|
HİCAZ DEMİRYOLU
Doç. Dr. Said Öztürk
Osmanlı Devleti, modern teknolojinin ülkeye adaptasyonu konusunda oldukça
duyarlı davranmıştır. Mesela, telgraf gibi iletişim teknolojisinin, batıda
kullanılmaya başlanmasından kısa bir süre sonra Osmanlı ülkesine intikal
ettirildiği görülür. Telgraf 1832’de batıda, 1853 yılında Osmanlı’da
kullanılmaya başlar. Osmanlı Devleti’nde demiryolu inşasına dair ilk
teklifler de, demiryollarının batıda kullanılmaya başlanmasının hemen
akabine rastlar. İlk olarak, İngiliz subay Francis Chesney’in 1830’lu
yıllardaki Akdeniz’i Basra körfezine kısmen demir yolu kısmen nehir yolu
ile bağlama projesi gelir.
Demiryollarının Osmanlı ülkesinde inşaası fikri, Osmanlı ve batı ülkeleri
açısından farklı kaygılar üzerine bina ediliyordu. Demiryolları Osmanlı
açısından, devletin nüfuzunun ülkenin en ücra köşesine ulaştırılması,
ülke güvenliğinin sağlanmasında önemli rol üstlenmesi, ülke kalkınmasına
katkıda bulunması, yeni toprakların üretime açılması ve ürün çeşidinin
artması, ülkede pazar bütünleşmesini ve daha etkin vergi tahsilini mümkün
kılması noktasında önem arzediyordu. Batı ülkeleri içerisinde özellikle
İngiltere açısından bakıldığında, sanayi inkılabını önde gerçekleştiren
İngiltere’nin ürünlerine kıta Avrupası ülkelerinin giriş yasağı koyması
üzerine, İngiltere başka pazarlara yönelme durumunda kalmış, demiryolu
sayesinde İngiltere hem kendi ürünlerine yeni pazarlar bulmuş olacak,
hem de buraların hammadde kaynaklarından azami ölçüde faydalanması mümkün
olacaktı. Diğer batı ülkeleri açısından da benzer kaygılar taşınıyordu.
HİCAZ DEMİRYOLU FİKRİNİN OLUŞUMU
Hicaz bölgesine demir yolu yapımına ilişkin yerli ve yabancılara ait
olmak üzere pek çok teklif bulunuyordu. 1864’de Alman asıllı Amerikalı
mühendis Dr. Charles F. Zimpel’in, Kızıldeniz ile Şam’ı birleştirecek
demiryolu projesi, iki temel gerekçe ileri sürülerek reddedildi; biri
hattın geçeceği güzergahtaki Arap kabilelerin tepkileri, diğeri demiryolunun
tahmini maliyetinin yüksekliği idi. 1872’de Alman mühendis Wilhelm von
Pressel’in Osmanlı Asyası’na yönelik demir yolu projesinde, özellikle
Hicaz’ın askeri kontrolü açısından önemli kolaylıklar sağlayacağı öne
sürülüyordu. Bu meyanda 1874 yılında Osmanlı ordusunda görevli binbaşı
Ahmed Reşid’in, 1878 yılında Elphinstone Dalrmple adlı bir İngiliz’in
teklifleri bulunuyordu.
Hicaz bölgesine demir yolu inşaasına yönelik mufassal bir layiha 1880’de
Nafia nazırı Hasan Fehmi Paşa tarafından tanzim edildi. Hasan Fehmi Paşa’nın
layihası ülke kalkınmasına yönelik genel bir projeydi. Bu konuda diğer
bir isim Hicaz Vali ve Kumandanı Osman Nuri Paşa idi. Osman Nuri Paşa
1884’de bir ıslahat layihası kaleme almıştı. 1892’de tekrar bir layiha
daha sunmuştu. 1890’da yapılan diğer bir teklif ise Dr. Kaymakam Şâkire
ait idi.
Hicaz bölgesine demir yolu yapımıyla ilgili sunulan en mufassal teklif
ise, Ahmet İzzet Efendi’nin idi. Ahmet İzzet Efendi Cidde Evkaf Müdürü
iken 1892 Şubatı’nda Bahriye Nezareti aracılığıyla takdim ettiği layihada
Hicaz’a yapılacak demiryolunun önemi üzerinde duruyordu. Ahmet İzzet
Efendi Hicaz bölgesinin geri kalmışlığı üzerinde tahlillerde bulunuyor,
bölgenin güvenliğine değiniyordu. Ahmet İzzet Efendi Hicaz bölgesi başta
olmak üzere Arap yarımadası için yeni bir tehlikenin baş gösterdiğine
ve sömürgeci emeller taşıyan ülkelerin faaliyetlerine dikkat çekiyordu.
Özellikle Süveyş kanalının açılmasıyla Arap yarımadası Avrupalıların
ilgi ve müdahale alanına girmiş, dış tehdit ve saldırılara açık hale
gelmişti.
Ahmet İzzet Efendi layihasında, kutsal topraklara denizden yapılacak
bir müdahale karşısında ancak karadan bir savunmanın mümkün olduğunu,
bunun için de Şam veya başka bir münasip yerden Hicaz’a bir şimendifer
hattının yapılması gerektiğini söylüyordu. Layihada özellikle Müslümanların
kıblesi ve Peygamberimizin kabrinin bulunduğu kutsal toprakların her
türlü tasalluttan korunmasının bu hattın yapılması ile mümkün olacağı
belirtiliyordu. Diğer taraftan hac yolunun güvenliğinin sağlanması ile
daha fazla hacı ve ziyaretçinin geleceği ve bölge ekonomisine katkıda
bulunacağı da vurgulanıyordu. Ahmet İzzet Efendi’ye göre, demiryolu hattının
sağlayacağı askeri üstünlük ve kolaylıklar sayesinde Hicaz bölgesi kontrol
altına alınacak ve Osmanlı Devleti’nin Arabistan’da ki siyasi konumu
güçlenecekti. İnşa edilecek demir yolu ile nakliyat ve ulaşım imkanları
artacağından bölgenin kalkınmasında olumlu katkıları olacaktı.
Ahmet İzzet Efendi’nin layihası 19 Şubat 1892’de II. Abdulhamid’e sunuldu.
Padişah layihayı tedkik etmek ve görüşlerini almak üzere Erkân-ı Harbiye
Feriki Mehmed Şâkir Paşa’ya gönderdi. Mehmed Şâkir Paşa, konunun teknik
detayları ile birlikte demiryolunun iktisadi ehemmiyeti ve Osmanlı’nın
bölgede siyasi hakimiyetinin pekişeceği üzerinde duruyordu.
Mısır Fevkalâde Komiseri Ahmet Muhtar Paşa 1897 tarihinde II. Abdulhamide
sunduğu arizada, İngilizlerin faaliyetlerine dikkat çekiyor, Hicaz ve
Yemen sahillerinin karşısında yer alan Afrika kıyıları ile iç kısımlardaki
bazı noktaların gelecekte işgal tehlikesine maruz kalacağını belirtiyordu.
Yine Sevakin limanının İngilizlerin eline geçmesi, kutsal toprakların
bir dış gücün tehdid ve etki alanına girmesi demekti. Paşa’ya göre İngilizler
nezdinde diplomatik girişimlerin yapılması ve Konya’dan Şam’a, Şam’dan
Süveyş kanalına uzanan bir demir yolu hattının döşenmesi gerekmektedir.
Demir yolu hattı ile Osmanlı Devleti’nin hilafeti koruma gücünün artacağına
ve pek çok faydanın daha temin edileceğine değinmektedir.
1897 yılında Hindistanlı Müslüman gazeteci Muhammed İnşaallah’ın, yapımını
Osmanlı devleti’nin gerçekleştireceği ve finansmanının tüm dünya Müslümanlarınca
karşılanacağı bir Şam-Medine-Mekke demir yolu fikri vardı. Bu demir yolu
Yemen’e kadar uzanacaktı. Muhammed İnşaallah bu projenin gerçekleşmesi
için İslami gazeteler vasıtasıyla yoğun bir propagandaya girişmişti.
Muhtemelen bu propagandanın da etkisiyle Hicaz Demiryolu meselesi Osmanlı
vükela meclisinde müzakere edilmişti.
SULTAN ABDÜLHAMİT NE DÜŞÜNÜYORDU?
Sultan Abdulhamid, Osmanlı topraklarında demir yolu yapımını askeri ve
stratejik açıdan zaruri görüyor, savaş veya her hangi iç karışıklık esnasında
kolay bir seferberlik imkanı elde edileceğini düşünüyordu. 93 harbinde
İstanbul-Filibe demiryolunun asker sevkinde ne derece önem arzettiği
görülmüştü. Sırb ve Karadağ savaşlarında demiryolu hatlarının bulunmaması
yüzünden karşılaşılan sıkıntılar üzerine yapımını emrettiği Selanik-İstanbul,
Manastır-Selanik hatlarının 1897 Osmanlı-Yunan harbinde sağladığı kolaylıklar
demir yolu inşaası fikrini güçlendiriyordu. Ayrıca Sultan, demiryolunun
iktisadi ve politik faydalarını da göz ardı etmiyordu.
Sultan Abdulhamid’in nazarında Arabistan yarımadasının ayrı bir yeri
vardı. Dünya müslümanlarının kutsal şehirleri olan Mekke ve Medine’nin
burada bulunması ve Abdulhamid’in aynı zamanda İslam halifesi olması
bölgeye ilgiyi artırıyordu. Padişahın ve Osmanlı Devleti’nin İslam alemindeki
nüfuz ve liderlik vasfının sürebilmesi, bu ilginin sadece teorik planda
kalmayıp, pratikde de görülmesiyle mümkündü. Ayrıca Arabistan, 19. yüzyılda
iyice güçlenen Avrupa emperyalizminin yeni bir hedefi ve ilgi alanı olmuştu.
Yine kendi başlarına buyruk bedevi liderleri de hesaba katmak gerekiyordu.
Bu şartlar karşısında yapılması gereken tek şey, müslümanların kıblesinin
bulunduğu bu geniş toprakları her ne pahasına olursa olsun iç ve dış
tehlikelere karşı muhafaza etmekti. Bu sebeble II. Abdulhamid, Arabistan’ın
siyasi geleceği açısından taşıdığı önemi bildiğinden kendisine sunulan
demir yolu projelerini titizlikle değerlendiriyordu. İhtisas sahiplerinin
ve devlet erkanının çoğunun mevcud mali ve teknik imkanlarla böyle büyük
bir yatırımın başarılamayacağına dair olumsuz kanaatlarına rağmen, “Cenab-ı
Hakkın avn u inayeti ve Resul-i Ekrem SAV Efendimiz Hazretleri’nin imdad-ı
ruhaniyetine müsteniden hatt-ı mezkûrun inşaası içün” emir verecektir.
Hicaz demiryollarının inşaa sebebleri net bir şekilde şöyle sırlanabilir;
1- Dini sebebler; Osmanlı tarihi İslam tarihinin önemli bir devresini
teşkil eder. Osmanlı devleti de, tarihi İslam devletler topluluğunun
önemli bir üyesidir. Dolayısıyla Osmanlı’da dinin özel bir yeri vardır.
Güçlü bir devlete ve güçlü bir sultanın varlığı da bunun için önem
arzeder. Tebanın can ve mal güvenliğinin yanı sıra din güvenliğinin
de sağlanması gereklidir.
Dinin koruyuculuğu misyonu Osmanlı’da oldukça ön planda görülüyordu.
Seferlere çıkılırken teorik gerekçe dinin muhafazası ve din gayreti üzerine
tesis ediliyordu. Portekizliler Hindistanı işgal ettikleri zaman buranın
küffar elinden istihlası için Osmanlı donanmasının Süveyş’e açılabilmesini
mümkün kılacak Süveyş kanalı projesinin ön gerekçesinde Hindistan’dan
Haremeyn-i Şerifeyn’i ziyarete gelecek Müslümanların yollarının kesilmesi
ve dahası müslümanların kafirlerin taht-ı hükümetinde olmalarının reva
görülemeyeceği idi.
Hicaz demir yollarına atfedilen önem de buradan kaynaklanıyordu. Dinin
önemli beldelerinin muhafazası, burada yaşayan halkın emnu eman içinde
yaşaması, refah seviyelerinin yükselmesi, hac yolunun güvenliği ve hac
yolculuğunun kolaylaştırılması, devletin gücünün buralara daha etkin
bir şekilde ulaşması gibi sebebler Hicaz demir yollarını önemli kılıyordu.
Hicaz Demiryolu’nun inşaa amacı, kamu oyuna haccın kolaylaştırılması
olarak açıklanmıştı. Aylar süren hac yolculuğu dikkate alındığında Hicaz
Demiryolu’nun müslümanlar için taşıdığı önem daha iyi anlaşılır. Mesela
Şam’dan Hac için yola çıkan bir kişi yaklaşık 40 günde Medine’ye, 50
günde Mekke’ye ulaşıyordu. Bu uzun yolculuk esnasında karşılaşılan bulaşıcı
hastalıklar, su sıkıntısı, zaman zaman bedevi saldırıları ile seyahat
masrafları hac yolculuğunun zorluklarını bir kat daha artırıyordu. Hicaz
Demiryolu bu uzun ve meşakkatli hac yolculuğunu gidiş-dönüş 8 güne indirecekti.
Buna 10 günlük ibadet süresi de ilave edildiğinde hac farizası 18 gün
içinde yapılmış olacaktı. Ayrıca hac yolculuğuna ayrılan masraflar azalarak
daha fazla müslümanın hac farizasını yerine getirmesi mümkün olacaktı.
Yine Hicaz Demiryolu bir şube hattı ile Cidde’ye bağlanarak deniz yolu
ile dünyanın değişik ülkelerinden kutsal topraklara gelen diğer hacıların
Mekke ve Medine’ye taşınmaları sağlanacaktı.
Hicaz Demiryolu’nun hac yolculuğunu
kolaylaştırarak, hacca geliş sayısını artıracak olması II. Abdulhamid’in
İslam dünyasındaki prestijini kuvvetlendirecek, tüm müslümanların II.
Abdülhamid’in şahsında Osmanlı hilafetine bağlılığı artacak, müslümanların
kardeşlik bağları kuvvetlenecek idi.
2- Askeri ve siyasi sebebler; Hicaz Demiryolu inşaasının diğer önemli
bir sebebi askeri ve siyasi idi. Osmanlı Devleti bölgede güçlü olmak
zorunda idi. Zira kutsal topraklarda devletin etkinliğinin azalması ile
devletin müslümanlar nezdinde itibar ve güveni derinden sarsılacaktı.
Sultan II.Abdulhamid’e sunulan rapor ve layihalarda bu husus açıkça belirtiliyordu.
Arabistan, 19. yüzyılda Avrupalı devletlerin bilhassa İngiltere’nin
ilgi odağı haline gelmiş idi. İngilizler bölgeye nüfuz edebilmek için
türlü yollara başvuruyor, nüfuzlu mahalli liderler ve eşraf ile, Mekke
şerifleri ve bedevi aşiretleri ile temas kuruyordu. Bu temaslar İngiltere’nin
bölge ile ilgili uzun vadeli bir planının eseriydi. İngilizler bir taraftan
Yemen ve Hicaz sahillerinde urbana silah satıyor, diğer taraftan Hicaz
bölgesine doktor, öğretmen veya mühendis kisvesi ile gönderdikleri misyonerlerle
Hristiyanlık propagandası yapıyorlar, Osmanlı hilafetinin meşru olmadığına
dair broşürler dağıtıyorlardı. Osmanlı halifelerinin aleyhinde yazılar
neşredip, Mekke şeriflerinin hilafet makamının gerçek sahipleri oldukları
şeklinde yayın yapan gazete ve dergiler İngilizlerden destek görüyordu.
İngilizler’in Süveyş kanalının kontrolünü ele geçirdiken sonra Kızıldeniz
ve Aden körfezinde başka bir devletin üstünlük kurmasına müsaade etmeyeceklerini
belli etmeleri, Kıbrıs’a yerleşmeleri, ardından Mısır, Somali, Sudan
ve Uganda’yı işgal etmeleri, daha önce 1839 başlarında Aden’i ele geçirerek
Yemen’e ayak basmaları, başta Yemen ve Hicaz olmak üzere Arabistan yarımadasının
geleceği açısından birer tehlike oluşturuyordu.
İngilizler, Yemenlileri Osmanlılar aleyhine çevirebilmek için bölgeye
ajanlar gönderiyor, Yemenlileri silah ve para ile destekliyor idi. Her
yolu deneyerek Yemen’de kendi nüfuzları altında bir “hükümet-i mümtâze”
teşkilini, daha sonra da planlarını Hicaz kıtasında gerçekleştirmeyi
amaçlıyorlardı.
Aynı yayılmacı faaliyetler Basra ve civarında da yürütülüyordu. Orta
Arabistan’da hakimiyet mücadelesi veren İbn Suud hanedanı başta olmak
üzere bir çok kabile şeyhi İngilizlerden destek görüyordu. İngiltere
Necd bölgesinde kuvvetli bir Osmanlı hakimiyeti yerine bir Vehhâbi iktidarının
kurulmasını tercih ediyordu.
Sultan II. Abdulhamid, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin
Osmanlı topraklarındaki yayılmacı girişimlerine karşı İslam Birliği siyaseti
ile direnmeye çalışıyordu. Bu maksatla müslüman nüfusun yaşadığı çeşitli
yerlere din alimleri ve özel temsilciler gönderiyordu. Çin, Japonya,
Malezya, Hindistan, Mısır, Fas, Tunus, Buhara ve Kafkaslarda faaliyet
gösteren temsilciler var idi. İslam Birliği siyaseti içerisinde tarikatların
ayrı bir yeri vardı. Seyyid, şeyh ve derviş gibi tarikat mensuplarına
önemli görevler veriliyordu. Mesela; Buharalı Şeyh Süleyman’a Rusya müslümanları
ile halife arasında bir köprü vazifesi gördürülmüş idi. Aynı şekilde
Asya içlerine seyyidler, dervişler de İslam siyasetinin birer propagandacısı
olarak çalışıyorlar idi.
II. Abdulhamid aynı siyaseti Arap yarımadası’nda da uygulayacak idi.
Zira kutsal mekanların bulunduğu bu bölge, padişahın gözünde her hangi
bir eyaletten daha önemliydi. Saltanatı süresince müslümanlığa eski gücünü
ve ihtişamını kazandırmayı hedef edinen bir sultan ve İslam aleminin
halifesi için bölgenin değeri tartışılamazdı. Arabistan’a hakim olamayan
bir halifenin nüfuzu da ortadan kalkacak idi. Bunun farkında olan Sultan
II. Abdulhamid, Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde yaşayan mahalli
liderler ve kişilerle samimi dostluklar kurmaya yönelmiş ve bu konuda
bazı başarılar da elde etmiştir.
Ancak, Avrupalı devletler karşısında daha müşahhas tedbirler alınması
gerekiyordu. Zira, Hicaz bölgesi ve Kızıldeniz sahillerinin kesinlikle
kaybedilmemesi için etkili savunma önlemlerinin alınması lazımdı. Hicaz
ve çevresini elde tutma, Süveyş kanalını İngilizler’in kontrol altına
almasından sonra bir kere daha önem arzediyordu. Bu kanal İngilizler’e
bölgeyi denetleme imkanı sunuyordu. Öyle ki Osmanlı’nın Hicaz ve Yemen’e
asker sevki bile Süveyş kanalı ile gerçekleşiyordu. Her hangi bir durumda
Süveyş kanalının kapatılması halinde Osmanlı’nın Hicaz ve Yemen ile olan
irtibatı kesiliyordu. Hicaz hattı tamamlandığında Süveyş kanalına bu
anlamda ihtiyaç da ortadan kalkacak, İstanbul, Mekke ve Medine’ye raylarla
bağlanmış olacaktı.
Hattın inşası dışardan gelecek saldırılara karşı önemli bir fonksiyona
sahip olduğu gibi, bölgede iç isyan ve karışıklıkların kısa zamanda önlenmesinde
de önemli askeri bir görevi yerine getirecek, Hicaz’ın bütünüyle kontrol
altına alınmasına yardım edecekti.
Konsolos raporlarına bakılırsa 20. yüzyılın başlarında Hicaz ve Yemen’deki
büyük merkezler dışında Osmanlı hakimiyeti oldukça zayıflamıştı. Hicaz
hattı asker ve malzeme sevkini kolaylaştıracağından bölgede Osmanlı aleyhine
bozulan kuvvet dengelerini değiştirip, mahalli güçlerin etkisini kıracak,
siyasi ve askeri otoriteyi güçlendirecekti. Böylece merkezin, uzak vilayetleri
etkili bir şekilde denetleme imkanı artacaktı. Osmanlı hakimiyeti bu
hat sayesinde Orta Arabistan’a kadar götürülebilecekti.
Diğer taraftan İngiltere’nin hac yolunun emniyetsiz olduğu şeklindeki
menfi propagandası da önlenmiş olacaktı. Hicaz hattı Osmanlılar’a ve
Müslümanlara bir moral kaynağı olacak idi.
3- İktisadi sebebler; Hicaz hattının bölgenin iktisadî kalkınmasında
önemli bir işlevi olacaktı. Hattın geçtiği yerlerin tabi kaynaklarının
ekonomiye kazandırılması mümkün hale gelecek idi. Süveyş kanalından yapılan
askeri sevkiyatın Hicaz hattına kaydırılması durumunda önemli ölçüde
tasarruf sağlanacağı hesap ediliyordu. Ayrıca hattın inşası halinde uzun
vadede Suriye bölgesi ile Hicaz’ın iktisadi kalkınmasına, ticari sirkülasyonun
artmasına sebeb olacağı tahminleri yapılıyordu. Hattın devreye girmesi
ile büyük oranda artması beklenen hacı ve ziyaretçi sayısı, Mekke ve
Medine’nin ticaret hacmini genişletecek idi. Hacıların bıraktığı paralar
demir yolu işletmesi kadar Hicaz ahalisi için de önem arzediyordu.
Hattın inşası halinde zahire ve eşya naklinden önemli gelir sağlanacak
idi. Hattın güzergahında bulunan yerlerde yaşayan halk için istihdam
ve ticari imkanlar elde edilecek idi. Ayrıca Mekke-Medine arasındaki
geniş topraklarda zirai üretim teşvik edilecek idi. Nakil vasıtalarının
yetersizliği ve pahalılığı sebebiyle uzak pazarlara ulaştırılamayan ürünlerin
demiryolunun getireceği ucuz ve hızlı nakil kolaylığı ile uzak pazarlara
taşınması mümkün hale gelecek idi. Hat ileride bir şube hattıyla Kızıldeniz’e
bağlandığında ticari ve ekonomik fonksiyonu daha da artacak idi. Bu tasarının
gerçekleşmesi, Arabistan, Anadolu ve Hind ticaretinin Süveyş yolundan
Hicaz Demiryolu’na çevrilmesi demekti.
Ayrıca Hicaz Demiryolu’nun Arabistan’da maden araştırmalarını kolaylaştıracağı,
küçük ölçekli sanayi tesislerinin kurulmasına yol açacağı, hayvancılığı
olumlu yönde etkileyeceği, yerleşimi özendireceği ve nüfusu artıracağı
ileri sürülüyordu. Yine bedevilerin modern dünya ile ilişkilerinin artacağı
düşünülüyordu.
HİCAZ DEMİRYOLUNUN KAMUOYUNDAKİ AKİSLERİ
İslam aleminde: Hicaz Demiryolu projesi kamuoyunda büyük yankılar uyandırmıştır,
gerek Osmanlı gerekse bütün İslam aleminde büyük bir memnuniyet ve coşku
ile karşılanmış, asrın en hayırlı bir yatırımı olarak telakki edilmiştir.
Dönemin gazeteleri hemen hemen her gün proje ile ilgili haber yayınlıyor,
kamuoyunun dikkatlerini çekiyordu. Hicaz Demiryolu’nun önemi ve sağlayacağı
maddi ve manevi faydalar anlatılıyordu. İkdam Gazetesi, 3 Mayıs 1900
tarihli nüshasında Hicaz Demiryolu’nu Peygamberimizin ruhunu memnun edecek
bir eser olarak takdim ediyordu. Sabah gazetesi ise Hicaz Demiryolu’nun
hac farizasını kolaylaştıracağını yazıyordu. Hicaz Demiryolu sayesinde
hacı sayısı beş yüz binlere ulaşacaktı. Bu hat Müslümanlara şükür secdesi
yaptıracak kadar değerli ve kutsal bir yatırımdı. Böylesine hayırlı bir
proje bütün Müslümanlarca desteklenmeliydi. Sultan II. Abdulhamid bu
kararından dolayı “Yaşa ey Padişah-ı âlîşân , şevket ve şânın olsun efzunter”
şeklinde övgülere mazhardı.
Hicaz Demiryolu projesi bütün İslam dünyasında genel bir kabul görmüştür.
Hint Müslümanları, Fas, Mısır, Rusya, Endonezya ve diğer pek çok yerde
yaşayan Müslümanlar Hicaz Demiryolu’nun yapımına duydukları hoşnutluğu
yapacakları yardımlarla göstereceklerdi. Mısır’da çıkan El-Raid el-Mısrî
gazetesi, Hicaz Demiryolunun Müslüman dünyasının Süveyş Kanalı olduğunu
yazıyordu.
Batı ülkelerinde: Hicaz Demiryolu projesi İslam dünyasında büyük etkiler
yaparken, ilk başlarda Avrupa’da ciddiye alınmıyordu. Batılılara göre
Osmanlılar’ın böylesine büyük bir projeyi gerçekleştirmeleri mümkün değildi.
Onlara göre Osmanlıların bu proje için ne mali güçleri ne de teknik imkanları
vardı. İngilizler, Osmanlıları hattı inşaa edecek kabiliyette görmüyorlardı.
Onlara göre Osmanlıların gayesi bağış toplamaktı. Fransızlar da aynı
düşüncede idiler; Hicaz Demiryolu’ndan gerçekleştirilemeyecek bir panislamik
ütopya olarak söz ediliyordu.
HİCAZ DEMİRYOLUNUN FİNANSMANI MESELESİ
Hicaz Demiryolu’nun toplam maliyeti ilk aşamada 4 milyon lira olarak
tahmin ediliyordu. Bu meblağ, 1901 senesi Osmanlı devlet bütçesindeki
toplam harcamaların %18’ini geçiyordu. Bütçeden ek bir ödenek ayırmak
imkansızdı. Bu yıllarda dış borçların tediyesi sürüyor, ordu giderleri
artıyor, 93 harbi dolayısıyla Rusya’ya savaş tazminatı ödeniyordu. Mali
istikrarsızlık sebebiyle bütçe açık veriyor, kaynak sıkıntısı yüzünden
memur maaşları düzenli olarak ödenemiyordu. Üstelik bu dev projeyi gerçekleştirecek
bir sermaye birikimi de yoktu.
Bu durumda Hicaz Demiryolu projesini gerçekleştirmek için bütçenin dışında
yeni finansman kaynakları bulmak gerekiyordu. Hicaz Demiryolu sadece
Osmanlıların değil bütün Müslümanların müşterek eser ve gururu olacağından
inşaatın giderleri öncelikle Müslümanlardan toplanacak bağışlarla karşılanmasına
karar verildi. Hicaz Demiryolu inşaatının acil olarak sağlanması gereken
ihtiyaçları için Ziraat Bankası’ndan kredi alınacaktı. Ancak inşaatın
başlamasından sonra ortaya çıkacak yeni ihtiyaçlar ve nakit para sıkıntısı
karşısında bu büyük yatırımın sadece sınırlı banka kredisi ve bağışlarla
yapılamayacağı anlaşılarak yeni kaynaklar devreye sokulacaktır. Memur
maaşlarından kesintiler yapıldı; resmi kağıt ve evraklar demiryolu yararına
satılmaya başlandı; pullar ve kartpostallar çıkartıldı; kurban derilerinden
satışından elde edilen paralar demiryolu fonuna aktarıldı; riyal mübadelesinden
elde edilen gelirler tahsis edildi. Hicaz Demiryolu komisyonuna gelir
sağlamak amacıyla bir çok kömür ve demir madenlerinin işletme veya işlettirme
imtiyazları da verildi. Daha sonra Hicaz Demiryolu Şam’a 460 km uzaklıkta
Maan’a ulaşınca hat yolcu eşya nakline açıldığında Şam-Maan-Hayfa arasında
başlatılan nakliyatın işletme gelirleri de hattın tamamlanmayan kısmına
ayrılmış idi.
Hicaz Demiryolu için tüm İslam dünyasından bağışlar yapılıyordu. Başta
Padişah olmak üzere bütün rical-ı devletten ve toplumun bütün kesimlerinden
bağış yapılıyordu. Padişah ve çevresi ile Osmanlı devlet adamlarından,
bürokratlardan, vilayetler, nezaretler ve diğer resmi kurumlardan, ordu
ve emniyet mensuplarından, ilmiye sınıfından, adalet, eğitim ve sağlık
personelinden yapılan bağışların yanısıra halk tarafından hemen hemen
her yaşta erkek ve kadın, küçük ve büyük kimselerden bağışlar yapılıyordu.
Tarikat şeyhleri, manevi önderler bağışta yer alıyordu. Bağış propagandası
sayesinde ülkenin bütün köşesinden yardımlar geliyordu. Gazeteler her
gün projenin önemini anlatıyor ve bazıları bağış topluyordu.
Osmanlı sınırları dışında müslümanların yaşadığı ülkeler ve bölgeler,
şehbenderler vasıtasıyla bağışa teşvik ediliyordu. Hindistan’dan, Mısır’dan,
Rusya’dan Fas’dan önemli yardımlar geliyordu. Ayrıca Tunus, Cezayir,
Ümid Burnu, Güney Afrika, İran, Singapur, Cava, Çin, Sudan, Amerika,
Kıbrıs, Balkanlar, İngiltere, Viyana, Fransa ve Almanya’dan bağışlar
yapılıyordu. Hicaz Demiryolu’na katkıda bulunanlar çeşitli madalyalarla
taltif ediliyordu.
Hicaz Demiryolu projesinde Hintli müslümanların katkıları gerçekten takdire
şayandır. Bu katkıların temelinde II. Abdulhamid döneminde Hindistan
Müslümanlarına yönelik çalışmaların ve bu çalışmaların sonucu Osmanlı
hilafetine yönelik müsbet havanın önemli rolü bulunuyordu. Hindistanlı
müslümanların Hicaz Demiryolu’na olan destekleri 1900 senesinde başlayıp,
hattın Medine’ye ulaştığı 1908 yılına kadar muntazam devam etmiş, 1909
yılında II. Abdulhamid’in tahttan indirilmesi ile bıçak gibi kesilmiştir.
Hicaz Demiryolu projesinin Hindistan’da büyük destekçisi Muhammed İnşaallah
1909 Ağustos’unda Bâbıâliye ulaşan bir mektubunda, eğer Jöntürkler ile
İttihad ve Terakki Cemiyeti Abdulhamid’e karşı yaptıkları mumamelenin
hakiki sebeplerini açıklamazlarsa Osmanlı toprakları dışında yaşayan
Müslümanların hürmet ve muhabbetlerini sonsuza değin kaybedeceklerini
yazmaktaydı.
Sultan II. Abdulhamid’in, Müslümanlar dışında bazı gayrımüslim Osmanlı
vatandaşları ve Avrupalıların yaptıkları bağışların kabulünde tereddüt
göstermezken, yurt dışındaki Siyonist cemiyetlerden gelen yardım çeklerini
tahsil ettirmemesi, siyonizm konusundaki duyarlılığını göstermesi açısından
ilginçtir.
Gelir kaynaklarını değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır.
1900-1908 arasında elde edilen gelirler toplamı 3.919.696 lira idi. Bu
yekun içerisinde bağışların oranı yaklaşık % 29 idi. Kurban derilerinden
sağlanan paralar bağışlara eklendiğinde bu oran % 34’e çıkmaktadır. 1902
yılı toplam gelirin % 82”si bağışlardan oluşuyordu. Bağışları % 22’lik
oranla resmi kağıt ve evrak ile beraber ilmühaber oluşturuyor, % 12’lik
oran ile Ziraat Bankası kredisi, % 10’luk pay ile riyal mübadelesinden
hazinenin elde ettiği gelir ile sıralamayı, memur maaşlarından yapılan
kesintiler, vergi ve harçlar, işletme gelirleri, kurban derilerinden
elde edilen hasılat takib ediyordu. Başarılı bir mali idare sayesinde
1900-1909 arasında her sene gelirler giderlerden daha fazla gerçekleşmiştir.
İNŞAAT
İnşaat işleri komisyonlar tarafından yürütülüyordu. 2 Mayıs 1900 tarihinde
kurulan Komisyon-ı Ali padişahın riyaseti altında çalışan üyelerden oluşuyordu.
Komisyon bütün işlerin merkez ve mercii durumunda idi. Ayrıca bu komisyona
ilave olarak Şam komisyonu, Beyrut ve Hayfa komisyonları da kurulmuş
idi.
Hicaz Demiryolu inşaatında çalışan personelin ekseriyeti yerli idi. Pek
az yabancı personel çalıştırılmıştı. Ayrıca Hicaz Demiryolu’nda istihdam
edilmek üzere mühendis, teknisyen ve işletme memuru yetiştirilmesi yönünde
tedbirler alındı. İnşaatda askerlerden azami ölçüde istifade edildi.
Binlerce asker işçi Hicaz Demiryolu inşaatında çalıştırıldı. Hicaz Demiryolu
için teknik malzeme Avrupa ve Amerika’dan ithal edildi.
2 Mayıs 1900 tarihli padişah iradesinden sonra Hicaz Demiryolu için hazırlıklar
başlamış, demiryolu güzergahının tayini konusunda muhtelif görüşler bulunmasına
rağmen padişahın da isteği üzerine Hicaz hattı tarihi hac yolu boyunca
yapılmasına karar verilmiştir. Hat Şam’dan Meke’ye kadar uzatılacak idi.
Daha sonra Mekke’den Cidde’ye, yan bir hatla Akabe körfezine indirilmesine,
ileride Mekke’den Yemen’e, Medine’den Necd istikametinde Bağdat’a doğru
uzatılması düşünülüyordu. Ayrıca Cebel-i Düruz, Aclun ve Kudüs’e şubeler
inşaa edilmesi tasavvur ediliyordu.
Plana göre inşaata Şam-Maan arasında karşılıklı başlanacak, bu bölüm
bittikten sonra Maan-Medine hattı yapılacak idi. Bu arada Hicaz Demiryolu
ve çevresinde gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarıyla ecnebi kolonizasyonunu
önlemek düşüncesiyle, Müslümanlardan başkasına bölgede yerleşim ve maden
arama izni verilmeyecek, daha önce verilmiş olan maden çıkarma ruhsatları
da iptal edilecek idi.
Hicaz Demiryolu’na 1 Eylül 1900 tarihinde Şam’da yapılan resmi bir törenle
fiilen başlandı. 1 Eylül 1904’de hat 460. kilometrede bulunan Maan’a
ulaştı. Hicaz Demiryolu’nun Akdeniz’e bağlantısını sağlayacak Hayfa hattı
ise Eylül 1905’de bitti.
Bu arada Hicaz Demiryolunı Maan-Akabe arasında bir şube hattıyla Akabe
körfezine bağlama düşüncesi vardı. Bu hat ile Süveyş kanalı şirketine
sevkiyat için ödenen paranın hazinede kalması sağlanacak, ileride askeri
ve sivil bütün nakliyat Hicaz Demiryolu ile yapılacak idi. Silah ve asker
sevkinde sağlanacak kolaylık sayesinde Hicaz, Kızıldeniz ve Yemen’de
Osmanlı Devleti’nin etkinliği artacak idi.
Hicaz Demiryolunu bir şube hattıyla Akabe körfezine bağlama düşüncesine
İngilizler şiddetli tepki gösterdi. Bu hat için hazırlıkların tamamlandığı
bir sırada İngilizler’in Akabe’nin Sina Yarımadasına dahil olduğunu ileri
sürerek burada karakollar kurmaları için Mısırlıları harakete geçirdi.
Osmanlılar ise Akabe’nin Hicaz’ın bir parçası olduğunu ileri sürüyorlardı.
İngilizlerin yoğun baskıları sonucu Akabe demiryolu projesinden vazgeçildi.
İngilizlerin niyeti Osmanlıları Kızıldeniz ve Süveyş’den uzak tutmak
idi.
Hicaz hattı 1906 yılına gelindiğinde 750 kilometreyi bulmuştu. 1 Eylül
1906’da 233 km.lik Maan-Tebük, bir sene sonra 288 km.lik Tebük-el-Ulâ
bölümleri tamamlandı. El-Ulâ aynı zamanda gayrimüslimlerin ayak basmaları
dinen yasak olan kutsal toprakların başlangıç noktasını teşkil ediyordu.
Bu sebeble buradan itibaren 323 km.lik El-Ula-Medine hattı tamamen Müslüman
mühendis, müteahhid, teknisyen ve askerlerce inşaa edildi. Hattın Medine’ye
yaklaştığı sıralarda bölgede yaşayan kabilelerin şiddetli muhalefet ve
saldırıları baş gösterdi. Nihayet bu bölüm 31 Temmuz 1908 tarihinde tamamlanmış,
1 Eylül 1908 tarihinde yapılan resmi bir törenle Hicaz Demiryolu bütünüyle
işletmeye açılmış idi.
Demiryolu inşaatı sırasında çok sayıda köprü, tünel, istasyon, gölet,
fabrika ve çeşitli binalar yapılmıştır. Mesela küçük büyük 2666 adet
kargir köprü ve menfez, 7 gölet, 7 demir köprü, 9 tünel, Hayfa, Der’a
ve Maan’da 3 fabrika, lokomotif ve vagonların tamir edildiği büyük bir
imalathane inşaa edildi. Ayrıca Medine istasyonunda bir tamirhane, Hayfa’da
bir iskele, büyük bir istasyon, anbarlar, dökümhane, işçilere mahsus
binalar, boruhane ve işletme binası, maan’da bir otel, Tebuk ve Maan’da
birer hastane, 37 su deposu inşaa edildi.
DEMİRYOLUNUN MALİYETİ
Hicaz Demiryolu’nun 161 km.lik Hayfa hattıyla birlikte 1464 kilometreye
ulaşan hattın toplam maliyeti 3.066.167 lirayı bulmuş idi. Bir başka
hesaplama ile 3.456.926 liraya ulaşmış idi. Hattın bu maliyeti Avrupalı
şirketlerce Osmanlı topraklarında yapılan demiryollarından daha ucuz
idi. Bu ucuzluk işçi üçretlerinden kaynaklanmakta idi.
Hicaz Demiryolu ile ilgili harcamaların yarıdan çoğu yurt dışından getirilen
malzemeye gitmişti. Giderlerin diğer önemli bir kısmı inşaat masrafları,
Suriye’deki mühendis ve teknik personelin maaşları ile Ameliyat (amele)
taburlarına verilen ücretler ve ikramiyelere ait idi.
DÜZENLENEN SEFERLER
Hicaz Demiryolu işletmeye açıldıktan sonra Hayfa ile Şam arasında her
gün, Şam ile Medine arasında haftada üç gün karşılıklı yolcu ve ticari
eşya katarları çalışıyordu. Hac mevsimi boyunca Zilhicce’nin onundan
Safer ayı sonuna kadar Şam-Medine arasında yine karşılıklı üç sefer yapılmaktaydı.
Yalnız hac dönemine mahsus olmak üzere gidiş geliş için tek bilet yeterliydi.
Daha önce Şam-Medine güzergahı develerle 40 günde kat edilirken Hicaz
Demiryolu ile aynı mesafe 72 saate (3 gün) inmişti. Üstelik haraket saatları
namaz vakitlerine uygun şekilde tanzim edilmiş olması, trenlerin istasyonlarda
yolcuların namazlarını kılacak kadar bekletilmiş olması büyük kolaylıklar
sağlıyordu. İsteyenler namazlarını camii vagonunda kılabiliyordu. 1909
yılında aynı vagonda günün beş vaktinde hacılara müezzinlik yapan bir
görevli bulunuyordu. 1911’den itibaren başlatılan bir uygulama ile dini
ve milli bayramlarda özel tren seferleri düzenlendi. Mesela Mevlid-i
Nebevi’ye tesadüf eden günlerde Medine’ye oldukça ucuz Mevlid trenleri
kalkıyordu. Ayrıca Müslüman ailelerin rahatlıkla seyahat edebileceği
şekilde vagonlarda düzenlemeler yapılmıştı.
II. MEŞRUTİYET SONRASI GELİŞMELER
II. Meşrutiyet sonrası siyasi gelişmelerden Hicaz Demiryolu da etkilenecektir.
Hat’da çalışan çok sayıda yüksek dereceli memur görevden uzaklaştırılmış,
demiryolu işlerinde tecrübe kazanmış subaylar 5. Ordu bünyesine alınmış
ve boşalan yerlere Yıldız’dan uzaklaştırılan alaylı zabitler getirilmişti.
Ayrıca senelerdir istihdam edilen Hayfa’daki bahriye erleri geri çekilmiş,
haraket memurlarının işlerine son verilmiş, bu arada çok sayıda memur
kendi istekleriyle istifa etmişti. Hicaz hattı için yeterli sayıda mühendis
ve işletme memuru bulunamadı. Gazete ilanlarıyla memurlar aranmaya başlandı.
Meşrutiyetin ilk yıllarında tecrübeli eleman eksikliği nedeniyle demiryolunun
çeşitli bölümlerinde Avrupalılara iş vermek zorunda kalındı.
II. Meşrutiyet sonrası Hicaz Demiryolu’nun ünvanıyla birlikte idari yapısında
da değişiklikler oldu. Hamidiye-Hicaz Demiryolu ismi yerine sadece Hicaz
Demiryolu denildi. Demiryolunun idaresinde zaman içerisinde bir çok değişikliğe
gidildi. Demiryolu idaresi önce komisyonlarca sonra Harbiye, Evkaf nezaretleri
ve direkt sadarete bağlandığı oldu. I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile
birlikte bütün demiryolları askeri nakliyata tahsis edildi.
II. Abdulhamid’in hal’inden sonra bazı şube hatları yapıldı. İlk olarak
1911’de hattın başlangıç noktası Şam merkezine getirildi. Kudüs şubesinin
tali hatları açıldı. I. Dünya Savaşı sırasında da demiryolu inşaası sürdü
ve askeri hatlar inşaa edildi. Bunlar, Hicaz Demiryolu’nun Mısır şubesinin
hatları idi.
Hicaz Demiryolu’na bağlı olarak Suriye Filistin topraklarında inşa edilen
bu hatlar, Fransızların muhalefetine rağmen gerçekleştirildi. Fransızlar
1913’de istikraz temini için Paris’e giden Cavid Bey’e demiryolu konusunda
duydukları rahatsızlıkları dile getirmişler; Osmanlı Devleti’ne verecekleri
borç karşılığında Suriye ve Filistin’de kesinlikle demiryolu yapılmamasını
ve yapılmakta olanların da hemen durdurulmasını şart koşmuşlardı. Fransızlar
ayrıca Hicaz Demiryolu’nun temdidi işi de dahil olmak üzere Osmanlı topraklarında
inşaası düşünülen şimendifer hatları imtiyazlarının kendilerine verilmesini
istemişlerdi.
Yapılan başka tali hatlarla birlikte 1918’de Hicaz Demiryolu’nun uzunluğu
1900 kilometreyi aşmış idi.
Hicaz Demiryolu’nun ilk başta Mekke’ye kadar uzatılması oradan da Ciddeye
bağlanması düşünülüyordu. Medine- Mekke- Cidde demiryolu hattı Osmanlı
Devleti açısından büyük önem taşıyordu. Hicaz Demiryolu’nun hedefe ulaşması
bu hattın inşaası ile mümkündü. Bu hattın inşaası Osmanlı Devleti'nin
İslam alemindeki nüfuz ve itibarını artıracak idi. Hicaz Demiryolu için
İslam ülkelerinden bağışta bulunan Müslümanların en büyük arzusu Cidde
ve Mekke hatlarının tamamlanması idi. İki kutsal şehir arasındaki develer
ile alınan 12 günlük yol tren ile 24 saata inecekti. Böylece bölgeye
gelen hacı sayısı artacaktı.
Medine-Mekke-Cidde hatları dini olduğu kadar siyasi ve askeri açıdan
da önem arzediyordu. Öncelikle devletin otoritesini buralara kadar etkin
bir şekilde ulaştırma imkanı doğuyordu. Ancak bu hat, Mekke Emiri Şerif
Ali Paşa’nın, Hicaz Valisi Ahmet Ratıp Paşa’nın ve bedevi kabilelerin
muhalefetiyle karşılacaktı. Paşaların bu muhalefeti II. Meşrutiyetle
birlikte ber taraf edildiyse de bedevilerin muhalefeti sürüyordu. Her
şeye rağmen başlanılmasına karar verilen hat Trablusgarb ve Balkan harbleri
yüzünden başlanılamamıştır. Proje tehir edilmiştir. Yine Hicaz Demiryolu’nı
Yemen, Süveyş, Necd ve Irak’a uzatma tasavvurları da sonuçsuz kalmıştır.
HİCAZ DEMİRYOLU’NDA SONUN BAŞLANGICI
I. Dünya Savaşı sırasında Hicaz Demiryolu’nda ciddi sıkıntılar yaşanmaya
başlar. Demiryolu savaş nedeniyle sivil ulaşıma kapatılır ve aynı gerekçelerle
hac seferlerinin yasaklanması Hicaz’da ekonomik sıkıntılara yol açar.
Ticari faaliyetler önemli ölçüde azalır. Savaş boyunca Hicaz Demiryolu
ile yapılan sevkiyatın artması malzeme teminini zorlaştırmıştır.
Daha da önemlisi Mekke Emiri olan Şerif Hüseyin’in isyanı Hicaz Demiryolu’nun
sonunu getirecektir. Şerif Hüseyin, kendisinin bölgede nüfuzunu azaltacak
projelere sıcak bakmıyor, Mekke-Cidde hattının yapımına gizliden gizliye
karşı çıkıyordu. Osmanlı Devleti'nin Balkan ve Trablusgarb savaşlarından
sonra içine düştüğü ağır ekonomik ve siyasi tabloyu gördükten sonra Şerif
Hüseyin sonuçta bağımsızlığa varacak daha büyük hedefler peşinde koşmaya
başladı. İlk defa oğlu Abdullah vasıtasıyla 1912’de İngilizler ile temasa
geçti. Şerif Hüseyin Arap imparatorluğu kurmak peşinde idi. Dışardan
güçlü bir desteğe ihtiyacı vardı. Şerif Hüseyin İngiltere ile anlaşmayı
ve bu devletin desteği ile hedefine ulaşmayı düşünüyordu. Hüseyin kuracağı
Arap imparatorluğunun sınırını kuzeyde Toroslara, doğuda Osmanlı- İran
sınırı ile Basra körfezine, batıda Akdeniz ve Kızıldeniz’e güneyde Aden
hariç Umman denizine kadar geniş bir alan yayıyordu.
Şerif Hüseyin İngilizler ile anlaştı. Anlaşmaya göre Şerif Hüseyin Osmanlı’ya
isyan ettiği takdirde kendisine para, silah, cephane ve erzak verilecek,
savaşın sonunda da bağımsız bir Arap devletinin kurulması desteklenecekti.
Osmanlı ise Şerif Hüseyin’in isyan edeceğini tahmin edemiyordu.
1916 Haziran’ına kadar Osmanlı’yı ustaca oyalayan Şerif Hüseyin, Haziran
1916’da isyan etti. Bu tarihde Cidde, Temmuz’da Mekke, Eylül’de Taif
asilerin eline geçti. Şerif’in isyanıyla Filistin ve Sina cephelerinin
aleyhine Hicaz’da bir cephe açılıyor ve Hicaz Demiryolu’nun güvenliğinin
sağlanması ön plana çıkıyordu.
Hicaz isyanında kullanılan araçlardan biri demiryolu hatlarını sabota
etmekti. Osmanlı Devleti hattın güvenliği için binlerce askerden oluşan
bir koruma ordusu kurduysa da başarılı olamadı. Bedevilerin sabotaj ve
saldırıları İngilizler tarafından organize ediliyordu. Lawrence Hicaz
Demiryolu’nda bulunan Osmanlı kuvvetlerini yok etmektense ray ve lokomotiflerin
tahrip edilmesini daha akılcı buluyordu.
Nitekim 26 Mart 1918’de kuzeyden gelen posta treninden sonra Medine’ye
başka bir tren gelemiyecek, Medine’den kuzeye sevk edilen en son tren
ise Tebükten yukarı geçemiyecek idi. Ekim 1918’e gelindiğinde Medine’nin
dışında bütün Arap toprakları düşman eline geçmişti. 30 Ekim 1918’de
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya savaşında mağlubiyetini tescilleyen Mondros
Mütarekesi’nin 16. maddesi ile Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’ta
bulunan bütün Osmanlı muhafız kıtaları en yakın İtilaf devletleri kumandanlıklarına
teslimi emrediliyordu. Böylece Osmanlı Devleti'nin Hicaz Demiryolu ile
birlikte Arabistan topraklarıyla da irtibatı kesiliyordu.
HİCAZ DEMİRYOLU’NUN SONUÇLARI AÇISINDAN TAHLİLİ
Askeri ve siyasi sonuçları; Hattın askeri faydaları 1904’de Şam-Maan
kısmının tamamlanmasından hemen sonra görülmeye başladı. Yemen’de İmam
Yahya’nın başlattığı isyan, Suriye’den ağır silahlar ile takviye edilen
bir yardım kuvvetinin Maan’a kadar demiryolu ile naklinde görüldü. Daha
önce 12 günde katedilen Şam-Maan arası 24 saatte demiryolu ile katedilmişti.
Hicaz Demiryolu bütünüyle işletmeye açılmasıyla birlikte daha geniş biçimde
askeri amaçlara hizmet etmeye başladı. 1914’de I. Dünya Savaşının etkisiyle
demiryolu ile nakledilen asker sayısı hızla yükselmiş ve 147.587’ye ulaşmıştır.
Asker sevkiyatının yanısıra askeri mühimmat da demiryolu ile nakledildi.
Hicaz Demiryolu, Süveyş’e bağımlılığı asgariye indirdi.
Hicaz Demiryolu sayesinde bölgede Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti ağırlık
kazandı. Bölgede zaman zaman vuku bulan isyanlar demiryolu sayesinde
bastırıldı. Osmanlı hakimiyeti demiryolu ile birlikte güney Suriye’de
geniş bir alanı etkilerken Hicaz’da sınırlı bir alanda ve daha çok hat
boyunca tesirli idi. Hattan uzak yerlerde aynı etkinlik söz konusu değildi.
Hicaz Demiryolu nın bölgede sebep olduğu en belirgin siyasi değişim Medine’de
görüldü. Hicaz Demiryolu ve telgraf hattı sayesinde İstanbul- Medine
arasında doğrudan haberleşme ve irtibat sağlanarak bölge ile merkez arasındaki
resmi yazışmalar Medine Muhafızlığı ile yapılmaya başlandı. Bu gelişme
ile şehrin siyasi önemi artmış oldığından 2 Haziran 1910’da Medine Sancağı
Hicaz Vilayeti’nden ayrılarak elviye-i gayrı mülhaka statüsüyle doğrudan
Dahiliye Nezareti’ne bağlandı. Şehirde 1908’den sonra iki okul, 1 İttihad
ve Terakki Partisi mahalli şubesi kuruldu. 1913’de yine devlet eliyle
Medrese-i külliye adıyla bir yüksek öğrenim müesesesinin temeli atıldı
ve 1914’de öğretime açıldı. Medine civarında Ayn-ı Zerka Suyu’nun demir
borularla şehre akıtılması sağlandığı gibi, padişah adına bir camii inşaa
edildi. Harem-ı Şerif elektrikle aydınlandı. 1911’de Medine’de yapılması
düşünülen ıslahat ile ilgili çalışmalara başlandı.
Surreler demiryolu ile taşınmaya başlandı. Harameyn halkına yollanan
son surre Hicaz hattı sayesinde Medine’ye ulaşabilmişti. Hicaz’a tayin
edilen Vali ve diğer görevliler demiryolunu kullanıyorlardı. Muhtemel
bir savaşta Süveyş kanalı kapatılsa bile demiryolu vasıtasıyla Hicaz
ile irtibat kesintiye uğramayacaktı. Bu meyanda I. Dünya savaşı yıllarında
Osmanlı gemilerine Süveyş kanalının kapatılması üzerine, demiryolu büyük
hizmetler vermiştir. Sina ve Filistin cephelerine Suriye’deki 4.Ordu’dan
yapılan askeri sevkiyatın tamamı Hicaz Demiryolu üzerinden gerçekleştirildi.
Hicaz Demiryolu 1914-18 arasında asker sevkiyatında olduğu gibi zahire
naklinde hayati bir görev üstlendi. Hicaz bölgesinde patlak verecek bir
isyan, demiryolunun sağlayacağı nakliyat kolaylığı ve lojistik destek
imkanlarıyla çabuk ve etkin bir şekilde bastırılması mümkün hale geliyordu.
Demiryolunun önemi Şerif Hüseyin’in 1916’da isyanıyla daha da arttı.
Hicaz hattı, Mekke, Cidde ve Taif’in asilerin eline geçmesinden sonra
Medine’nin can damarı oldu. Medine şehrinin kuzeyle bağlantısı demiryolu
ile sağlandı ve şehrin 1919’a kadar düşürülememesinde Hicaz hattının
önemli bir payı oldı. 1917’de Medine’de baş gösteren iaşe sıkıntısı sebebiyle
şehirde sivillerden oluşan 40.000 insan ile mukaddes emanetler Mart ayı
içerisinde Demiryolu ile Şam’a nakledildi.
Hicaz Demiryolu’nun sosyo ekonomik sonuçları; Hicaz hattı bütün eksikliğine
rağmen bölge ekonomisine canlılık getirmiştir. Mesela 1910 yılında toplam
65.757 ton ticari eşya taşınmış, ileri senelerde bu miktar artmıştır.
Demiryolu ticari eşyanın nakli yanında canlı hayvan naklinde de kullanılmıştır.
Demiryolunun yerleşim alanlarına etkisi daha çok tarıma elverişli sahalarda
belirgindi. Demiryolu ile yapılan ticaret özellikle Filistin ve Suriye’nin
tarım bölgelerinde en yüksek noktalara ulaştı. Hicaz Demiryolu Suriye
bölgesindeki bazı şehirlerin gelişmesine önemli etkileri oldu. Şam, Suriye’nin
en büyük yerleşim merkezi haline geldi. Hattın yolcu ve eşya gelirlerinin
1/3’i buradan sağlandı. Hicaz hattı Şam şehrinin ticari hayatına canlılık
getirdi. Şam’dan yapılmakta olan senelik 100.000 tonluk ihracat ve ithalat
artık demir yolu ile yapılıyordu.
Hicaz hattı sivil yolcu taşımacılığında yükselen bir grafik çizdi. 1910’da
168.448, 1914’de 213.071 kişi taşındı. Sivil asker toplam 1910’da 246.109,
1914’de 360.658 idi. Hicaz Demiryolu 1910-14 arasında kâra geçti. 1915
yılında ise sivil taşımacılığa kapatılması ile zarar etti. Hicaz Demiryolu’nun
gelir kaynaklarının başlıcası yolcu ve eşya nakliyat gelirleri idi.
Hayfa, demiryolu sayesinde bir ihracat ve ithalat limanı olmaya başladı.
Hicaz Demiryolu’nun Akdeniz’e açılan yegane kapısı olan Hayfa limanının
toplam ihracatı 1907’de 270.000, 1912’de 340.000 sterline çıkmıştı. 1904’de
296.855 tonluk ihracat 1913’de 808.763 tona yükselmişti. Hayfa küçük
bir yerleşim merkezi iken demiryolu sayesinde nüfusu hızla artmış ve
başta Almanlar olmak üzere yabancı tüccar ve yatırımcıların ilgisine
mazhar olmuştur.
Hicaz Demiryolu bölge turizminin gelişmesine de önemli katkı sağlamıştır.
Filistin topraklarında bazı kutsal yerleri ziyaret etmek isteyen ecnebilere
mahsus özel tren seferleri düzenlendi. Diğer taraftan iç turizmi canlandırmak
amacıyla mübarek günlere tesadüf eden tarihlerde Medine’ye Hayfa ve Şam’dan
ucuz trenler kaldırıldı. Bu seferler büyük ilgi gördü. Fakat Hicaz Demiryolu’nun
turizme katkısı sınırlı kaldı.
Demiryolunun sosyo-ekonomik değişime etkisi yerleşim birimlerinin hata
yakınlık ve uzaklığına bağlı olarak farklı idi. Demiryolu boyunca yerleşim
birimleri gelişme kaydetti. İç kesimlerdeki kasaba ve köylerin ithalatı
ihracata göre fazla gerçekleşirken, istasyonlara yakın yerlerde aksi
bir gelişme görüldü. Buralarda bilhassa tahıl ürünleri istihsali arttı.
Demiryolu, üreticileri tahıl ürünlerini uzak pazarlara taşımaları için
teşvik etti. Mesela Havran’dan Hayfa’ya yapılan buğday ihracatı 1903-1910
arasında iki kat yükseldi. Demiryolu, bölgeye ithal edilen malların fiyatlarını
da aşağıya çekti. Bu sayede Şam’dan getirilen meyve ve sebzeler Şam fiyatları
ile Medine’de satılabiliyordu.
Hicaz Demiryolu inşaatı ile birlikte bilhassa Amman ve çevresinde yer
alan yerleşim alanlarında stratejik ve ekonomik düşüncelerle Çerkes ve
Çeçen muhacirlerinden oluşan yeni köyler tesis edildi. Demiryolu güzergahına
yakına mahallere iskan edilen bu muhacirler, bir taraftan bölgedeki bedevilerin
haraket serbestiyetini daraltarak Osmanlı Devleti lehine bir denge unsuru
oluyor, diğer taraftan hattın muhafazasında ve yörenin gelişmesinde önemli
rol oynuyordu. 1901-1906 arasında Amman’ın doğusuna sevkedilen ve hat
boyunca iskanları teşvik edilen Çeçen ve Çerkes muhacirler sayesinde
Amman civarındaki araziler ekilmeye başlandı.
Hicaz Demiryolu’nun bedevilere sağladığı faydalar ise sınırlı idi. Bedeviler
hattı korumak üzere devletten tahsisat alıyordu. Bu uygulama kabilelerin
demiryoluna saldırı arzularını frenliyordu. Diğer bir faydası ise hatta
çalışanlara sattıkları et, süt ve peynir satışından kazandıkları paralar
idi. Yine bedevilerin Demiryolu nezaretine ve inşaat müteahhitlerine
kiraladıkları develerden elde edilen gelirleri de var idi.
Hicaz Demiryolu, inşaat sektörü ile birlikte demiryolu yan sanayiinin
de gelişmesini sağladı. Demiryolu tesislerinden başka çok sayıda resmi
ve özel nitelikli binalar yapıldı.
Hicaz Demiryolu Osmanlı postalarınca da geniş bir şekilde kullanıldı.
Hicaz telgraf hattı, resmi ve sivil haberleşmede önemli kolaylıklar sağladığından
geniş ölçüde kullanıldı.
Hicaz Demiryolu çok sayıda demiryolu mühendisi, teknisyen, telgrafçı,
makinist, işletmeci ve memurların yetişmesini sağladı. Demiryollarında
tecrübe kazanan askerler ileriki yıllarda sivil olarak da çalışmaya başladılar.
Teknik eğitim yapan bazı okullarda şimendifercilik dersleri konuldu.
Yeni mezun mühendislerin Hicaz hattında pratik ve tecrübe kazanmaları
sağlandı. Yurt dışına yüksek öğrenim ve ihtisas için mühendis ve öğrenci
gönderildi.
Askeri teknisyenler için demiryolu bir eğitim ocağı oldu. I. Dünya savaşı
sırasında Osmanlı Devleti tarafından yabancı şirketlere ait demiryollarına
el konulduğunda teknik eleman ve personel sıkıntısı çekilmedi.
Daha da önemlisi Cumhuriyet döneminin ilk demiryolu teknik kadrosunu
da yine Hicaz demiryolunda tecrübe kazanmış kişiler oluşturacaktı.
Dini sonuçlar; Hicaz Demiryolu’nun en büyük dini hizmeti Şam-Medine
güzergahını kullanan Müslümanlara sağladığı olağan üstü seyahat kolaylığı
oldu. Deve kervanları ile 40 günde aşılan Şam-Medine arası trenle 3 güne
indi. Daha çok Müslümanın hacca gitmesine vesile oldu. Her şeyden önemlisi
hacıların Şam-Medine arasında bedevi saldırılarından kurtulmaları idi.
1909’da 15000 hacı karşılıklı olarak trenle seyahat etti. 1911’de Hicaz’a
gelen 96.924 hacıdan 13.102’si Medine’ye gelişte demiryolunu kullandı.
Geriye kalanı denizyolu ile Cidde limanlarından giriş yaptıklarından
Hicaz hattından faydalanamadı. Hicaz’a deniz yolu ile gelen hacılar demiryolundan
istifade edememenin sıkıntısını çektiler. Özellikle Hindistan Müslümanları
hattın temdidini çok arzu ediyorlar bunun için yardımda bulunmaya hazır
olduklarını belirtiyorlardı.
Bütün bu eksikliklerine rağmen demiryolu İslam aleminde büyük akisler
uyandırmıştı. II. Abdülhamid’in prestijini güçlendirmişti. Halifenin
nüfuzu o denli artmış idi ki 1909’da Abdülhamid’in hal’inde Hindistan’da
büyük şok yaşanmış, bir süre Hicaz Demiryolu’na yardımlar kesilmişti.
II. Abdülhamid ile özdeştirilen Hicaz hattı kamu oyunda geniş bir kabul
ve ilgi görmüş, Müslümanlar bu proje etrafında ortak bir dayanışma ve
güç birliği oluşturmayı başarmıştı.
Proje ilk günden itibaren İslam dünyasının müşterek bir hedef ve ideali
haline geldi. En üst seviyede bürokratından en sade Müslümanına kadar
binlerce insan yardıma koştu. Gönüllü iane komiteleri kuruldu. Basın
aylarca hep Hicaz Demiryolu’nun önem ve kutsallığını işledi. Hattın Medine’ye
ulaşması münasebetiyle İslam aleminde büyük çoşku yaşandı.
Hicaz Demiryolu, müslümanların kendilerine güvenlerini tazelemesi açısından
son derece etkili oldu ve Müslümanların da büyük işler başarabilecek
bilgi ve teknik kabiliyete sahip olduklarını gösterdi. Osmanlı Devleti'nin
öncülüğünde kazanılan bu başarı Müslümanların iyi organize olduğu takdirde
neler yapabileceklerinin de bir örneğini oluşturdu. Ortak bir ideal etrafında
Müslümanların yardımlaşma ve dayanışma şuurunun oluşmasında büyük rol
oynadı.
Hülasa, Hicaz Demiryolu projesi, Sultan II. Abdulhamid’in öncelikle
askeri, siyasi ve dini hedefleri olan, ikinci derecede iktisadi hedefleri
göz önüne alınan büyük bir projesi idi. Hicaz Demiryolları, Osmanlı’nın
kısa ömürlü de olsa kısmen gerçekleştirdiği yarıda kalmış bir hülyası
olarak tarihe mal olmuştur.
OSMANLI TARİHİ SAYFASI
|