CEM'İN BAŞKALDIRMASI VE YENİLMESİ

CEM'İN BAŞKALDIRMASI VE YENİLMESİ

Bu beklenmedik değişiklik, Konya Sancakbeyi olan Bayezit'in kardeşi Cem'in hiç hoşuna gitmedi. Korkut'un yaşının küçük oluşundan yararlanarak tahta çıkabileceğini ummuş, oysa Bayezit'in padişah olmasıyla bu umutları suya düşmüştü. Cem, İmparatorluğun kendisine ait olması gerektiğini, çünkü kardeşinin, babası Mehmet henüz padişah olmadan önce doğduğunu ileri sürüyordu: Cem'e göre, bir sultanın oğlu dururken alelade bir yurttaşın oğlunun imparatorluğun başına geçmesi, devletin itibarına leke sürebilirdi. Babası Mehmet'in vasiyetini de kabul etmiyor, ortada yazılı bir vasiyetname bulunmadığını, Fatih'in son arzusu diye ileri sürülen şeyin bir vezirin sahte sözünden başka bir şeye dayanmadığını savunuyordu. Bu gerekçelerle birçok şehri etkilemeyi başardı; Anadolu askerlerinin hemen hemen hepsi onu tahtın meşru vârisi olarak kabul ettiler ve Cem, kendisini Bursa'da imparator ilan ettirdi. Bu şehrin halkı ve diğer yandaşları kendisine büyük paralar verdiler ve Cem bu sayede kalabalık bir ordu meydana getirdi. Fakat iktidarı sağlam temellere dayanmadığı gibi uzun da sürmedi. Kardeşinin girişimlerini haber alan Bayezit güçlü bir orduyla hemen Anadolu'ya geçti ve Bursa yakınlarında Cem'le savaştı. Kanlı bir çatışmadan sonra, Cem yenildi ve ordusu bozguna uğradı. Bir avuç kader arkadaşıyla birlikte Halep'e kaçtı. Daha sonra Mısır Sultanı Kayıtbay'a sığındı. Cem, kardeşinin imparatorluğu elinden almakla yetinmeyerek çocuklarını da haksız yere öldürttüğünü ileri sürerek Mısır Sultanı'ndan yardım istedi.

İKİNCİ YENİLGİ

Kayıtbay, Cem'e her türlü savaş düşüncesinden vazgeçerek hacca gitmesini, çünkü Bayezit'in güçlü ordularıyla başa çıkamayacağını söyledi. Buna rağmen, dönüşünde durumda bir değişiklik olduğu takdirde elinden gelen yardımı yapmayı vaat etti. Cem, tasarılarını gerçekleştirmesini engelleyen bu öğütlerden pek hoşlanmadı; Varsak ve Turgat (belki Turgutlu) eyaletlerindeki güçlü dostlarına mektuplar yazarak yardım istedi. Dostları isteğini hemen yerine getirdiler ve Cem de bu arada hacca gitmek istiyormuş gibi yaparak Kayıtbay'dan bu konuda kendisine yardımcı olmasını istedi. Mısır Sultanı bunun üzerine şehzadenin şanına layık bir hac kafilesi hazırlattı. Fakat Cem, Mekke'ye gidecek yerde beraberindekilerden gizlice ayrıldı ve birkaç yakınıyla dostlarının yanına gitti. Toplayabildikleri kuvvetleri topladılar; fakat bunların çoğu disiplinsiz, sergerde askerler olduğu için Bayezit'in ordusu tarafından kolaylıkla bozguna uğratıldılar.

İTALYA'YA KAÇMASI

Bu ikinci yenilgiden sonra, Cem bir süre oradan oraya ve özellikle limanlarda kendi kendine dolaşıp durdu. Nihayet İtalya'ya gitmek üzere olan bir gemi buldu ve buna bindi. Önce Rodos'ta karaya çıktı ve oradan Rodos Şövalyeleriyle birlikte Papa'ya gitti. Papa kendisini bir tavsiye mektubuyla Napoli Kralı'na gönderdi. Cem, uğradığı haksızlığı inandırıcı bir dille uzun uzadıya anlattı, Hıristiyan hükümdarından yardım istedi ve atalarının tahtına çıkmasına yardımcı olmaları halinde bundan böyle hiçbir Osmanlının Hıristiyan topraklarına ayak basmasına izin vermeyeceğine yemin etti. Türk ordularının yıldırmış olduğu Hıristiyanlar Cem'i yüreklendirdiler ve kendisine yardım etmek için ellerinden gelen çabayı harcayacaklarına söz verdiler.

Bir gün Sultan Bayezit, Mustafa adında bir İtalyan dönmesi olan berber başısı ile bu konuda sohbet ederken, ustura kullanmaktaki büyük ustalığı sayesinde bu mevkiye gelmiş olan bu kurnaz adam Sultan'ın ayaklarına kapanarak dedi ki: "Şevketmeab Efendimiz, bu işi bana bırakmak lütfunda bulunurlarsa, kardeşiniz konusunda sizi rahata kavuşturabilirim; isterse İtalya'nın en ücra bir köşesine gizlenmiş olsun, onu bulur ve canını alırım." Sultan, berberini bu işe memur etti ve atalarının kutsal ruhu adına yemin ederek Allah'ın iradesine uygun ve Osmanlı İmparatorluğu'nun hayrına olan bu işi başardığı takdirde mükâfat olarak kendisini sadrazam yapmaya söz verdi.

MUSTAFA'NIN KURNAZLIKLARI

Bu vaatten cesaret alan Mustafa, Pera'da (Beyoğlu, Galata) Frenklerin yanına gitti ve vatanına dönmesi için yardımda bulunmalarını rica etti. İtalya'ya yük taşımak için kiralanmış bir gemide kendisine bir yer bulundu ve birkaç gün sonra Mustafa Napoli'ye vardı. Bu sırada Napoli'de bulunan Cem, Türkiye'den çok usta bir berber geldiğini haber alınca, kendisini görmek, daha doğrusu İstanbul'da neler olup bittiğini öğrenmek istedi. Adamı çağırttırdı ve önce devlet işleriyle ilgili sorular sordu. Mustafa soğuk bir şekilde cevap vererek yıllarca İstanbul'un en büyük mağazalarında çalıştığını, sanatını geliştirmekten başka bir şey düşünmediğini, özgürlüğünü satın alabilmek için uzun yıllar çalıştıktan sonra, vatanına dönmesine yardımcı olan iyi insanlara rastladığını, şimdi de memleketinin havasını teneffüs etmekten ve Hıristiyan dininin gereklerine yerine getirebilmekten son derece mutlu olduğunu söyledi.

ŞEHZADENİN BERBERİ OLUYOR

Cem, berbere dininin kendisini ilgilendirmediğini, Allah'ın herkese "irade-i cüziye"  verdiğini söyledi. Sonra İtalyan berberinin beceriksizliğinden yakındı ve berber olarak yanında çalışmak isteyip istemediğini sordu. Arkasından da şunları ekledi: "Herhalde İstanbul'da vaktinizi boşa harcamamışsınızdır. Oradaki berberlerin elinin ne kadar hafif olduğunu bilirsiniz; insan orda traş olmaktan adeta zevk alır, nerede ise uyuyacağı gelir, o kadar tatlıdır Türk berberlerinin tıraşı." Mustafa, önce şehzadeyi daha iyi aldatmak için alçak gönüllülükle özür diledi; fakat sonunda "bu kadar büyük bir prense hizmet etmek, bütün namuslu İstanbul halkının o kadar sevdiği ve görebilmek için varını yoğunu vermeye hazır olduğu bir yüzü tıraş etmek şerefini nasıl reddedebilirim" diyerek Cem'in önerisini kabul etti.

GIRTLAĞINI KESİYOR VE SADRAZAM OLUYOR

Böylece Mustafa, Cem'in erkek oda hizmetçileri arasına girdi ve Türk geleneklerine uygun olarak haftanın belirli günlerinde şehzadeyi tıraş etmekle görevlendirildi. Mustafa bir süre görevini sadakatle yerine getirdi. Fakat bir gün şehzade tıraş olurken uykuya daldı ve odada başka kimsenin bulunmamasından yararlanan berber gırtlağını kesti ve fazla kan kaybetmesini önlemek için yarasını bir mendille sıkıca sardı. Dairesinden çıkarken diğer hizmetçilere prensin uyuduğunu söyledi ve uyandırmamalarını tembih etti. Sonra hemen limanda bekleyen bir gemiye binerek kaçtı ve İstanbul'a döndü. Gelir gelmez Sultan'ın huzuruna çıkıp kardeşinin ölümünü kendisine haber verdi. Bayezit önce inanmak istemedi; fakat kamuoyunda Cem'in Hıristiyanlar tarafından haince öldürüldüğü söylentileri yayılınca kuşkusu kalmadı.

Bayezit, o zaman sözünde durarak Mustafa'yı sadrazam yaptı. Napoli'ye adamlar göndererek kardeşinin cesedini istetti. Şehzade Cem'in elçilere teslim edilen naaşı Bursa'da Murat'ın türbesinin yanına gömüldü.

Denilebilir ki, erdem, itidal, ağırbaşlılık, cesaret, akıl ve zekâ denilen şeylerden hiçbiri Cem'de eksik değildi. Kendi yaşındakilerin hepsinden kat kat üstündü. Fakat en çok beğenilen tarafı güzel konuşmasıydı. Hıristiyanlar arasında yaşadığı günlerde bile, İslam'ın gereklerini büyük bir titizlikle yerine getirirdi. Günde beş vakit namaz kılar, her hafta bir kez Kuran'ı baştan başa ve usulünce okurdu.

 

Batılıların Gözüyle Osmanlı İmparatorluğu Tarihi
Çeviri:Şiar  YALÇIN  S:-135138 Nokta Kitap  Yayınları  I.Baskı İstanbul, 2006

OSMANLI  TARİHİ  SAYFASI