungiyan(Noradounghian) Efendi'ye verdiği teminata güvenerek
Rumeli'deki 120 tabur talimli askerini terhis etti.Muhalefette bulunan
İttihat ve Terakki de muhakkak bir mağlubiyet yüzünden hükümetin düşmesini
sağlamak için şiddetli hap taraftarlığına başladı.Darülfünun talebelerini
kışkırtarak savaş lehinde gösteriler yaptırdı.
Arnavut isyancıların Karadağ'a sığınmaları üzerine Osmanlı Devlet buraya
asker sevk etti.3 Ekim 1912'de Bulgaristan,Sırbistan. Yunanistan ve Karadağ
hükümetleri Babıali'ye ortak bir nota vererek Türk hükümetinden üç gün
içinde eski Sırbistan,Makedonya,Arnavutluk ve Girit'e muhtariyet verilmesini
istediler .Sürenin bitiminde isteklerini tekrarlayarak yeniden üç günlük
süre tanıyan Balkan devletleri Batılı devletlere de ortak nota vererek
İstedikleri kabul edilmediği takdirde silahla kabul ettireceklerini bildirdiler.Nihayet
8 Ekim 1912'de Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesiyle Balkan
savaşlarının birinci safhası başlamış oldu.Diğer müttefikler de 13 Ekim'de
ortak bir nota vererek Rumeli'nin milliyet esasına göre muhtar idarelere
ayrılmasını istediler .Babıali buna cevap vermediği gibi sınırlarını
tecavüz eden Sırbistan ve Bulgaristan elçilerinin pasaportlarını ellerine
verdi(13 Ekim 1912).Ertesi gün iki devlet de Osmanlı Devleti'ne savaş
ilan etti.Arkasından Yunanistan da bir nota vererek onlara katıldı.
Balkan savaşı,doğu(Trakya) ve batı (Makedonya ve Arnavutluk) olmak üzere
iki cephe de cereyan etti.Doğu cephesinde Bulgarlar'la, batı cephesinde
ise bütün müttefiklerle savaşıldı.Ayrıca denizde de Yunan donanmasıyla
harbedildi.Savaş sırasında ordu içindeki siyasi görüş ayrılıkları yenilgide
büyük rol oynadı.Osmanlı Şark ordusu 23 Ekim 1912'de kendisinden üç kat
fazla olan Bulgar ordusuna yenilerek Çatalca'ya kadar çekildi.
Garb ordusu 23-24 Ekim'de Komanova'da Sırplar'a yenildiği gibi Tahsin
Paşa da 35.000 kişilik ordusu İle Selanik'te Yunanlılar'a teslim oldu.Bu
başarısızlıklardan dolayı 29 Ekim'de Gazi Ahmet Muhtar Pasa kabinesi
istifa etti.
Bu sırada Selanik'te sürgün hayatı yaşayan II.Abdülhamit düşmanın ilerlemesi
karşısında Selanik'in tehlikeye düşmesi üzerine 1 Kasım'da İstanbul'a
nakledildi.Kendisine gazete verilmediği için Balkan Savaşı'nın çıktığından
haberi dahi olmayan eski padişah,Ba1kan ittifakına ve Babıali'nin böyle
bir ittifaktan haberdar olmamasına hayret ederek kiliseler meselesini
sordu.Hal edildiğini öğrenince de ittifakı tabii karşıladı.

Yeni kurulan Kamil Paşa kabinesi büyük devletlerden ateşkes için arabuluculuk
etmelerini istedi.Görüşmelerin devam ettiği bir sırada Balkan yenilgisini
iç politika malzemesi yapan İttihat ve Terakki Fırkası kanlı bir darbe
ile hükümeti ele geçirdi.3 Şubat 1913'te savaş yeniden başladı. Yunan1ı1ar
6 Mart'ta Yanya'yı, Mehmet Şükrü Paşa'nın kahramanca savunmasına rağmen
Bulgarlar 26 Mart'ta Edirne'yi,Esat Toptani Paşa'nın ihaneti üzerine
Karadağlı1ar da 23 Nisan'da İşkodra'yı işgal ettiler .Arnavutluk'taki
son Osmanlı birliğinin Sırplar'a teslim o1ması üzerine,Edirne'yi kurtarmak
iddiasıyla iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkası Kamil Paşa'nın
kabul etmediği şartlan kabul etmek zorunda kaldı.
Londra sefiri Tevfik Paşa vasıtasıyla devletlerin aracılığının kabul
edileceği bildirildi.Bir ay soma 31 Mart'ta İstanbul'daki büyük elçiler
Hariciye Nazın Sait Halim Paşa'ya verdikleri dört maddelik bir ortak
nota ile antlaşma esaslarını tebliğ ettiler .Notanın ürk hükümeti tarafından
kabul edilmesi üzerine tekrar başlayan Londra Konferansı, 30 Mayıs 1913'te
Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında imzalanan bir antlaşma
ile sonda erdi.Midye-Enez hattı Osmanlı-Bulgar sınırı olarak kabul edildi.Edirne,
Trakya ve Dedeağaç Bulgaristan'a;Selanik,Güney Makedonya ve Girit Yunanistan'a;Kuzey
ve Orta Makedonya Sırbistan'a;Silistre de Romanya'ya bırakıldı.
I.Balkan Savaşına katı1mamış olan ve Bulgaristan'ın büyümesinden rahatsız
olan Romanya,Silistre'nin Bulgaristan'dan alınarak kendisine verilmesinden
de tatmin olmadı.Ayrıca Makedonya'nın büyük bir kısmının Bulgaristan'a
bırakılmasına Sırbistan ve Yunanistan itiraz ediyorlardı.Bulgaristan
23 Haziran 1913'te Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan'a karşı savaşa başladı.10
Temmuz'da Romanya da Bulgaristan'a savaş ilan etti.Böylece Osmanlı mirasını
paylaşamamalarından dolayı Balkan Müttefikleri arasında II.Balkan Savaşı
başlamış oldu.
Müttefiklerin Sofya'ya doğru ilerledikleri bir sırada İttihat ve Terakki
yönetimi fırsattan yararlanarak Edirne'yi kurtarmak üzere harekete geçti.Londra
Antlaşması'nda kabul edilen Midye- Enez hattının belirlenmesine yanaşmayan
Bulgaristan'ın tutumundan şikayet edilerek 19 Temmuz 1913'te büyük devletlere
bir nota verildi ve Meriç sınırının tecavüz edilmeyeceği belirtildi.Dört
devletle birden savaşan Bulgaristan'ın kuvvetsiz bıraktığı Edirne hiçbir
mukavemet görülmeden 21 Temmuz'da Bulgarlardan geri alındı.
II.Balkan Savaşı 10 Ağustos 1913'te Bulgaristan'la Sırbistan, Yunanistan
ve Karadağ arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile sona erdi.Osmanlı-Bulgar
antlaşması da 29 Eylül1913'te İstanbul'da imzalandı. Yirmi maddeden oluşan
İstanbul Antlaşmasına göre,Edirne ile batı tarafında çapı 30 kilometre
tutan yarım daire şeklinde toprak parçası Osmanlı Devleti'nde kaldı.Batı
Trakya ise Bulgaristan'a iade edildi.
Antlaşmaya eklenen ''müftülere müteallik protokol''e göre,Bulgaristan'da
kalan Müslümanlar kendi müftülerini seçecek,bu müftülerde kendi aralarından
birini baş müftü seçeceklerdir.Bulgar Mezahip Nezareti baş müftüsünün
seçilişini Sofya'da bulunan Osmanlı büyükelçisi vasıtasıyla İstanbul'daki
şeyhülislama bildirecek,şeyhülislamın tasdikiyle baş müftü ve ona bağlı
diğer müftüler vazifelerine başlayabilecekler .Baş müftünün vazifesi,Bulgaristan'daki
müftülerle Osmanlı Şeyhülislamlığı ve Bulgar Mezahip Nezareti ile olan
ilişkilerde onlara aracılık etmektir .baş müftülerce verilen hükümleri
şeriat adına baş müftü tasdik edebileceği gibi taraftar isterlerse şeyhülislama
da gönderebileceklerdir . 
Baş müftü nikah,boşanma, vasiyet, veraset, vesayet,nafaka ve yetim mallarının
korunması gibi konularda diğer müftülere tavsiye ve tebligatta bulunulabilecek
ve bu konudaki davalara bakabilecekti.Müftüler İslam vakıflarının idaresinde
sorumlu oldukları için baş müftü onlardan hesap sorabilecek ve hesap
defteri isteyebilecektir .Baş müftü ve müftüler Bulgaristan'daki İslam
mektup ve medreseleri teftişinden sorumlu olacak gerekli yerlerde yeni
okullar açılabilecektir.
BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913)
Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’a
karşı yaptığı savaşlardır
1789 Fransız İhtilali'nin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde
imparatorluklar dahilinde bulunan milletler , bağımsızlık için harekete
geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı.
Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl bu tür ayaklanmalar dônemidir. Balkan Yarımadası'nda
çok çeşitli milletler yaşadığı için milliyetçi ayaklanmalar en fazla
burada görüldü.
Balkanlarda çıkan ayaklanmaları daha çok 17 .yüzyılda gelişmeye başlayan
ve en büyük amacı Baltık Denizi'ne ve özellikle Akdeniz'e çıkmak olan
Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz'e inmek için önce Karadeniz'i daha sonra
İstanbul Boğazı 'nı ve Çanakkale Boğazı'nı ele geçirmesi gerekiyordu.
İşte Rusya bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır
.Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini
alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti’nin varlığını
sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar Trablusgarp'ta savaşırlarken
Sırbistan'ın başkenti Belgrat'taki Rus elçisi harekete geçerek Balkanlarda
Osmanlı Devleti'nin elinde kalan son toprak parçalarının, Sırbistan ile
Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık
Sırbistan, Bulgaristan'ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin
için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki
menfaat çatışmalarından habersiz olan zamanın İttihat ve Terakki Cemiyeti
Sırbistan'ın bu çok elverişli teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik
İkinci Abdülhamit Han'ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için
tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-i anasır kanunuyla halledildi.
Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan'ın arasındaki ihtilafı çözdüğü
için, şimdi her ikisi için de ortak düşman Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede
kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka
Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devleti'ne
karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.

Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet
ise Ruslar'ın Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan
teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan
Asım Bey 15 Temmuz'da, Meclis-i Mebusan'da Balkanlarda savaş ihtimalinin
bulunmadığını iddia etmişti. Bunun üzerine Rumeli'deki en iyi 120 tabur
asker terhis edildi. Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devleti'ne
isteklerini bildirdiler . ...
BIRINCI BALKAN SAVAŞI
Osmanlı Devleti isteklerini kabul etmeyince, 8 Ekim 1912'de Karadağ
Prensliği savaş ilan etti. Onu Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan takip
etti. İkmal ve Levazım Teşkilatı'nın bozulduğu Osmanlı ordusu seferberliğini
çok geç yapabildi. Bulgaristan ' a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu
halinde, Şark Ordusu namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşa'nın
kumandasına verildi. Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa'nın
emrinde idi. Yunanistan'a karşı Selanik'te bir kolordu ve Yanya Kalesi'ndeki
kuvvetler bırakılmıştı. Sırbistan'a karşı Makedonya'yı Garp Ordusu kumandanı
müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Paşa savunmuştu. 
Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşa'nın hiçbir hazırlığı olmayan
orduyu hemen Bulgarlar' a karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı
ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları Bulgarlar' a karşı bütün
Trakya'yı bırakarak Çatalca'ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan'a
karşı Kumova'da yenilmişti. 6 Kasım ' da Preveze'yi alan Yunanlılar ,
Veliaht Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler.
Selanik'i korumakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan,
muazzam kolordusunu bütün silahlarıyla beraber Yunanlılar'a teslim etti.
Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp- Karadağlılar tarafından işgal edildi.
Sultan Abdülhamit Han, gazete okuması yasak olduğu için dört Balkan devletinin
ittifakını çok geç öğrenmişti.
Selanik'i ele geçiren Yunanlılar daha soma Ege adalarından Bozcaada,
Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdiler .
22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne'yi müdafaa
eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğundan silah
yokluğu ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar.
Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti Bulgaristan'a müracaat
ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912'de imzalanan ateşkes antlaşması
ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti
arasında antlaşma 30 Mayıs 1913'te Londra'da imzalandı. Bu barış antlaşması
ile Osmanlı Devleti Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk'un
sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit'i hukuken
Yunanistan'a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları
da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile Edirne de Bulgaristan
sınırları içinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dede ağaç
arasındaki toprakları da alarak Ege Denizi ' ne ulaşıyordu.
İKİNCİ BALKAN SAVAŞI
Birinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin ağır mağlubiyete uğrayıp
Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir
boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan
Balkan devletleri, birbirine girdiler . 
Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği
ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele geçirmişti.
Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın düğüm noktasını
teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansında en büyük payı Bulgaristan'ın
alması, diğer müttefiklerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların
Ege kıyısına ulaşmış olmasını Yunanlılar sert tepki ile karşılamışlardı.
Bu husus, Yunanistan ile Sırbistan'ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında
bir ittifaka sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan'ın birbirlerine
yaklaştıklarım gören Bulgaristan, bu iki devlete hazırlıklarını yapmadan
29-30 Haziran 1913'te saldırdı. Ancak Bul- gar ordusu Yunanlılar ve Sırplar
tarafından Makedonya'dan çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan'dan pay almak
isteyen Romenler de savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca'sını
ele geçirdiler .Bulgar orduları birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı
için yenilmeye başladı.
Osmanlı Devleti bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk
şehri olan Edirne’yi geri aldı. Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar , bir
yandan Romanya kralına başvurarak Balkan devletleriyle , bir yandan da
Babıali’ye başvurarak Osmanlı Devleti ile barış yapmak istediler.
İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan'la diğer Balkan devletlerinin
imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile
Bulgaristan'ın yeni sınırını belirliyor,Tuna'nın güneyinde kalan önemli
bir arazi parçasını Güney-Dobruca dahil Romanya’ya bırakıyordu. 
Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde imzalanan
İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan Kırklareli, Dimetoka ve Edirne'yi
Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerin
de durumu ele alındı. Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği
de belirtilmişti. Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında İmzalanan 14
Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması İle Girit kesin olarak Yunanistan'a
bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce kararlaştırılacaktı.
Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914'te İstanbul'da İmzalandı. Sırbistan'la
Osmanlı Devleti’nin artık ortak sının olmadığından, sadece Sırbistan'da
kalan Türklerin durumu düzenlenmiştir .
Böylece Osmanlı Devleti Afrika ile ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır
toprak kaybına uğramış, Bulgaristan'dan geri aldığı Edirne ile Doğu Trakya'da
kalabilmiştir .
OSMANLI TARİHİ SAYFASI
|