MISIR ESİR KAMPLARINDAKİ TÜRK ESİRLERİN İNGİLİZLERCE KASTEN KÖR EDİLMELERİ MESELESİ

MISIR ESİR KAMPLARINDAKİ TÜRK ESİRLERİN İNGİLİZLERCE KASTEN KÖR EDİLMELERİ MESELESİ

İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı'nda esir aldıkları Türk askerlerinden Mısır'daki kamplarda bulunanların önemli bir kısmını kasten kör ettikleri İddiası, Türk kamuoyunu 1919, 1920 ve 1921 yıllarında epeyce meşgul etmiştir.
İngilizlerin "kör ettikleri" Mısır'da esir bulunan Türklerin sayısı, iddialarda, binlerle başlamakta ve 15.000'lere kadar varmaktadır.
Bu iddiaların dayandığı iki esaslı belge var. Bunlardan biri, 28 Haziran 1337 (1921) tarihli bir TBMM Hükümeti kararıdır. Kararda TBMM başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ve on bir bakanın imzaları yer almaktadır.
Bu belge, TBMM Hükümetinin, Mısır'daki esir kamplarında "15.000 esiri kasten malûl bırakan İngiliz tabipleriyle, garnizon kumandan ve zabitleri hakkında siyasi takibatın başlatılması için harekete geçilmesinin kararlaştırdığına ilişkindir.
Diğer bir belge ise, Meclis'in 28 Mayıs 1337 (1921) cumartesi günü yapılan 37, oturumunda Edirne milletvekilleri Faik ve Şeref beylerin verdikleri yazılı önergedir. Bu önergenin baş kısmı Malta'da esir bulunan Türklerin iadesi çalışmalarıyla ilgiliyse de, son kısmında Mısır'daki kamplarda "kasten kör edilen" Türk esirlerinden bahsedilmektedir. Son bölüm şöyle: "... Mısır'da bilintizam, İngiliz'in tathirat-ı fenniye (ilaçla temizleme) bahanesiyle miktar-ı muayenininden (yeterli miktardan) fazla 'krîzol' banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15.000 vatan evlâdının üzerinde irtikab edilen (yapılan) bu cinayetin müteammit (önceden tasarlayan) failleri olan İngiliz tabipleriyle garnizon kumandan ve zabitlerinin tecrim (suçlu ilan) edilmesini de ilave eyleriz...Yukarıda sözü edilen hükümet kararı, bu önerge üzerine alınmış olmalıdır.
Yine aynı durumda verdikleri önergenin okunmasından sonra söz alan Edirne Milletvekili Şeref Bey, bu olayın nasıl gerçekleştiği hakkında açıklayıcı bir de konuşma yapar:
"... Anadolu'nun, Rumeli'nin; bu vatanın namusunu müdafaa eden ve bu vatan için çarpışan çocukları, İngiliz eline esir düştükleri zaman doğrudan doğruya Mısır'a sevk edilmişlerdi. Bunları mahsus izhar edilmiş (özel hazırlanmış) bir formüle, muzadı taaffün maddeler içlerine, boyunlarına kadar sokuyorlardı... Fakat Türk çocuğu oraya girince, bir ingiliz neferi (eri) başına dikiliyor ve süngüsünü uzatınca, zavallı yavrucak, başını içen çekiyor ve iki gözü kör oluyordu. İngilizler böylece 15.000 Türk'ün gözünü çıkarmışlardır..."
Mısır'daki Türk esirlerin "kasten kör edildiklerinden emin değiliz. Ama, özellikle Mısır'daki esirlerden birçoğunun kamplardan kör (âmâ) olarak döndüklerine dair elimizde belgeler var.
1919 yılının Mayıs ayının ilk haftasında, İzmir'de kolordu komutanı olan Ali Nadir Paşa, dönemin Genelkurmay Başkanlığına, Mısır'dan gönderilen esirlerden, dördüncü kafile olarak gelenler arasında 303 esirin kör (âmâ) olduğunu bildiriyor.
Yine aynı ay, Genelkurmay Başkanlığı, kolordulara genel durum hakkında bir rapor gönderiyor. Genelge şeklindeki bu raporun bir maddesi de, Mısır'dan gelen kör (âmâ) esirlerimizle ilgili: "... İngilizler, dört kafile halinde 200 subay, 1780 neferimizi Mısır'dan İzmir'e getirmişlerdir. Dördüncü kafiledeki 310 nefer âmâ (kör)dır.
Milli Mücadele'nin başlarında, Mısır'daki Türk esirlerinin İngilizlerce kasten kör edildiği haberi hem İstanbul, hem Anadolu basınında yer alır.
İstanbul düşman işgalîndedir. Özellikle Konya'da halk bu olaya büyük tepki gösterir. Konya'da yayınlanan Öğüt gazetesi, bu olayı sarsıcı ve çarpıcı başlıklarla halka duyurur...
Bunun üzerine Anadolu'nun diğer yerlerinde de, İngilizlere karşı bir husumet gelişir. Çok geçmeden, İstanbul'daki İtilaf devletleri komutanlarından İngiliz Generali Milne'nin emriyle, Konya'daki Öğüt gazetesinin kör edilen esirler konusundaki yayınları durdurulur. Sadece yayın
durdurmakla yetinilmez, gazete de  kapatılır.
Bunun üzerine olayla bizzat Mustafa Kemal Paşa ilgilenir. Mustafa Kemal paşa Ankara'ya yeni gelmiştir.  Burada Milli  Mücadele'yi örgütleme çalışmalarına devam etmektedir. Öğüt gazetesinin kapatılma olayını ve sebebini öğrenir öğrenmez Konya valiliğine, Heyet-i Temsiliye adına bir telgraf çeker.
Mustafa Kemal Paşanın olayları nasıl büyük bir dikkat ve titizlikte takip ettiğini ve olaylardan Milli Mücadeleyi örgütlemek için nasıl yararlandığını gösteren bu telgrafı aşağıya aynen alıyoruz:
"Heyet-i Temsiliye Namına Mustafa Kemal Paşadan Konya Vilayetine
17 Kânunusani (Ocak) 1336 (1920)
Usera-i Osmaniyeyi (Osmanlı esirlerini) İngilizlerin kasten kör ettiklerine dair olan neşriyatıyla (yayınıyla) nazar-ı dikkati celbeden (dikkat çeken) Öğüt gazetesi matbaasına ve dolayısıyla hürriyet-ı matbuatımıza (basın hürriyetimize) General Milne'nin emriyle Mutelifeyn kuvay-ı askeriyesi (İtilaf devletleri askeri kuvvetleri) tarafından vaki olan tecavüzden (saldırıdan) mütehassıl vaziyetin (ortaya çıkan durumun) serian (ivedilikle) hal ve neticesinin iş'arını (sonucunun bildirilmesini) rica ederiz.
Hükümetin teşebbüsatına kuvvetü’zahr (dayanak) olmak üzere ahali tarafından miting yapılarak şiddetle protesto edilmesi lüzumu heyet-i merkeziyeye yazılmıştır.
Meselenin serian halline elvermez ise (sorun ivedilikle çözümlenmzse) şeref ve haysiyet-i milliyenin iadesi için Kuvay-ı Milliyenin müdahaleye
mecbur kalacağının da Bab-ı Aliye arzını ayrıca rica ederiz efendim.”
Mustafa Kemal Paşanın bu telgrafı etkili olmuş ve Konya'da 23 Ocak 1920'de beş bin kişinin katıldığı büyük bir miting yapılmıştır.
Mısır'daki kamplarda bulunan Türk esirlerinin "kasten kör edilmeleri" konusundaki ikinci bir iddia da, kamplardaki Ermeni asıllı doktorlarla ilgilidir. Bu yeni iddiaya göre, kamplarda doktorluk yapan
Ermeni asıllı tabipler, herhangi bir sebeple göz rahatsızlığı yüzünden kampın revirine gelen Türk esirlerine kasten yanlış ilaç vererek ve yanlış tedavi uygulayarak onların kör olmalarına yol açmışlardır.
Özellikle halk arasında ve Mısır'daki kamplardan dönen esirler arasında bu iddianın çok yaygın olduğu görülüyordu. Bu konuda bir hatırada oldukça önemli ve ciddi suçlamalar var. Gaziantepli eski Defter-i Hakanı memurlardan Eyüp Sabri Beyin Ankara'da, 1922 yılında Bir Esirin Hatıraları adıyla yayımlanan kitabında, "Mısır'da Türk esirlerine yapılan zulüm ve İşkenceler" etraflıca anlatılmıştır. Eyüp Sabri Bey, Mısır'da Heliopolis kampında kaldığı sırada yaşadığı olayları anlattığı bir bölümde "kasten kör etme" olayına da değiniyor:
"... Bu arada biraz da Mısır'da gördüğümüz Ermeni tabiplerden bahsedeceğim. Ve onlara şu tabiri kullanmaktan kendimi men edemeyeceğim:
Göz oyucuları! Evet, bu alçaklar, insanlardan, herhalde, başka bir tabiatta yaratılmış ve başka bir yürek taşıyan mahlûkattırlar. Çünkü, onların işlemiş oldukları bu kadar feci ve ağır cinayetleri, insan olan ve insan yüreği taşıyan bir mahlûk katiyen yapamaz. Ancak onlar, yapmışlardır. Mısır'ın Abbasiye hastanesinde ve Teller (esir kampları) derunundaki manzara-i feciiyyeyi tarif ve tasvir edebilmek benim iktidarım haricindedir.
Yalnız bu bâbda, şahit olduğum hakayıkı (hakikatleri) kaydetmekle iktifa ediyorum (yetiniyorum). Şu asr-ı medeniyete nispetle, kurun-ı evvel (ilkçağ) vahşeti ve kurun-ı vustanın (ortaçağın) engizisyon fecayii dahi bu defakî Abbasiye hastanesinde Mısır'da Türk userasına yapılan cinayet ve hıyanetlere misal olamaz- Zannederim bu denai (alçakça) işi yapanlar gerçi sırf Ermeni tabipleri olmuştur. Lâkin bunlara fevkalade yüz ve selâhiyet (yetki) verilmiş olduğundan, mel'unlar hareketlerinde serbest kalmışlar ve arzuları veçhile (istedikleri gibi) biçare ve masum evlatlarımızın, yani taht-ı esarette bulunan bu bigünah (günahsız) askerlerimizin, bağırta bağırta gözlerini oymuşlardır. Bu cinayetlerin mesuliyeti kime ait olacaktır? Faillerine olmakla beraber, müsebbibi (sebep olanı) olmak itibarıyla bittab bütün İngiliz Hükümetine ait olacağını her vicdan takdir edecektir.
Abbasiye hastanesinde Ermeni tabiplerin, ellerinde miller ve kolları dirseklerine  kadar sıvalı  olduğu  halde   sabahtan  akşama  kadar işleri  güçleri  Türk  askerlerine ameliyat yapmak ve onların gözlerini çıkarmak olmuştur. Birçok Mısırlı dindaşlarımızın ve umum useranın ifadelerine nazaran bu göz ameliyatı, evvelce de vuku bulur ise de, mütarekeden biraz evvel  bilhassa sonra, İngilizlere galibiyet gururu geldikten sonra pek ziyade ilerlemiş olduğu anlaşıldığı gibi, bizim oraya gittiğimiz  zamanlarda şiddetle devam etmekte olduğu bizzat müşahede edilmiştir. İşbu fecayi-i mel'unane tamam, Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin Anadolu'daki faaliyetinin Mısır gazeteleri vasıtasıyla oralarda taninendaz olmaya (duyulmaya) başladığı ve Mısırlıların tam bu zamanda kıyam ve isyanlarının şiddetle ilerlediği hengâma (günlere) kadar devam etmiş ve ondan sonra biraz hafiflemiş ve bir gün birdenbire Abbasiye hastanesinde göz ameliyatının icrası hastanın rey-i muvafakatine (onayına) terk edilmiş ve artık hiçbir neferin gözü çıkarılmamıştır. Ancak o zamana kadar, tahminen 2000'den ekallit (az) olmamak üzere, askerlerimizden bir kısmının iki ve bir kısmının da bir gözü oyulmuş ve birçoklarının da ayakları ve kolları katledilmiştir..."
"... Ermenilerin bu husustaki faaliyetlerini teshil eden yegâne âmil (kolaylaştıran biricik etken) Tellerde (esir kamplarında) bütün nöbetçi tabiplerin o mekanlardan olmasıdır. Esirlerimiz sıcakta, sabahtan akşama kadar güneşin altında angaryada çalıştıklarından, kızgın kumun tesirinden göz ağrısına müptelâ olurlar  ve bizzarur (mecburen) nöbetçi tabibe müracaat ederlerdi.

Tabip, bunların gözlerine ilaç koymaksızın, eline bir şeker geçmiş gibi sevinerek  hemen hastaneye kaydeder. Gözü ağrımakta olan nefer, hastaneye gitmek istemez ve gönderilmemesi için yalvarır, rica ederse de  cebr ü tazyikle (zorla) gönderilir. On gün  sonra gözsüz olarak avdet ederlerdi
avlularda otuz kırk kadar nefer, birbirinin ceketlerinden tutarak dizi ile abdesthelere (tuvaletlere) giderler ve o suretle
def-i hacet edebilirler..."
Heliopolis esir kampı ile ilgili Kızılhaç heyetinin raporu da kısmen bu bilgileri doğrular niteliktedir.
Raporda "... Esirlerin %20'si göz hastalığı olan 'conjonctivite'e yakalanmışlar idi... Kamptaki sağlık hizmetleri, İngiliz Doktor Albay E. G. Garnen ile Arsen Khoren ve Leon Samuel adındaki iki Ermeni doktor tarafından yürütülüyordu..." denilmektedir. Buradan, bu kampta iki Ermeni doktor bulunduğunu ve yaklaşık bin kişinin göz hastalığından şikâyetçi olduğunu anlıyoruz.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: İngilizlere esir düşen Türklerden Mısır kamplarında tutulanlardan yüzlercesi, (hatıralara göre ise binlercesi) kör olarak dönmüştür.
Bunların ilaçla veya ameliyatla kör edildiklerine dair ciddi iddialar varsa da, belgelerle bunları ispatlamak şimdilik mümkün değildir.
Biz, İngilizlerin, hemen hemen bütün kamplardaki esirlere iyi davrandıkları ve iyi baktıkları kanaatindeyiz. Dönen esirlerimizin çoğunun ifadesi bu yöndedir. Ancak, kasten olmasa bile, yanlış tedavi sonucu körlüğe yol açılmış olabileceğini, öte yandan bazı Ermeni doktorların -o dönemin duyguları içinde, kin ve intikam düşüncesiyle hareket ederek- esirlerimizin bazılarına bu tür bir muameleyi yapmış olabileceklerini de göz ardı etmiyoruz.

Cemalettin TAŞKIRAN:I.Dünya Savaşı'nda Türk Esirleri Ana Ben Ölmedim  S:143-147  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları I.Baskı İstanbul, 2001

OSMANLI  TARİHİ  SAYFASI