ENVER PAŞA'NIN KARAKTERİ Onu yakından tanıyan herkesin üzerinde
birleştiği nokta Enver'in bir insan olarak mükemmel ahlaki değerlere
sahip olduğudur. Bir gün bile hiddetlendiğini, ağzından çirkin ve kaba
bir sözün çıktığını gören olmamıştır. Sevinmek ve öğünmekten nefret eder,
kızıp öfkelendiği zamanlarda bile Enver Paşa, İmparatorluğun geleceğini eline almak üzere Trablusgarp'tan yola çıktığı günlerde yazdığı mektuplarda içinde bulunduğu ruh halini berrak bir şekilde ortaya koyar. "Bu genç ve idealist subayın bir tek düşüncesi vardır, vatanının refahı için çalışmak ve onun menfaatlerini korumak. Bunu gerçekleştirmek için feda etmeyeceği hiçbir şey yoktur. İstediği her şeyi söyleyebilmek için bazen şair olmak ister, en büyük kararları şairane hisleri tuttuğunda, zihni günlük hayatın küçüklüklerinden kurtulduğunda alır. İşte bir yıl boyunca Trablusgarp'ın yiğit insanlarıyla savaşarak kurduğu krallığı utanç verici bir sulhtan sonra, tarif edilmez acılar içinde terk etmektedir. O yeni bir yolculuğa çıktığının farkındadır ve güçsüz değildir. İmkânsız zannedilen bütün projeleri tek başına gerçekleştirmeye yeterlidir. Devleti ve vatanı kurtarmak için ya çok güçlü bir kabineyi işbaşına getirecektir, ya da tarafsız bir hükümet ile orduyu siyasetten kurtaracaktır. Akıntıya karşı kürek çekecektir ya da uçurumdan aşağıya yuvarlanacaktır. İstanbul'a geldiğinde şerefsiz de
olsa yaşamak isteyen bir sürü insanın, memleketi onu yutacak olan yıkıntıya
doğru götürmekte olduğunu görür. Şu anda titrek elleriyle birkaç ihtiyar
her şeyden çok sevdiği sevgili vatanının vasiyetnamesini imzalamaktadır.
Bu sınırsız sevgi bir gün onu, nasıl neticeleneceğini bilmediği bir
çılgınlığa atacaktır. Etrafında dost olsun düşman olsun korkak ödlek,
tedbirli, kendi menfaatini düşünen insanları gördü "Ah savaş çıksa! Kabine nota
hazırlıyor, O müttefiklerin kabul etmemesi için Allah'a dua etmektedir.
O zaman harp çıkar harp, yani Türkiye için hayat. Ah şu lanet olası
sulh yaklaşmaktadır. "İşte düşmanın İstanbul'un
burnunun dibinde yaptığı vahşetler!. Bunlar tam olarak anlatılabilseydi
uzaktaki zavallı müslümanların başlarına neler geldiği daha iyi anlaşılırdı.
Ama kin kuvvetleniyor İntikam! İntikam! İntikam! Başka kelime yok." O, Sultan Reşat’ın tahta geçiş gününü kutlama şenliklerindedir. Bandonun sesleri bir an, Edirne önlerinde ölen kahraman askerlerin, hunharca kesilen çocuk, kadın ve ihtiyarların çığlıklarını ve kanlı manzaralarını hayalinde canlandırır. Kendini kaybetmiştir. "Ey Avrupa milletleri!" der. "Ben Allah adına yemin ediyorum ki bu zavallıların intikamını alacağım.'". Yumruklarını sıkar "Ah kalbimi parçalayan bu şeyleri bir an olsun unutabilseydim!. Enver Paşa'nın kendi mektuplarından derlenen bu satırlar onun ruh dünyasını ortaya koyması yönüyle önemlidir. Savaşta hayat bulan bu şiirsel dünya hiçbir güçlüğü hakiki zorlukları ile tartmak zahmetine katlanmamıştır. Talih çok geçmeden dualar ederek beklediği fırsatı önüne çıkarır. Başkumandan Vekili, Harbiye Nazırı Enver Paşa çılgın bir savaşla karşı karşıyadır. O bütün gücünü savaşa girmek için kullanacak, mazlum müslümanların intikamını alacak, her şeyin üstünde tuttuğu aziz vatanını kurtaracaktır. Bununla beraber bu düşüncelerde o yalnız değildir. O ardında feveran eden bir ruhun temsilcisidir. O artık bir liderdir ve en önde olmalıdır. HARBİN BAŞINDA ENVER PAŞA Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olan Enver Paşa, padişahın vekili olmak sıfatıyla "umumen kara ve deniz ordularının en büyük amiri, padişaha ait hak ve yetkilerin temsilcisi ve uygulayıcısı ve bütün nazırların da üstünde” bir makam sahibi olarak harbin başında siyasi ve askeri prestijinin zirvesine çıkmıştır. Gerek İttihat ve Terakki'nin ona yüklemek istediği imaj, gerekse Türkiye'de çalışmak isteyen yabancı güçlerin ondan daha iyi birini bulamamaktan gelen takdirkâr tavırları Enver Paşa'nın karizmasını her geçen gün biraz daha artırmıştır. "Anarşi kangrenini dağlayan kızgın demir", "Ölüm meleği", "Enerji Kaynağı" ve "Korkulan adam" gibi ifadeler, dış basında kullanılırken Ziya Gökalp’ın onun hakkında söylediği "Melekler bu milletin kurtulacağını ona fısıldadılar" türünden övgülerin Enver Paşa'nın sorumsuz davranışları üzerinde etkili oldukları açıktır. Vakıa bir büyük harbe girerken millete kahramanlar lazımdır. Çok defa moral değerlerin maddi imkânlar kadar etkin oldukları buhran dönemlerinde görülmüştür. Yeter ki kahramanlar, kendilerini tek başlarına bir milletin yerine koymasınlar. Milliyetçi fiki Ne var ki Enver Paşa'ya yüklenen misyon da Enver Paşa'dan beklenenler de bilimsel düşüncenin temel kuralı olan illiyet prensibine aykırıdır. Altı asırlık bir devleti içten içe çökerten hastalıklar teşhis edilmeden ve bütün müesseseleri içine alan doğru tedavi usullerini uygulayacak kadrolar yetişmeden devlet adrese yazılı kahramanlar ile kurtarılamazdı. Dr:Ramazan BALCI:Tarihin Sarıkamış
Duruşması
|
|