|
II.ABDÜLHAMİT VE DONANMA
Denizcilikte kıpırdanışın başladığı dönem Sultan Aziz dönemidir. Bu dönemde
kurulan ve dünyanın sayılı donanmalarından birisi olduğu söylenen Osmanlı
Donanması, hangi hedefe yöneldiği belli olmayan bir donanmaydı. Her
cins gemi vardı, fakat belli bir tasarıya göre alınmadıkları için belirli
bir hedefe yönelmemişti. İngiltere'ye ısmarlanan çok sayıda gemi nedeniyle,
Osmanlı'nın dış borçlarının fazlalaşması ve İngilizlere sağlanan parasal
çıkarlar halkı hoşnutsuz kıldı ve halk, donanmanın gereksiz olduğunu
düşünmeye başladı. Bu yanlış düşünce, daha sonraki dönemde Sultan II.
Abdülhamit'in kuşkuculuğuyla birleşince, belirli bir düzene sokulursa
kullanılabilecek donanma, Haliç'te çürümeye tutsak edilmiştir.
II. Abdülhamit'in donanmayı Haliç'te tutmasının pek çok nedeni sayılmaktadır.
Bunlar:
Abdülaziz gibi kendisinin de, donanma toplarının tehdidi altında tahttan
indirileceği korkusu.
Donanma için yeniden borca girmemek, eski borçları temizlemek.
Ruslara düşmanca tavırlarımız olmadığını göstermek çabası.
İngilizlerle dost geçinmek. .
Büyük borçlanmalar karşılığı kurulan donanmanın, "93 Harbinde" hiçbir
varlık gösteremeyişi.
Sultan Abdülhamit anılarında şunları söylüyor: "İstanbul Konferansı
göstermişti ki, Abdülaziz Han'ın orduyu ve donanmayı güçlendirme yoluna
girmesi, büyük devletleri telaşlandırmış ve bu teşebbüs hayatına mal olmuştu.
Daha sonra kopan Rus muharebesi ordunun güçlendiğini ortaya koymuştur.
Eğer hanedana başkaldıran subaylar ve hanedana bağlı subaylar meselesi
olmasaydı Rus ordularını durdurabilecek ve zaferi kazanabilecektik. Demek
orduya verilen emekler boşa gitmemişti.
Buna karşılık bu muharebe, donanmanın sayı üstünlüğüne rağmen bir iş
göremediğini de ayrıca ortaya koymuştur. Çünkü bizim gemilerimizin hemen
hepsinde İngiliz çarkçıbaşılar vardı. Bu çarkçıbaşıların bazılarını muharebenin
başında değiştirmek istediğimiz zaman, İngiltere Elçisi saraya koşmuş
ve bu teşebbüsün İngiltere'ye itimadımız olmadığı biçiminde yorumlanacağını
açıkça söylemekten çekinmemişti.Öyleyse, bir donanma yok demekti. Çünkü
bu donanma, hem Fransızlarla İngilizleri bize düşman ediyor, hem savaşta
bir işe yaramıyordu. Faydası olmayan fakat mazarratı (zararı) olan bir
şeyi muhafaza etmek aklın icabı dışındadır. Donanmayı Haliç'e çektirdim
ve böylece Fransız ve İngilizlere, Akdeniz'de kendileri ile boy ölçüşmeye
niyetimiz olmadığını anlatmış oldum. Gerçekten bu tedbir uzun süre İngilizleri
ve Fransızları bizimle uğraşmaktan uzak tutmuştur".
Abdülhamit'in kendisini savunmak için söylediği bu sözlere ekleyecek
hiçbir şey olmasa gerek. Bu sözler, İmparatorluğun deniz hak ve çıkarlarının
öneminin padişah tarafından da anlaşılmadığının en açık ispatıdır.
Donanmanın Haliç'e tıkılışının üzerinden 20 yıl geçtikten sonra (1897)
çıkan Yunan isyanında, donanmanın içler acısı durumu, Sultan Hamit'i
harekete geçmeye zorladı. Ancak, Hamit'in bu hareketi, donanmanın güçlendirilmesinden
daha çok, ısmarlanan gemilerle Batılı devletlerle ekonomik çıkar ilişkisi
kurarak savaşı önlemek politikasının gereğiydi.
Sultan Hamit, her ne kadar yeni gemiler almak yoluna gittiyse de personelin
eğitimi konusuna gereken önemi vermedi. Bu da kuşkuculuğunun bir sonucu
olsa gerektir. Yapılması gerekip de yapılamayanların eksikliğini ve acısını
Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı'nda çok acı biçimde yaşadık. Bu
savaşlarda donanmanın başarılı olmayışının bir nedeni de İngiliz uzmanlardır.
Gemilerinde İngiliz uzmanlar bulunduran Osmanlı Devleti'nin İngilizlerle
çıkar çatışmasına girmesi, yitirileceği baştan belli olan bir savaştı.
Osmanlı sonucu belli olan bir savaşa giriyordu. İngiltere gibi İmparatorluğun
yaşaması denizlerdeki çıkarın korunması ve üstünlüğüne bağlı bir devletin,
çok büyük çıkarlarının söz konusu olduğu Akdeniz'de kıyıları ve üç anakarada
toprakları olan Osmanlı İmparatorluğu'nun donanmasının güçlenmesini ister
miydi? Bu, yanıtı belli olan bir sorudur ve emperyalizmin doğası gereği
istemeyeceği açıktır.
Erol MÜTERCİMLER:İmparatorluğun Çöküşüne Denizden Bakış
Sayfa:46-48 İstanbul,2004
OSMANLI TARİHİ SAYFASI
|