ŞEYH BEDREDDİN

ŞEYH BEDREDDİN  ŞEYH BEDREDDİN KİMDİR?


Şeyh Bedreddin Mahmut, torunu Hafız Halil’in yazdığı “Menakıb-ı Şeyh Bedreddin”e göre Menakıb-ı Şeyh Bedreddin’ın torunlarından olduğu iddiasında bulunmuştur.Bu sahtekarlık Osmanoğulları’nı bertaraf etmek ve tahta kadar yükselmek ihtirasıyla alakalıdır.Şeyh’in büyük babası Abdülaziz, Gazi Süleyman Paşa’nın ilk zamanlarında Dimetoka’da şehit olmuştur.Onun oğlu ve şeyhin babası İsrail, Dimetoka Bizans kumandanın kızı ile evlenmiş, bu izdivaçtan Şeyh Bedreddin doğmuştur.şeyhin doğum yeri Dimetoka’nın kuzeyinde Samano denen yerdir.Bu yüzden “Menakıb-ı Şeyh Bedreddin” diye ihtisar etmiştir.(Kütahya Simav’ı ile alakası yoktur.)İsrail’in bu kazanın kadısı olduğu anlaşılmaktadır.Oğlu Bedreddin’i ilmiye mesleğinde yetiştirmiştir.

ŞEYH BEDREDDİN’İN TAHSİLİ

Şeyh Bedreddin, tahsil çağına gelince Bursa’ya gelerek ders arkadaşı Kadıza-de-i Rumi diye mezkur olan Musa ile beraber onun babası Bursa kadısı Koca Mahmut Efendi’den ve daha sonra da Konya’da Allame Feyzullah’tan ders görmüş ve oradan da Suriye’ye gitmiş ise de oradaki alimleri itikadça az görmüş ve sonra Kahire’ye hareket etmiştir.
Şeyh Bedreddin, Kahire’de arkadaşları meşhur alim Seyyid Şerif-i Cürcani ve maruf tabip Aydınlı Hacı Paşa ile beraber Mübarekşah Mantıki’den ilahiyat, felsefe ve mantık okuyarak yüksek tahsilini ikmal etmiş ve bu arada Kahire’de inziva halinde yaşayan Hüseyin Ahlati’den de tasavvuf okumuştur.Bir ara şeyhinin emriyle Tebriz’e gitmiş, Timur’un huzuruyla ulema arasında yapılan ilmi mübahaselerde yüksek vukufunu göstermiştir.Bu seyahat esnasında asıl ziyaret edilmesi lazım gelen Kazvin’e de giden Şeyh Bedreddin oradan Batıni akidesi dolgun olarak dönmüştür.
Şeyh Bedreddin Mahmut , Memluk Sultanı Melik Zahir Berkuk’un hürmet ettiği Hüseyin Ahlati’nin tavsiyesiyle sultanın oğlu Ferec’in hocalığına tayin edilmiş ve burada bulunduğu sırada fıkıh, yani İslam hukukuna dair eserlerini yazmaya başlamış ve 1397’de şeyhin vefatı üzerine bir müddet Kahire’de onun yerine Şeyh olmuş ve sonra Anadolu’ya dönmüştür.Anadolu’da Karaman, Germiyan, Aydın elinde Tire ve diğer Aleviler’le meskun yerleri dolaştı.

ŞEYH BEDREDDİN’İN FAALİYETİ VE KAZASKERLİĞİ

Şeyh Bedreddin irşad yoluyla Anadolu’da dolaştığı sırada tasavvufu daha doğrusu Batıni akidesini yaymaya başlamış ve gezdiği yerlerde hep Alevi Türkmenlerle temas ederek maksadına göre onları hazırlamak istemiştir.Daha sonra Şeyh Bedreddin Rumeli’ye geçip Edirne’de yerleşmiş ve kendisini ziyarete gelenlerle görüşerek yavaş yavaş faaliyetini genişletmiştir.
Şeyh Bedreddin’in bu faaliyeti Osmanlı Devleti’nin parçalanıp şehzadelerin birbirleriyle mücadele ettikleri zamana tesadüf etmişti.İlim ve fazileti, irfan ve kudreti etraftan duyulmuştu.Bundan dolayı Edirne’de hükümdarlığını ilan etmiş olan Musa Çelebi, Şeyh Bedreddin’i kazasker tayin etmek suretiyle bilmeyerek onun nüfuzunun yayılmasına yardım etmiş ve şeyh de bundan istifadeyi kaçırmamıştır.Onun bu çalışması hükümdarlığı elde etmekti.
Çelebi Sultan Mehmet, kardeşi Musa Çelebi’ye galebe edip hükümdar olunca Şeyh Bedreddin’i kazaskerlikten azlederek ilim ve faziletine hürmeten iki oğlu ve kızıyla birlikte İznik’te ikamete memur etmiş ve kendisine ayda bin akça maaş bağlamıştır. Şeyh Bedreddin, İznik’te serbest olarak yaşıyor, eser telif ediyor ve kendisini ziyarete gelenlerle görüşüyordu.
Çok bilgili ve cerzebeli bir zat olan Şeyh Bedreddin, buradan müritlerini her yana göndererek kendi doktrinini yaymaya başladı.Onun anlattığı şeyler arasında en önemlileri Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İslam diniyle eşit sayması, bir de mal ve arazide ortak mülkiyet (Bir  çeşit Komünizm) tanımasıydı.Bu yüzden Yahudiler, Hıristiyanlar ve ayak takımı arasında etkili oldu.
Zamanın alimleri arasında pek müstesna bir mevkii olan ve fıkıhta da mütebahhir sayılan Şeyh Bedreddin’e göre Allah’ın zatı  mahluklardan ayrı değildir.Allah ezeli ve ebedidir, kadimdir.Tanrının iradesi bir şeyin istidadında mevcut olanı istemsidir; yoksa istidada olmayanı istemeye Allah’ın yetkisi yoktur. Şeyh Bedreddin, kıyamet hakkındaki ayetleri te’vil ettiği gibi cennet ve cehennemin, iyi ve kötü hareketlerin vicdanda hasıl ettiği haz ve elemlerden ibaret olduğunu .. gene Ehl-i Sünnet akidelerine aykırı olarak , İsa’nın cismani unsurları itibarıyla öldüğünü ancak  ruhunun diri olduğunu kabul ve böyle düşüncelerinin sonucu olarak da , din bakımından haram edilmiş olan şeylerin helal olduğunu iddia eder.Öte yandan Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilik arasında bir fark olmadığı ve bunların eşit tutulması lazım geldiği iddiasındadır.En nihayet , her türlü mülkiyetin kaldırılması ve toprak ile malın müşterek olmasını tavsiye eder ve bunlara dayanarak geniş bir propagandaya girişir.Burada belirtilen son  fikirlerin , Osmanlı Devleti’ndeki çoğu Hıristiyan ve bir kısmı Yahudi olan şehir halkını kazanmak, ötekinin de fakir zümreleri aldatmak ve ayaklanmaya teşvik etmek için ortaya atıldığı muhakkaktır.Böylece Müslüman olmayanlar ile hallerinden memnun olmayanları etrafında toplayan Batıniler, Müslüman ve Ehl-i Sünnet olan unsura dayanan Osmanoğulları Devleti’ni büyük Fetret sarsıntısından yeni çıkmış olduğu bir sırada büsbütün ortadan kaldırmak istiyordu.Bursa’nın Ulu Cami’sinde vaz eden şahıs sözde Kur’an ayetlerine dayanarak Hz.Peygamberin öteki peygamberlerden üstün olmadığını iddia etmek suretiyle , sinsi bir Batıni propagandası yapıyordu.Bir yandan Ehl-i  Sünnet akidelerini yıkmak istiyor, öte yandan da Hıristiyanları kendi tarafına çekiyordu.İşte bu devrin dini, fikri, siyasi akımları içerisinde genişliği böylece bütün açıklığı ile meydana çıkan bu tartışma , görülüyor ki önemsiz bir olay değildi.Süleyman çelebi, Mevlid’ini yazmak suretiyle Ehl-i Sünnet tarafını tutmuş ve onun yüzyıllarca süren zaferlerine belki en büyük yardımı yapmış ve her zaman ona destek olmuştur.

ŞEYH BEDREDDİN’İN RUMELİ’YE KAÇARAK İSYANI

Şeyh Bedreddin, Karaburun taraflarında halifesi Börklüce Mustafa’nın faaliyetini ilerlettiğini haber alınca bir hacca gitmek bahanesiyle çocuklarını İznik’te bırakarak Kastamonu’ya kaçmış ve oradan da Sinop’a giderek bir gemi ile Kefe’ye ve sonra Eflak Voyvodasının yanına gitmişti. Şeyh Bedreddin’in adamlarından olup   kazaskerliğinde kethüdası bulunan Börklüce Mustafa, İzmir’de Urla yarımadasının kuzey tarafındaki Karaburun’da ve müridi Yahudi dönmesi Torlak Kemal de Manisa’nın Kızılbaşlarla meskun mıntıkalarında çalışarak Osmanlı Devleti’nin zaafından istifade ile onlar Anadolu tarafından ve Şeyh Bedreddin de Rumeli’de bir isyan hazırlıyorlardı.
Şeyh Bedreddin Eflak’tan Osmanlı topraklarına geçti; Silistre, Dobruca ve Deliorman taraflarında propaganda yaparak epey taraftar buldu, bunları başına topladı; ayaklanma mıntıkası olarak Aleviler’le meskun olan Deliorman’ı intihap etti.

BÖRKLÜCE VE TORLAK KEMAL İSYANLARI

Şeyh Bedreddin, Anadolu ve Rumeli’deki isyanlarla henüz iç mücadele sarsıntılarından kurtulmuş olan Osmanlı Devleti’ni gafil avlayarak şeyhlikten şahlığa geçmek istedi.Kendi cemiyetine başka din ve mezheplerden de adam alıyordu.Karaburun’dan Börklüce Mustafa’nın yanında takriben beşbin kişi vardı.Önce isyan burada baş gösterdi, az zamanda pek korkunç bir hal aldı.
Dede Sultan diye anılan Mustafa’nın üzerine mühim bir kuvvetle memur edilen İzmir sancak Beyi Aleksandr bunlara mağlup ve maktul oldu.Bunun üzerine iş ehemniyet kesbetti.Saruhan sancak beyi olan Timutaş Paşazade Ali Bey de bozguna uğratılıp kendisini zor kurtarıp Manisa’ya kaçtığından durum nazikleşti ve çelebi Mehmet , şiddetli tedbir almaya mecbur oldu.Veziriazam ve beylerbeyi olan Bayezid Paşa ile beraber oğlu Şehzade Murat’ı daha büyük bir kuvvetle Börklüce kuvvetleri üzerine gönderdi.Bayezid Paşa evvela yollardaki büyük , küçük asi grupları temizledi ve nihayet bunların sığındıkları dağa vardı ve mukavemet edemeyerek Börklüce ve diğer asi kuvvetleri teslim oldular; fakat Bayezid Paşa bu muvaffakiyetini elde etmek için çok kuvvet kaybetmişti.
Bayezid Paşa, teslim olanları Ayasaluğ’a getirdi, sorguya çekti ve işin başını anladı; asiler Dede Sultan Börklüce’nin gözü önünde boğazlandı; bunlar  ölürken “Yetiş Dede Sultan” diye bağırıyorlardı.Dede Sultan elleri tahtaya mıhlanmış bir surette deve üzerine konulup şehirde teşhir edildikten sonra katledildi.
Manisa taraflarındaki Torlak Kemal isyanı , Karaburun isyanı kadar korkunç olmamakla beraber üç bin kişi kadardı.Şehzade Murat ile Bayezid, Börklüce isyanını bastırdıktan sonra Torlak Kemal’in üzerine gitti.Onun cemiyetini de dağıtıp elde ettiği Torlak ile avanesini astırmak suretiyle bu Alevi kıyımı da bastırıldı.

ŞEYH BEDREDDİN’İN YAKALANARAK İDAMI

Bu alevi kıyamının asıl reisi olan Şeyh Bedreddin ise Deliorman’da yerleştikten sonra etrafına adamlar ve mektuplar göndererek halkı kendi cemiyetine   davet etmişti.Kendisi kazasker bulunduğu sırada Rumeli’de epey taraftar peyda etmişti.Fakat Anadolu’daki kıyamın büyümesine intizar ediyordu.Börklüce ve Torlak isyanlarının bastırılması, Şeyh Bedreddin ve maiyetindekilerin maneviyatını sarstı.
Çelebi Mehmet, bu sırada tarihlerde Düzmece Mustafa denilen Yıldırım’ın oğlu Mustafa çelebi’nin hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkarak Tesalya ve Selanik etrafındaki hareketlerini önlemek üzere o tarafa  gidiyordu.Sultan Mehmet Serez’e gelince Şeyh Bedreddin’in Deliorman’daki faaliyetini ve isyan hareketini haber aldı.Belki bunu daha evvel haber alarak Bayezid Paşa’nın Anadolu’dan dönmesini bekliyordu.
Bayezid Paşa gelince onu derhal Şeyh Bedreddin üzerine sevk etti.Zaten Anadolu’da ayaklanmanın bastırıldığını duymuş olan şeyhin etrafındakilerin bir kısmı dağılmıştı.Bunun için küçük bir çarpışmadan sonra Şeyh kolaylıkla ele geçti ve padişahın bulunduğu Serez’e gönderildi.Kendisi Rumeli fatihleri evladından ve yüksek alim ve mütefekkir bir şahsiyet olduğundan derhal öldürülmedi.Sultan çelebi Mehmet, bu hususta ulemanın fetva vermesini emretti.
Şeyh Bedreddin’in, yapmış olduğu hareketin İslamiyet’e uygun olup olmadığı ve cezasının ne olması lazım geleceği alimlerden müteşekkil bir heyetten soruldu.Suçlu olduğu tespit edilerek ulemadan Heratlı Mevlana Haydar, bu mesele üzerinde Şeyh Bedreddin ile ilmi münakaşa yaptı ve nihayet cemiyet nizamını bozmaya çalışan Şeyh Bedreddin’i ilzam etti ve vermiş olduğu fetva üzerine -ki rivayete göre Şeyh Bedreddin’in kendisi de bunu kabul etmiş- Şeyh Bedreddin Serez pazarında bir dükkanın önüne asıldı ve malları varislerine verildi. Şeyh Bedreddin’in isyanına o taraf akıncılarının iştiraki sebebiyle Balkanlar’daki akıncıların kumandanı Beylerbeyi Mihaloğlu Mehmet Bey’den şüphelenilerek  Tokat Kalesine hapsolundu ve bir sene sonra Çelebi’nin vefatı ve II.Murat’ın cülusu üzerine hapishaneden çıkarıldı.
Şeyh Bedreddin’in bir isyanla hükümdar olmak istemesinde Osmanlı ordusunun parçalanmasının kendisinde bir ümit uyandırmış olduğunun tesiri olabilir.Batıni şeyhlerinden Hüseyn-i Ahlati’nin halifesi olması isyan hareketinde Aleviler’le meskun yerlere güvenmiş olduğunu göstermektedir.

ŞEYH BEDREDDİN'İN ESERLERİ

Bedreddin Mahmut, hem zahir ve hem de batın ilimlerindeki vukuf ve ihatasıyla mümtaz ve müstesna bir mevki işgal etmiştir.İslam hukuku olan fıkıhta zamanın imamı gibi idi.Bu hususta Cami-ül-Füsuleyn bu zatın değerini göstermek için kafidir.Bu eserinden evvel fıkha dair Letaif-ül İşarat isimli kitabını yazmış ve bundan sonra fıkıhtaki yüksek ihatasını gösteren Cami-ül-Füsuleyn'i telif etmiştir.Bu eserlerini yazarken Kahire'de bulunduğu sıradaki dört mezhep fukahasının fetvalarını da tetkik eylemiştir.
Bedreddin'in Kitab-üt-Tehsil adıyla kaleme aldığı Letaif-ül İşarat'ın şerhidir.Bu eserini Edirne'de kazasker bulunduğu sırada yazmaya başlamış ve 3 Eylül 1415'te İznik'te ikamete memur iken bitirmiştir.Onun bu eserleri ulemaca pek muteberdir. Bedreddin'in Nur-ül-Kulub adlı bir tefsiri olduğunu torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıb-ı Şeyh Bedreddin'den öğreniyoruz.Fıkıhtan da başka bir eseri olup Bursa'da Ulucami kütüphanesindedir.
Şeyh Bedreddin'in tasavvuf vadisinde akidesini gösteren meşhur Varidat adlı eseridir.Bunlardan başka Muhyiddin Arabi'nin Füsus-ül Hikem isimli meşhur telifine haşiyesi ve bir de tasavvuftan Meserret-ül Kulub isimli eserleri vardır.Sarftan Maksud'a Ukud-ul Cevahir adında şerhi vardır.Varidat'ı vahdet-i vücut felsefesine mensup olanlar tarafından tutulmuştur.Bu eserinde alemin kıdemine kail olup Allah'ı mahlukattan ayrı olarak kabul etmez.Şeyh'e göre cennet ve cehennem cahillerin zannettikleri gibi olmayıp bu dünyadaki iyilik veya kötülüklerin ruhlardaki tatlı veya acı tezahürüdür.Bedreddin, cismani haşrı kabul etmez ve öldükten sonra beden cüzülerinin ihyasına imkan olmadığı söyler.
KAYNAKLAR:
1.Osmanlı Ansiklopedisi Cilt:1
2.Osmanlı Tarihi. Ziya Nur AKSUN Cilt:1 Ötüken Yayınları İstanbul, 1994
3.Tarihte Türkler.Erol GÜNGÖR Ötüken Yayınları İstanbul, 1996
4.Osmanlı Tarihi İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI Cilt:1 Türk tarih Kurumu Yayınları Ankara, 1988
5.Türkiye Diyanet Vakfı İSLAM ANSİKLOPEDİSİ Cilt:5 İstanbul, 1992

OSMANLI  TARİHİ  SAYFASI