OSMANLI TARİHİ'NDE KADERCİLİK ÖRNEKLERİ

OSMANLI TARİHİ'NDE KADERCİLİK ÖRNEKLERİ

Kanuni Süleyman, enerji ve kudret dolu varlığı ile “muhteşem” ünvanını kazanmış olan yüksek vasıflı bir hükümdardır.Kudretiyle nice milletleri esir eden bu padişah, gel gör ki, kaderci tevekkülün esaretinde yaşamaktadır.Şöyle ki; İstanbul’da korkunç bir veba salgını baş gösterip her gün yüzlerce kişiyi ölümün kucağına atıyor.Avusturya büyükelçisi Busbeq Viyana’ya yazdığı mektubunda “Devletin bu salgın karşısında hiç bir tedbir almadığını, çünkü eğer Allah  ölümü mukadder kıldıysa, ondan kurtulmak için uğraşmak beyhudedir” diye düşündüğünü yazıyor.Büyükelçi salgının yoğun olduğu bölgeden uzaklaşıp, imkan nispetinde korunabilmek için, Büyükada’ya gitmeyi planlayıp, padişahtan izin istiyor.Padişah da kendisine şu cevabı veriyor:”Veba Allah tarafından gönderilmiş bir illettir.Ve Allah’ın emirleri, ne yapılsa değişmez.Eğer benim vebaya kuban olmaklığım Cenab-ı Hak tarafından takdir edilmişse başka tarafa gitmek ve saklanmak beyhudedir.Bu senin için de varittir”. diyerek Busbecq’in izin isteğini reddediyor.
 
1831 senesinde İstanbul’da, yine veba salgınında gemilere karantina uygulaması ret olunuyor.Yine aynı yıllarda baş gösteren   kolera salgınında, ordumuzda danışman olarak bulunan Alman Subayı Moltke’nin, bir önleyici tedbir olarak önerdiği “suyun kaynatılarak içilmesi”; 1850’li yıllarda, evlenecek çiftlerin frengi muayanesinden geçirilmesi teklifleri,  hep “Allah’tan gelecek şeylerin önüne geçilemez”  kaderciliğinden doğan ulema karşı koymaları ve şeyhülislam fetvaları ile uygulamaya konulamıyor.
 
III.Murat zamanında, Mısırlı bir Türk olan matematik ve astronomi bilgini Takiyeddin, İstanbul Tophane’de, dönemin en üstün tekniği ile bir rasathane kuruyor.Fakat bu rasathane ancak beş yıl ayakta kalabiliyor.Ulema baskılarına dayanamayan padişahın emri ile Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası ile rasathane yıkılıyor.Yıkılma sebebine gelince, İstanbul’da o sırada bir veba salgını olmuş ve aynı zamanda gökte bir kuyruklu yıldız belirmiştir.Bu emareleri bir uğursuzluk işareti sayan şeyhülislam ve ulema, “Allah kendi alemi olan göklerin esrarının öğrenilme girişimine kızarak ihtarda bulunmuştur.” diyerek, yıkım gerçekleştiriliyor.
 
III. Murat zamanında Budin Beylerbeyi Mustafa Paşa, Budin sarayına yıldırım düştüğü için, olay onun uğursuzluğuna verilmiş ve bu değerli devlet adamı, böyle batıl bir inanç kurbanı olarak, sırf bu sebeple idam edilmiştir.
 
I.Abdülhamit zamanında Ruslar’la savaşan Osmanlı yenilmişti.(1774). Barış Antlaşması için Küçük Kaynarca’ya gitmekte olan Resmi Ahmet Efendi başkanlığındaki delege heyetine, şeyhülislam “okunmuş muskalar”  yazıp vermişti.Bu muskalar, Rus delegelerinin yolları üzerinde toprağa gömülecekti.Müzakereler başladığında, bu okunmuş muskaların tesiri ile, Rus delegelerinin dilleri kilitlenecek, bizim delegelerimiz ise  bülbüller gibi şakıyıp, suskun Ruslar’a şartlarımızı dikte edeceklerdi.Böylelikle meydanlarda kaybetmiş bulunduğumuz savaşı, okunmuş muskalar berekatıyla, kazanmış olacaktık.Neticede, delegelerimiz, en acı ve ağır yenilgi şartlarını kabul ederek Osmanlı Tarihi’nin yüz kızartıcı bir belgesini imza etmişlerdi.Bu antlaşmanın gereği Balkanlar’ın yarısı Ruslar’a teslim edilmek durumunda ve zorunda kalınmıştı.

El Kanun adlı eserinde "İnsan bedeni bilinmeden hekimlik yapılamaz"  diye yazdığı için İbn-i Sina'nın eserlerinin Osmanlı topraklarında okunması yasaklanmış, kendisi de "kafir" ilan edilmişti.

Her çeşit bilginin hızla inkışafa başladığı 18.y.y'ın ortalarında, bir Alman firması hükümete müracaatla, mimari ve tarihi değerleri olan camilere bir yıldırım isabeti karşısında bunların zarar göreceğini, bu itibarla minarelere paratoner konması hususunda bir mukavele akdini teklif etmiş.Bu teklif hükümetçe padişaha arz edildiğinde her çeşit yeniliğe taraftar olan hükümdar, minare husunda tereddüte düşüp, bunun ahkam-ı şer'iyeye uygun olup olmadığı bir kere de bab-ı meşihattan sorulmasını irade eylemiş ve Şeyhülislam verdiği cevapta, "Minarelere siper-i saika (paratoner) konmasında bir mahzur-u şer-i olmamakla berber, bu aletin mahiyetini bilmeyen ehl-i şeriat uleması arasında teşviş-i ezhan-ı mucibolacağı cihetle, minarelere siper-i saika konmasından şimdilik sarf-ı nazar olunmasının uygun olacağını arz etmiştir."

OSMANLI  TARİHİ  SAYFASI