|
ANADOLU’YA SELÇUKLU AKINLARI
GİRİŞ
XI-XIII. yüzyıllarda Orta-Doğu'da Büyük Selçuklu ve Bizans İmparatorlukları
ile Abbasi ve Fatımi Halifelikleri, Büveyhoğulları, Türkiye Selçuklu,
Eyyubi ve nihayet Memlüklü Devletleri bulunmakta idi .Bu büyük devletlerden
başka İran, Kuzey-Irak, Doğu ve Güney Doğu-Anadolu ve Kuzey-Suriye'de
irili ufaklı Müslüman ve Müslüman olmayan birçok küçük emirlikler de
vardı. Bu emirlikler , yukarıda adları geçen büyük devletlerin vasalı
durumunda bulunuyorlardı. Fakat, özellikle Selçukluların, daha sonra
da Osmanlıların Orta-Doğu Ülkelerine hakim olmalarından sonra bu siyasi
kuruluşlar , onların yüksek hakimiyetleri altına girdiler . 
Selçuklular, 23 Mayıs l040'da Gaznelilere karşı kazandıkları Dandanakan
Meydan Savaşından sonra Horasan'da bağımsız bir devlet kurdular. Türk
ve dünya tarihi bakımından büyük ve önemli sonuçlar doğuran bu zaferden
sonra Selçuklular, Merv kentinde topladıkları Büyük Kurultay’da, Türklerin
İslamiyet’ten önceki devirlerden beri sahip oldukları dünya hakimiyeti
ülküsü uyarınca gerek doğuda , gerekse batıda fetihlere girişmeyi kararlaştırdılar
.İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin önderliğinde batı yönünde (özellikle
Anadolu) yapılan fetihler, dünya ve özellikle Orta-Doğu tarihi bakımından
büyük bir önem kazanmıştır.
Sultan Tuğrul, devletin başkentini Nişabur'dan Rey (Tahran yakınlarında)
kentine naklettikten sonra beraberinde bulunan Selçuklu Şehzade, Emir
ve Türkmen Beylerini batı yönündeki ülkelerin fethiyle görevlendirdi
.Bu Selçuklu Kumandanları, birkaç yıl içinde Hemedan, İsfahan, Hazar
Denizi bölgesi, Azerbaycan ve Doğu-Anadolu bölgesinden Güney-Kafkaslara
kadar olan yerleri istila ettiler. Bu başarılı Selçuklu akınlarından
sonra Tuğrul, ülke içindeki bazı huzursuzlukları ortadan kaldırıp devletin
merkeziyetçi kudretini hakim kıldıktan sonra bizzat harekete geçerek
Anadolu'nun fethine başladı. 0, 1054 yılında Anadolu sınırlarını aşarak
Van Gölünün Kuzey-Doğusundaki Muradiye ile Erciş'i fethetti ; Malazgirt’i
kuşattı ise de alamadı. Sultan Tuğrul'un üç kola ayırdığı ordu birlikleri
, bir yandan Kafkas, Canik, Tercan ve Sasun dağlarına ve Erzincan'a kadar
ilerlerken, bir yandan da Çoruh Vadisi ötesindeki memleketleri istila
etti ; bu harekat sırasında Bizans kuvvetleriyle başarılı çarpışmalarda
bulundular .Sultan Tuğrul, kış mevsiminin yaklaşması dolayısıyla ilkbaharda
yeniden harekata başlamak üzere ele geçirilen tutsak ve ganimetlerle
Anadolu'dan ayrıldı ; bu dönüş sırasında Adilcevaz da fethedildi .
Sultan Tuğrul'un ayrılmasından sonra onun buyruğuyla Anadolu'da Selçuklu
kumandanlarının yönettiği kuvvetler, istila ve fetih hareketlerine devam
ettiler. Bu istila ve fetihler 1057-1063 yılları arasında aralıksız olarak
sürüp gitti .Sultan Tuğrul devrinde gerçekleştirilen akınlar sonunda
Sivas'a kadar olan Bizans kale ve müstahkem yerleri büyük ölçüde tahrip
edildi ve böylece bu bölgelerdeki Bizans savunma gücüne telafisi güç,
ağır darbeler indirildi.
Sultan Tuğrul'un ölümünden ( Eylül 1063) sonra Büyük Selçuklu Devleti
Sultanı olan Alp Arslan, ülke içindeki birlik ve huzuru sağladıktan sonra
Sultan Tuğrul devrinden beri yapıla gelen Anadolu seferlerini devam ettirmek
üzere, ordusuyla başkent Rey'den Azerbaycan'a geldi (Şubat 1064). Daha
sonra 0, Urmiye Gölü’nün kuzey-doğusundaki Merend'e ulaştı; ordusunu
iki koldan harekete geçirdi .Bizzat başında bulunduğu kolla ilerleyip,
Selçuklu istilası sebebiyle Bizans'ın Anadolu'daki hakimiyetinin çökmesinden
faydalanarak Bizans'a karşı Lori ve çevresinde bağımsız bir Ermeni Prensliği
kurma savaşı vermekte olan Giorg'u Selçuklu tabiiyetine aldı. Daha sonra
Gürcistan'a yürüyen Sultan Tiflis ve Çoruh ırmağı arasındaki yerleri
istila ederek Gürcistan'ın kuzey ucuna kadar ilerledi .Daha sonra Alp
Arslan güneye inerek Kars taraflarındaki Akşehir (Sepidşehr) ve yöreleri
ile (Temmuz 1064) , Bizans kuvvetlerinin şiddetli savunduğu Allaverdi
şehrini hücumla ele geçirdi ; bölgedeki gürcü prensliğini Selçuklu vasalı
durumuna getirdi. Öte yandan oğlu Melikşah, vezir Nizamülmülk ve Yakuti
ile birlikte, Anberd, Sürmeli ve Hagios Georgio kale ve kentleri ile
kutsal sayılan Meryemnişin'i fethetmeyi başardı. Daha sonra Alp Arslan
kaynaklarda "asla ele geçirilemez" şeklinde vasıflanan Anı
kalesini fethetmeyi başardı. Sultan, kent ve kalesinin yönetimine atamalar
yaptıktan sonra yer yer yıkılan surları tamir ettirdi ve şehirde bir
de mescit yaptırdı. Şehirdeki Hıristiyan din adamlarına hiç dokunmayarak
baş vergisi (Cizye) karşılığında onlara aman verdi (Ağustos 1064) .
Sultan Alp Arslan, fethettiği Ermeni ve Gürcülerin oturduğu Bizans memleketlerinin
yönetimlerini beraberinde sefere katılan vasal emirlere verdi .Sultan
Alp Arslan, ülke içinde ortaya çıkan bazı huzursuzluklar sebebiyle
ve ayrıca doğu sınırlarında bir takım fetih seferleri yapmak amacıyla
Anadolu'dan ayrıldı. Selçuklu emir ve kumandanlarının giriştikleri akınlar
sonunda ( 1068 yılına kadar) , Malatya'ya kadar olan Bizans kaleleri
büyük ölçüde tahrip edildi .Bununla beraber Selçuklu emir ve kumandanlarına "Anadolu
fetihlerine devam etmeleri" hususunda emirler verdi .Sultan Alp
Arslan bazı Türk Kavimlerinin (Alan, Hazar , Komuk v. s .) Selçuklu
vasalı Şeddadoğullarının memleketlerini istila etmelerinden ( 1065)
sonra 1 067 /68, yılında ikinci kez Aras'ı geçip Gürcistan'a girerek
İslam memleketlerine saldıran Gürcü şakilerin kalelerini feth ile onları
etkisiz hale getirdi. Daha sonra da Tiflis, Rustov v.s. kent ve kalelerini
fethetti. Bunun üzerine Gürcü hükümdarı Bagrat Selçuklu vasallığını
kabul etmek zorunda kaldı. Esas planı "Anadolu'da geniş çapta
fetihler yaparak Bizans'a ağır darbeler indirmek" olan Sultan
Alp Arslan ülkesinin doğu sınırlarında ortaya çıkan karışıklıklar sebebiyle
Anadolu'dan ayrıldı. Bununla birlikte 0, Kutalmışoğulları Mansur ve
Süleyman ile Yakuti ve Erbasan ( Erbasgan) adlarındaki Selçuklu Şehzadelerini "Anadolu'da
fetih hareketlerini sürdürmekle" görevlendirdi .Adları geçen bu
Selçuklu Şehzadeleri ve onlarla birlikte olan Afşin, Sandak, Ahmetşah,
Demleçoğlu Mehmet ve Dudu oğlu gibi iş bilir ve ünlü Türkmen Beylerinin
Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde giriştikleri akınlar 1069 yılı boyunca
sürüp gitti .Bu akınları durdurmak amacıyla yeni Bizans imparatoru
Romanos Diogenes, Anadolu'ya Bizans kuvvetleri gönderdi ise de hiçbir
başarı sağlayamadı. Bunun üzerine imparator , çeşitli uluslardan hazırladığı
bir orduyla Mart 1068'de Anadolu ve Kuzey-Suriye’ye bir sefer düzenledi
ise de başarılı olamadı. Bununla birlikte 1070 yılında yeniden sefere
çıkmak isteyen imparatora saray erkanı engel oldu .Bunun üzerine 0,
Manuel Komnenos'u kalabalık bir Bizans ordusuyla Anadolu’ya gönderdi
.Bu Bizans kumandanı da gittikçe artmakta olan Selçuklu akınları sebebiyle
başarılı olamadı. Bunun üzerine imparator , Anadolu'daki bütün Selçuklu
asker hareketlerine son verip onları güya bu ülkeden çıkarmak amacıyla
hazırladığı büyük bir orduyla bizzat harekete geçmiştir .Malazgirt'te
yapılan savaşta ( 26 Ağustos 1071) , Sultan Alp Arslan'ın yönettiği
Selçuklu ordusu tarafından kesin bir yenilgiye uğratılmış, kendisi
de tutsak alınmıştır.
ÇAĞRI BEY'İN ANADOLU SEFERİ
Selçuklu devletinin kurulmasından önce, Selçuklu ailesi , Maveraünnehr'de,
Karahanlı ve Gazneli devletlerinin şiddetli takip ve baskıları altında,
çok güç şartların yarattığı ümitsizlik içinde hayatlarını sürdürmekteydiler.
işte bu bakımdan Selçukluların yeni bir yurt arama ve edinme zorunluluğu
duydukları anlaşılıyor .Fakat bu yurt neresi olabilirdi ? Yukarıda genel
çizgileriyle görüldüğü üzere Türkistanlı Müslüman Türk gazilerinin Küffar
Bizans'a karşı uzun yıllar gaza yapmış oldukları Anadolu ülkesi, bu nedenle,
Türk ellerinde bilinmekte idi .Bu itibarla Selçukluların vaktiyle soydaşlarının
Bizans'la mücadelelerde bulundukları Anadolu'ya ilerde yurt edinme amacıyla,
bir keşif seferi yapılması kararını vermiş oldukları anlaşılıyor .Bu
kararın uygulanması , yani keşif seferi görevi Tuğrul Beyin kardeşi ve
Sultan Alp Arslan'ın babası Davut Çağrı Bey'e verildi .Tuğrul Bey, Selçuklu
ailesiyle birlikte aşılması güç, bu sebeple de savunması kolay olan uzak
çöllere çekilirken çağrı Bey, 3000 Türk atlısıyla Maveraünnehr'den batı
yönüne Anadolu'ya hareket etti .0, 1015 yılında, Gaznelilerin yönetiminde
bulunan Horasan'ı daha önceleri buraya yerleşmiş olan ve kendisine katılan
Türkmenlerle (Oğuzlar) , Bura Valisi Arslan Cazib'in takibine rağmen,
adeta bir yıldırım hızıyla geçip Acem 1rak'ına ( Zağanos Dağlarının doğu
bölgesi) girmeyi başardı. çağrı beyin bu harekatını haber alan ve bu
sıralarda Hindistan' da fetihler yapmakta olan Gazne Sultanı Mahmut,
çağrı beyin geçişine engel ola- maması sebebiyle, Arslan Cazib'e son
derece de kızarak onu şiddetle azarladı. Çağrı Bey, burada pek fazla
durmayarak Azerbaycan yoluyla doğu-Anadolu topraklarına girdi .Fakat
daha önceki yıllarda, doğu-Anadolu ve Azerbaycan'da bulunan Bizans'a
tabi küçük Ermeni ve Gürcü Prenslikleri, birbirleriyle sürekli çatışmalarda
bulundukları gibi, bu bölgelerdeki Müslüman Beyliklerle de işbirliği
ve ittifak yapmaları sebebiyle, vasal statülerine rağmen, Bizans'la ciddi
bir anlaşmazlık ve isyan halinde bulunuyorlardı. Bunu fırsat bilen Bizans'la
imparatoru 11. Basil ( Basileios) , büyük bir orduyla harekete geçerek
bazan savaş, bazan da anlaşmalar yoluyla, bu Ermeni ve Gürcü Prens1iklerini,
yönetim bakımından doğrudan doğruya Bizans'a bağladı ve hatta Van Gölü
havzasında oturan 40 bin Ermeniyi , Bizans'ın geleneksel siyaseti uyarınca
Orta-Anadolu'ya zorla göç ettirerek özellikle Sivas ve Kayseri kent ve
yörelerine yerleştirdi .işte bu bakımdan Azerbaycan ve Doğu-Anadolu'da
vasal da olsa, artık ne bir Ermeni, ne de bir Gürcü Prensliği mevcut
idi ; ancak bunların prensleri , Bizans yönetici ve kumandanları olarak
görev yapmakta idiler .Böyle bir siyasi ortamda Çağrı Bey, kumandasındaki
atlı kuvvetlerle artık doğrudan doğruya Bizans yönetiminde bulunan Doğu-Anadolu
sınırlarını aşıp Van Gölü Havzasına girdi .ilk olarak Anadolu’ya giren,
özellikle Ermeni kaynaklarında belirtildiği üzere, "Mızrak, ok ve
yaydan oluşan silahları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgar
gibi uçan Türk atlıları" karşısında Bizans komutanı Senekerim'in
gönderdiği kuvvetler , "Yağmur gibi atılan oklar" karşısında
kesin bir yenilgiye uğradılar. Bunun sonucunda bazı kaleler dışında Van
Gölü havzasının büyük bir kesimi Türk kuvvetlerinin kontrol ve denetimi
altına girdi. Buralarda, kendisine artık hiçbir Bizans kuvvetinin karşı
koyamadığı Çağrı Bey, kuzeye yönelip Gürcülerin oturdukları Nahçıvan
taraflarına yürüdü. Bizans'ın Gürcü asıllı kumandanı Liparit'in savaşa
cesaret edememesi sonucunda Çağrı Bey, bütün bu kesimi kolayca hakimiyet
ve denetimi altına almayı başardı. Daha sonra 0, Dovin şehrinin güneyindeki
Nik topraklarına yürüyerek kendilerine karşı koymaya çalışan Beçni kalesi
Bizans Kumandanı Vasak Pahlavuni'nin kuvvetlerini bozguna uğratıp darmadağın
etti , hatta bu kumandan bozgun sırasında , kaçarken Türk askerleri tarafından
öldürüldü . Böylece Çağrı Bey, güneydeki Van Gölü Havzasından başka Nahçıvan
ve Nik topraklarını da istila ve akınlara uğrattı. Sonuç olarak Çağrı
Bey, ilerde yurt edinilmesi amacıyla, başarıyla tamamladığı bu keşif
seferi sonucunda, yolu üzerinde aldığı takviyelerle birlikte ancak beş-altı
bin atlıyı bulan ve o devir için dahi küçük sayılabilen bir Türk Birliğini,
Bizans'ın doğu-Anadolu’daki kuvvetlerinin durduramayacak bir derecede
olduğunu, böylece bizzat ve fiilen tespit etmiş oldu. Çok geçmeden Çağrı
Bey, Arslan Cazib'in aldığı, emir üzerine, kendisini yakından izlemesinden
mahirane bir şekilde sıyrılmayı başardı; 0, geldiği güzergah olan Azerbaycan
ve Horasan üzerinden Maveraünnehr'e dönüp, devlet kurma yolunda mücadeleler
yapmakta olan kardeşi Tuğrul Beye ulaşarak (1021) yaptığı keşif seferi
hakkında ona geniş bilgi verdi ve "Biz, buradaki güçlü devletlerle
yani Karahanlı ve Gazneli devletleriyle mücadele edemeyiz, ancak Horasan,
Azerbaycan ve Doğu Anadolu'ya gidip oralarda hükümran olabiliriz, çünkü
oralarda bize karşı koyabilecek hiç bir kuvvete rastlamadım" diyerek
onu batı yönüne harekete teşvik etti ; ve gerçekten Selçuklu devleti
, olayların çağrı Bey'in düşündüğü biçimde gelişmesi sonucunda, Horasan'da
kurulmuş, fetihler batı yönünde yapılmış ve dolayısıyla Anadolu'nun bir
Türk yurdu haline getirilmesi gibi mutlu bir tarihi sonuç hasıl olmuştur. 
Bazı Türkmen kitleleri, Karahanlı ve
Gazneli Türk devletlerinin baskı ve sıkıştırmaları sebebiyle, zaman zaman
Anadolu'ya girip akınlarda bulunmuşlar, ancak Bizans'ın karşı koyması
sonucunda , yeniden Azerbaycan ve İran’a geri dönmek zorunda kalmışlardır.
Bununla birlikte onlar , bu ülkelerde de rahat bir yaşam sürdürememekte,
sürekli bir mücadele halinde bulunmakta idiler. Selçuklu devletinin 26
Ağustos 1040 Dandanakan Zaferi'nden hemen sonra , Horasan'da kurulmasına
kadar geçen dönemde, Anadolu'da girişilen bu Türkmen hareketleri, sadece
bir akın ve istila niteliği taşır. Devletin kurulmasından sonra Türkistan'dan
adeta seller gibi akan büyük Oğuz (Türkmen) kitleleri, Karahanlı ve GazneIi
devletlerinin engellemeye çalışmalarına rağmen, is1am ülkelerine yayılmaya
başladı ; öyle ki bu ülkeler , onları alamayacak bir duruma geldi .Bunun
zorunlu bir sonucu olarak Selçuklu Sultanları (Özellikle Tuğrul Bey)
, bir millet halinde gelmekte olan bu büyük Türk Kitlelerini, ''Küffar
Bizans’ın Anadolu'suna yöneltme ve burada yerleştirme'' planlarını yapıp
uyguladılar; böylece çok önceleri, yine Türkler tarafından yapılmış olduğunu
gördüğümüz cihat hareketleri bir tür devam ettirilmiş oluyordu .Ayrıca
X .Yüzyılda, Bizans karşısında eski kudretini kaybederek savunma durumuna
geçen is1am alemi, Selçuklu devletinin sahip olduğu kuvvet ve kudret
sayesinde, yeniden canlanıp üstünlük ve hakimiyet kazanmıştır. Artık
Anadolu'da, bu kez müslüman Türklerin (Selçuklular) Bizans'la mücadeleleri
başlayacak ve dolayısıyla yapılan başarılı fetihler sayesinde bu ülke
Türkleşecek ve bir Türk yurdu haline getirilecektir. Tuğrul Bey, Alp
Arslan ve Melikşah gibi büyük ve kudretli Selçuklu Sultanları, bu planı
uygulamada, ciddi ve sürekli bir çaba içinde görünmüşlerdir.
İLK TÜRKMEN (OĞUZ) AKINLARI
Gazne hükümdarı Sultan Mahmut, Karahanlılar'la yaptığı anlaşma uyarınca,
Selçuklu Başbuğu Arslan (İsrail) Yabgu'yu düzenlediği bir şölen sırasında
yakalatıp Hindistan'daki Kalincar kalesinde hapsettikten sonra, ona bağlı
olan ve kaynaklarda Balhan, Irak ve Navekiyye (Yabgulu) adlarıyla anılan
Türkmenlerden büyük bir kısmını Horasan'a yerleştirdi .Bu Türkmenler'in
daha önce SamanoğulIarı devrinde buraya gelmiş olan soydaşları Türkmenlerle
birleşip kendilerini pek rahat bırakmayan Tus kenti Gazneli Valisi Arslan
Cazib'i bozguna uğratmaları üzerine, Sultan Mahmut bizzat harekete geçerek
onları ağır bir yenilgiye uğrattı ve pek çoklarını öldürttü ( 1028) .Bunlardan
bazı zümreler , savunması daha kolay olan dağlara ve çöllere çekilirken,
iki bin çadırlık başka bir kitle ise, Azerbaycan'a gelip bura hükümdarı
Vehsudan'ın hizmetine girdiler ve onunla birlikte Anadolu'ya akınlara
başladılar. Acem Irak'ı Valisi bulunan Sultan Mahmut'un oğlu Mesut, Horasan'daki
diğer Türkmenleri hizmetine aldı ; babasının ölümü üzerine, Gazne Sultanı
olurken ve olduktan sonra onlardan son derecede çok faydalandı. Bununla
birlikte, bir süre sonra Rey kenti Gazneli Valisi Taşferraş'ın, ileri
gelen Türkmen Başbuğlarından Yağmur Bey'i öldürtmesi sebebiyle, sayıları
10 bini geçen buradaki Türkmenler, Kızıl, Boğa, Anasıoğlu, Dana, Göktaş
ve Oğuzoğlu Mansur gibi başbuğların yönetimleri altında, Gaznelilere
karşı harekete geçtiler ve kendilerine karşı sevk edilen bütün Gazneli
kuvvetlerini yenilgiye uğrattılar. Daha sonra bunlardan bir bölüğü, Acem
Irak'ında kalmışsa da asıl büyük bir kitle, 1036 yılında, Azerbaycan'a
gelerek buradaki soydaşlarıyla birleştiler. Bu Türkmenlerden bazı zümreler
ayrılıp doğu ve güneye yönelirlerken Azerbaycan'da kalan büyük gruplar,
Aras ırmağını geçip Erran bölgesine gelerek bura hükümdarı Fadlun ve
oğlu Ebulesvar ile birleştikten sonra ( 1037 yılında) Doğu-Anadolu'daki
bazı Ermeni zümrelerinin oturdukları yörelere akınlarda bulundular. Ayrıca
bu Türkmenler, Bizans Kumandanı II.Bagrat'ın Müslümanların elinde bulunan
Tiflis'i kuşatması sırasında, ona karşı savaşa katıldılar ve onu geri
çekilmek zorunda bıraktılar ( 1038) .Bunlardan başka , Ebulheyca Hezbani'nin
yönetimindeki Urmiye'de bulunan Türkmenler , Van Gölü havzasına akınlar
yaparak Bizans Generali Haçik'in kumandasındaki kuvvetleri yenilgiye
uğrattılar, hatta Haçik de bu çarpışmalar sırasında hayatını kaybetti
.Elcezire'de ve Musul yörelerinde harekatta bulunan başka bir Türkmen
zümresi de 1042/43 yılında kuzeye yönelerek Aras ırmağı yörelerindeki
Beçni kalesine saldırdılar. Fakat Anı Bizans Valisi Gagik'in karşı harekata
girişmesi üzerine, kaleyi ele geçiremediler ; ancak Ermenilerin oturdukları
kesimlere ve özellikle Murat ve Dicle ırmaklarının kolları üzerindeki
yörelere akınlar yaparak pek çok tutsak ve ganimet ele geçirdiler. Azerbaycan
ve Doğu-Anadolu bölgelerine giren bu Türkmenler-Selçuklu Sultanı Tuğrul'un
buyruğu üzerine, genellikle, buradaki Selçuklu vasalı emirlerle birlikte
Bizans'a akınlarda bulunmaktan geri kalmadılar.
TÜRKMEN AKINLARI
Bundan önceki bölümde, Azerbaycan'a gelip bura hakimi Vehsudan ile işbirliği
yaparak Bizans'a karşı Anadolu'ya akınlarda bulunduğunu gördüğümüz Türkmenler
, 30 kadar başbuğlarını öldürmesi sebebiyle onunla savaşa giriştilerse
de başarılı olamadılar ( 1041 ) .Bu yüzden Azerbaycan'dan ayrılmak zorunda
kalan bu Türkmenler , Urmiye’ye gidip oradaki soydaşları diğer Türkmenlerle
birlikte Hakkari yörelerine başarılı akınlar yaptılar. Bununla beraber
kendilerini takip için harekete geçtiğini sandıkları Sultan Tuğrul'un
kardeşi İbrahim Yınal'ın batı yönünde fetihler yapmak amacıyla Rey kentine
ulaşması sonucunda, buradan hareketle Azerbaycan'a gitmekte olan diğer
bazı kalabalık Türkmen zümreleriyle birleşip güney-batı yönüne hareket
ettiler. Böylece çok kalabalık bir hale gelen bu Türkmen kitlesi , Buhtan
ırmağı taraflarındaki sarp ve yüksek dağları geçip, Erzen ve Batman sularını
besleyen dağlık yörelere eriştiler ve buraları yağma akınlarına uğrattılar.
Bu kalabalık kitlenin bir bölüğü, Anasıoğlu ve Boğa adlı beylerin kumandasında,
daha güneye inip Diyarbakır , Silvan, Erzen ve Mardin arasındaki yörelerde
harekatta bulunarak kontrolleri altına aldılar ; diğer bir bölüğü ise
Cizre’ye yörelerini erişip akınlara tabi tuttular. Cizre Valisi Mervanlı
Süleyman, buralarda konaklayan Türkmenlerin beyi Oğuzoğlu Mansur'a bir
ulak göndererek " Kışı burada geçirmelerini , ilkbaharda da diğer
Türkmenlerle birlikte Suriye'ye gitmelerini" teklif etti .Süleyman,
Mansur Bey'in bu teklifi kabulü dolayısıyla düzenlediği bir şölen sırasında,
onu tutuklatıp hapsettirdi .Bunun üzerine Mansur'un buyruğu altındaki
Türkmenler, oraya buraya dağıldı, önemli bir kısmı da Musul yönüne hareket
etti .Bunun üzerine harekete geçen Musul Emiri Ukayloğlu Karvaş, Mervanlı
Emiri Nasruddevle Ahmed'den de yardım ve destek alarak bu Türkmenlere
saldırıya geçti; yapılan savaşta, müttefiklerin ağır bir yenilgi ve bozguna
uğramaları ( 1042) sonucunda Türkmenler, Sincar ve Nusaybin yörelerini
yağmaladıktan başka Cizre'ye de başarısız bir kuşatma girişiminde bulundular.
Daha sonra, onların Diyarbakır ve yörelerine yayılmaları üzerine, bura
Emiri Nasruddevle Ahmed, Cizre'de tutsak bulunan Mansur Bey’i Silvan'a
yanına getirttikten başka bölgedeki diğer Türkmen Beylerine ulaklar gönderip "Mansur
Bey'i serbest bırakacağını, topraklarda çekildikleri taktirde de kendilerine
pek çok mal ve para vereceğini" bildirdi. Onun bu teklifinin kabulü
üzerine, Mansur Bey, tutsaklıktan kurtulup Türkmenlerine kavuştu .Bununla
beraber kendilerine gönderilen mal ve paraların azlığı sebebiyle Türkmenler,
yeniden harekete geçerek Nusaybin, Sincar ve Hapur yörelerine yağma akınlarına
uğrattılar. Öte yan- dan Musul'a yürüyen başka bir Türkmen grubu , 1043
yılında şehir hakimi Karvaş'ı yenilgiye uğrattıktan sonra Musul’u feth
ile yörelerine yağma akınlarında bulundular; feodal bağları sebebiyle,
ele geçirdikleri yerlerde Bağdad Abbasi Halifesi ve Selçuklu Sultanı
(Tuğrul Bey) adlarına hutbe okutmaya başlattılar. Özellikle İslam memleketlerine
yöneltilen bu Türkmen hareketleri sebebiyle başta Abbasi Halifesi olmak
üzere, 1rak Büveyhoğulları Hükümdarı Celalüddevle, Musul Emiri Karvaş
ve Diyarbakır Emiri Nasruddevle, bu sıralarda başkent Nişabur'da bulunan
Tuğrul Bey'e şikayetlerde bulunarak " Bu akınların durdurulmasını" talep
ettiler; Tuğrul Bey de onları haklı bulmuş, şikayetlerini dikkate alarak
teselli etmiştir .Sultan özellikle Selçuklu vasalı Mervanlı Emirine " Kullarımdan
( Tabilerimden) bazı zümrelerin (Türkmenlerin) senin memleketine girip
bir takım yağma akınlarında bulunduklarını haber aldım. Sen bizim uç
emirimizsin; onlara para, mal v.s. gibi istedikleri şeyleri vermelisin,
böylece Küffarla (Bizans) mücadelede onlardan faydalanabilirsin" dedikten
başka ona, "Türkmenlerin, Diyarbakır ve yörelerinden çekilmelerini
sağlayacağı hususunda" söz verdi .Esasen Tuğrul Bey , Türkmenlerin
daha Azerbaycan’da bulundukları sırada, onların ileri gelen beylerine
ulaklar gönderip " Katına gelmelerini" istediyse de onlar ,
Sultan’ın elçisini bir süre alıkoyduktan sonra, onunla Sultan'a şu mesajı
gönderdiler. "Bizleri hep birlikte huzurunda toplayıp, yapmış olduğumuz
hareketlerin cezası olarak tutuklamak niyetindesiniz, bu sebeple bizler
, korku ve endişe duyduğumuz için katınıza gelmek çekiniyoruz. Siz, bizim
hükümdarımız olarak bizlerin mutlaka huzurunuza gelmesini isteyecek olursanız
biz buna razı olmayacağız, Anadolu ve Suriye'ye çekilerek kendimizi kurtaracağız
." Öte yandan Musul’u ele geçirdiğini gördüğümüz bir kısım Türkmenler
, hakimiyet alanlarını sürekli olarak genişletmekteydiler. Bunun üzerine
Musul Emiri Karvaş, komşu Arap emirlerinden de geniş yardım sağladıktan
sonra, bu sırada Diyarbakır yörelerinde bulunan Boğa ve Anasıoğlu Beylerden
yardım alan bu Türkmenleri 1044 yılında ağır bir yenilgiye uğrattı ;
böylece Musul'dan çekilmek zorunda kalan Türkmenler , diğer soydaşlarının
bulunduğu Diyarbakır taraflarına gittiler. Bu olayı haber alan ve bu
sıralarda, devletin başkenti yaptığı Tahran yakınlarındaki Rey kentinde
bulunan Sultan Tuğrul, Türkmenlere yeniden ulak göndererek "İslam
memleketlerine akınlar yapmamalarını, Azerbaycan dönüp bu ülkede Yaylak
ve Kışlalar kurduktan sonra Selçuklu emir ve kumandanları ile birlikte
Bizans'a gazalara girişmelerini" bildirdi .Sultanın buyruğunu alan
Oğuzoğlu Mansur , Göktaş, Anasıoğlu, Boğa v.s. gibi Türkmen Beyleri,
beraberlerindeki Türkmen zümreleriyle birlikte Diyarbakır yörelerinden
ayrılarak daha kuzeye yönelip Bizans'a ait İI, İlçe, Bucak ve Köyleri
yağmaladıktan sonra Erciş'e ulaştılar; daha sonra onlar , buradan Azerbaycan’a
geçebilmek için, birçok armağanlar gönderdikleri Van Gölü bölgesi Bizans
Valisi Stephanos (Sitefanos) 'tan izin istedilerse de 0, bunu kabul etmeyip
Türkmenlere saldırdı. Yapılan savaşta Bizans kuvvetleri yenilgiye uğradığı
gibi Stephanos da tutsak alındı ( 1045) .Bunun üzerine Türkmenler , hiç
bir engelle karşılaşmaksızın Azerbaycan’a döndüler. Böylece sultanın
buyruğunu yerine getiren ve dolayısıyla affedilen Anasıoğlu ve Boğa,
sultandan, Diyarbakır ve yörelerinin dirlik (ıkta) menşurunu aldıktan
sonra yeniden, fakat bu kez sultan adına, bu bölgeye gelerek başta Amid
olmak üzere, diğer il ve ilçelere kuvvetler yerleştirdiler; daha sonra
da Silvan'a giderek Mervanlı emiri Nasruddevle Ahmet ile bölgenin yönetimi
konusunda müzakerelerde bulundular. Fakat bu sırada, bu iki Türkmen beyi,
yaptıkları bir kavga sırasında birbirlerini öldürdüler. Bunu fırsat bilen
Mervanlı emiri, tabi olduğu sultana "karşı koyma" gibi bir
duruma düşmemek için, Büveyhoğulları hükümdarı Ebu Kalicar Fenahüsrev'i
harekete geçirterek memleketlerindeki bu Türkmenleri buralardan uzaklaştırmayı
başardı. Görüldüğü üzere, kısmen Bizans, kısmen de İslam memleketlerine
karşı yapılmış olduğu bu Türkmen hareketleri, federal bünye gereği, Selçuklu
devletine tabi olmalarına rağmen, devletin fetih planlarına uygun olarak
yapılmamış ve dolayısıyla da genellikle devletin kontrol ve denetiminden
uzak kalmıştır.
SELÇUKLU ORDUSUNUN HAREKATI
Sultan Tuğrul devrinde de bir süre devam eden Türkmen akınlarından sonra
artık düzenli Selçuklu orduları, Anadolu'nun istila ve fethine girişeceklerdir.
Dandanakan zaferini müteakip Büyük Selçuklu Devletinin kurulmasından
bir süre sonra kararlaştırılan fetih planları uyarınca , batı yönündeki
fetihleri yürütme görevini bizzat üstlenen sultan Tuğrul, devletin başkentini
Nişabur'dan Rey kentine nakletti ( 1043) .Böylece Anadolu'da, düzenli
Selçuklu ordularının seferleri ve dolayısıyla fetihleri başlayacaktır.
Birinci bölümde kısmen dolaylı olarak görüldüğü üzere, Emevi ve Abbasi
devirlerinde, Anadolu'nun ve özellikle İstanbul’un fethi amacıyla yapılan
girişimler, Bizans'ın şiddetle direnişi sebebiyle başarılı olamamış ve
dolayısıyla Anadolu'nun fethi de gerçekleşememişti .Fakat bir yüzyıl
sonra, kuruluşundan itibaren, eski ruh ve kudretini kaybeden İslam aleminin,
taze ve diri kuvveti olarak, bütün yükünü üzerinde taşıyan Selçuklu Devleti
, daha önceleri gerçekleştirilemeyen Anadolu'nun fethi görevini üzerine
alıp başarıyla sonuçlandırılacaktır.
Anadolu'nun istila ve fethi harekatını bizzat yeni başkent Rey'den yönetmeye
başlayan sultan Tuğrul, amcası Yusuf Yınal'ın oğlu İbrahim Yınal'ı Hemedan,
İsfahan il ve yörelerinin, diğer amcası Arslan Yabgu'nun oğulları Kutalmış
ve Resultekin'i Hazar Denizi bölgesinin , öteki amcası Musa Yabgu’nun
( İnanç Bey) oğlu Hasan ile kardeşi çağrı Beylin oğlu Yakuti'yi de Azerbaycan’ın
fethiyle görevlendirdi ; ayrıca bu Selçuklu Şehzadelerinin buyrukları
altına , kalabalık Türkmen kuvvetleri de verildi. Bu sıralarda, Doğu-Anadolu
ve Azerbaycan’da, yönetimleri Bizans'a bağlanan Ermeni ve Gürcü halkları
ile Müslüman Şirvan şahlar ( Derbent ve Hazar Denizi kıyılarında) , Şeddadoğulları
(Nahçivan, Dübeyl ve Gence illerinde) ve Caferoğulları ( Tiflis'te) beylikleri
bulunuyordu .İbrahim Yınal , birkaç yıl içinde, Hemedan, İsfahan ve yörelerini
fethettikten sonra Dicle ırmağı kıyılarına kadar harekatını başarıyla
sürdürdü Öte yandan Kutalmış da Geylan ve Tarim bölgelerini fethettikten
sonra, ileri harekatına devamla, Aras ırmağını geçerek Erran ve Gürcistan'a
girmeyi başardı. Bu arada Kutalmış, Bizans İmparatoru IX. Konstantin
Monomak'ın, Gürcü asıllı kumandanı Liparit yönetiminde sevk ettiği ordunun
, Şeddadoğulları beyliğinin başkenti Dovin'i kuşatıp sıkıştırması sonucunda
, onları savunma amacıyla , harekete geçerek Liparit'i Gence önlerinde
kesin bir yenilgiye uğratıp çekilmek zorunda bırakmış idi .Öte yandan
şehzade Hasan, Pasin ve Erzurum yörelerini istila ile daha önce imparator
II. Basil tarafından Ermeni yönetimine son verilip sınırları genişletilmek
suretiyle Grek Vaspurakan'ı (Grek Vaspurakania) haline getirilen Van
Gölü havzasını istilaya başladı. Selçuklu-Bizans barış antlaşmasına rağmen
girişilen bu harekat üzerine, Vas Purakan Bizans Valisi Aaron, kalabalık
Türk Ordusu karşısında, Gürcistan Bizans Valisi Kekavmenos'tan yardım
sağladı. Her iki taraf arasında, 1047/48 yılında , Büyük Zap suyu yörelerinde
yapılan savaşta , pusuya düşürülen Selçuklu kuvvetleri yenilgiye uğradı
; Şehzade Hasan ve yakın arkadaşları şehit olarak hayatlarını kaybettiler.
Selçuklu ordusunun bozgununa, Şehzade Hasan ve arkadaşlarının şehit olmalarına
son derece üzülen sultan Tuğrul, Azerbaycan Genel valiliğine atadığı
İbrahim Yınal'ı Erran bölgesinde başarılı fetihlerde bulunmakta olan
Kutalmış ile birlikte, Anadolu'da fetihler yapmak ve bozguna uğratılan
Selçuklu ordusunun öcünü almak amacıyla ; seferle görevlendirdi .Derhal
hareket geçen İbrahim Yınal , Kutalmış'la birlikte Bizans kaynaklarının
100 bin kişi olduğunu ifade ettikleri büyük bir Selçuklu ordusuyla harekete
geçerek 1048 yılında, Anadolu topraklarına girdiler. Bir yıldırım hızıyla
ilerleyen Selçuklu ordusu karşısında ne yapacaklarını şaşırtan Vaspurakan
ve Gürcistan Bizans Valileri Aaron ve Kekavmenos, imparator IX .Konstantin'den
acele yardım istediler. Bunun üzerine imparatorun emriyle bütün Gürcü
kuvvetlerini toplayan Bizans Generali Liparit, derhal Aaron ve Kekavmenos'la
birleşti ; bu arada Kekavmenos'un barış önerisi İbrahim Yınal tarafından
reddedildi .Bunun üzerine, Rum, Ermeni ve Gürcülerden oluşan aşağı yukarı
35 bin kişilik Bizans ordusu, Hasankale yörelerindeki Ügümi köyünde Karargah
kurdu .Bu sıralarda İbrahim Yınal ve Kutalmış'ın yönettikleri Selçuklu
ordusu Aras ırmağını izleyerek birkaç kale ve müstahkem mevkii fethederek
Erzurum (Eski adı Kalikala) yönüne doğru ileri hareketlerine devam ediyorlardı.
Çok geçmeden Erzurum'a erişen ve şehri bir saldırı ile fetheden Selçuklu
ordusu , buradan Bizans ordusunun bulunduğu Pasin ovasındaki Hasankale
önlerine gelip karargah kurdu .Böylece her iki taraf savaşa hazır duruma
gelmiş idi. Bizans ordusunun sağ kanadında Katakalon, sol kanadında Aaron
ve merkez hattında da Liparit yer almışlardı. İki büyük bölümden oluşan
Selçuklu ordusunun bir bölümüne İbrahim Yınal, öteki bölümüne de Kutalmış
kumanda ediyordu .18 Eylül 1048'de her iki taraf arasında şiddetli bir
savaş başladı. Bütün bir gün ve bir gece devam eden çarpışmalar sonucunda
Bizans ordusu ağır ve kesin bir bozguna uğratıldı. Başkomutan Liparit
de tutsak alındı. Ölüm ve tutsaklıktan kurtulabilen Bizans ordusunun
bir kısım Rum, Ermeni ve Gürcü askerleri, Van ve Ani kalesine güçlükle
sığınabildiler. İbrahim Yınal tutsak Liparit'i, ele geçirilen değerli
ganimetlerle, bu sırada başkent Rey’de bulunan sultan Tuğrul'a bizzat
götürüp, ,, Bizans'a indirilen bu ağır darbeyi ve zaferi'' müjdeledi
.Sultan da bu önemli başarısından dolayı kendisini kutlamış hatta ona
40 bin altın başarı ödülü vermek istemişse de İbrahim Yınal bunu kabul
etmemiştir.
BİZANS’LA YAPILAN BARIŞ
Hasankale yenilgisi ve ayrıca Balkanlar'da Turak komutasında başlayan
Peçenek Türklerinin istilası sebebiyle sıkışık duruma düşen imparator
Konstantin, Sultan Tuğrul'a bir elçi gönderip barış önerisinde bulundu
; ayrıca, daha önce Bizans, fakat şimdi ise Selçuklu vasalı olan Diyarbakır
emiri Nasruddevle Ahmed'e de başvurarak “Barış için Sultan katında aracılık
yapmasını istedi .Sultan , kendisine çok değerli armağanlar getiren (
ilgili kaynaklarda bu armağanlar hakkında geniş bilgiler yer almaktadır.
) Bizans elçisini, Şeyhülislam Ebu Abdullah ile birlikte huzuruna kabul
etti ; imparatorun, Liparit için gönderdiği kurtuluş akçasını ( Fidye-i
necat) almayarak onu karşılıksız olarak elçiye tes1im etti .imparatorun
barış önerisini kabul eden Sultan Tuğrul , Bizans’la düzenlenecek olan
barış antIaşmas1nı konuşmak ve imza etmek için Abbasi halifesi Kaaim
Biemrillah'ın akrabası Şerif Ebulfazl Nasır başkanlığında bir heyeti,
Bizans elçisiyle birlikte İstanbul’a imparatora gönderdi
( 1049 /50) .imparator Konstantin ile Selçuklu elçisi aras1nda yapılan
birçok müzakereler sonucunda :
1 -Emeviler devrinde Mesleme bin Abdülmelik tarafından yaptırılan cami
ve medrese tamir edilecek,
2 -Şiı Fatımi halifeliği adına okutulan hutbe, Abbasi halifesi ve Selçuklu
Sultanı adına değiştirilecek,
3 -Cami mihrabına, eski Türk hakimiyet
simgesi olan ve Sultan Tuğrul'un kullandığı "ok ve yay" işaretleri
işlenecek, şeklindeki maddeler aynen kabul edildi; fakat ''Bizans'ın
vaktiyle Abbasi halifeliğine ödediği yıllık verginin bu kez, Selçuklu
devletine ödenmesi'' maddesi uzun müzakerelere rağmen imparator tarafından
reddedildi. Bu önerinin kabul edilmemesi sebebiyle, Selçukluların Anadolu'da
yeniden istila hareketlerine başlayabileceklerini düşünen imparator,
özellikle Doğu-Anadolu'daki Bizans kale ve müstahkem yerlerin kuvvetlendirilmesini
ve askeri birliklerin artırılmasını emretmek zorunda kaldı.
Sultan Tuğrul, başkenti Hemedan olmak üzere, kendine ayrı bir hakimiyet
bölgesi sağlamak amacıyla harekete geçen kardeşi İbrahim Yınal'ın isyanını
bastırdıktan ve böylece devletin merkeziyetçi kudretini sağlamlaştırdıktan
sonra Anadolu seferine girişti .Esasen Tuğrul Bey, bir yandan gittikçe
artan Türkmen nüfusu ve dolayısıyla Anadolu’yu yurt edinme zorunluluğu,
öbür yandan da imparatorla yapılan barışta tam bir anlaşma olmaması sonucunda
Bizans'ın Anadolu’ya yeni kuvvetler göndermesi sebebiyle, Anadolu'nun
fetih harekatına yeniden başlamak gereğini ve zorunluluğunu duymuş idi
.Sultan Tuğrul, 1054 yılında, kuvvetli bir orduyla harekete geçerek Anadolu
sınırlarını aşıp, Van Gölü'nün kuzeydoğusundaki bugünkü Muradiye ( Eski
adı Bergiri) , daha sonra da Erciş'i kısa bir kuşatmadan sonra fethetti.
Sultan, Van Gölü'nün kuzeyindeki ilerleyişine devam ederek sağlam surlarla
çevrili büyük bir kalesi bulunan Malazgirt önlerine gelip karargah kurarak
şiddetle kuşatmaya başladı. Kale, Bizans kumandanı Vasil tarafından savunuluyordu.
Sultan, kalenin bir an önce düşmesini sağlamak amacıyla, bir yandan lağımlar
kazdırırken bir yandan da Bitlis'ten getirttiği büyük mancınıkı kurdurup
kaleyi dövdürmeye başlattı ; öte yandan vali Vasil de karşı savunma önlemleri
almakta idi .Fakat çok geçmeden, öğle vakti, Selçuklu askerlerinin çadırlarına
çekilip dinlenmekte oldukları sıralarda, hile ile büyük mancınıka yaklaşan
bir Norman fedaisinin koynunda sakladığı kükürt-petrol karışımı maddeleri
süratle fırlatması sonucunda, mancınık alevler içinde yanmaya başladı.
Norman askeri derhal takip edildiyse de yakalanamadı. Bunun üzerine Sultan,
yeniden kuşatmayı şiddetlendirdi , fakat savunucuların karşı hareketleri
sebebiyle kuşatmayı kaldırdı. Bu sıralarda Sultan Tuğrul'un üç yönden
sevkettiği kuvvetlerden ilki, kuzeyde Kafkaslar'a, batıda Canik ormanlarına,
güneyde Tercan, Hanzit ve Erzincan'a kadar ilerlerken, ikinci kol, Oltu
yörelerinden geçip Çoruh ırmağı vadisinin ötesindeki memleketleri istilaya
uğrattı; geri dönüşleri sırasında Bayburt yörelerinde kendilerine saldıran
ücretli bir Frank kuvvetiyle savaştılar; çarpışmalar sırasında Selçuklu
kuvvetleri komutanı şehit edildi ise de Türk kuvvetleri başarılı bir
şekilde geri çekildiler. Kars yönünde ilerleyen üçüncü Selçuklu birlikleri,
buranın Bizans valisi Gagik ile giriştikleri bir savaşta, Bizans kuvvetleri
adeta yok edildi .Öte yandan Malazgirt kuşatmasını kaldırdığını gördüğümüz
Sultan Tuğrul, ordusuyla Kars'a gelerek şehri bir süre kuşattıktan sonra
Pasin ovasından geçerek Erzurum yörelerine, hatta daha doğu da bulunan
Ügümi'ye değin ileri harekatını sürdürdü; bu bölgede hiçbir Bizans kuvveti,
kendisine karşı çıkıp savaşmaya cesaret edemedi .Kuzey-doğu Anadolu'daki
harekatını böylece tamamlayan Sultan Tuğrul, güneye inerek yeniden Malazgirt'e
gelip kuşatmaya başladı. Şiddetle çarpışmalar sırasında, dört yüz kişinin
kullandığı büyük Selçuklu mancınığının attığı iri taş ve kaya parçalarının
surlarda açtığı gedikten şehre saldıran Selçuklu askerleri, başarılı
olamayarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Sultan Tuğrul, kış mevsiminin
yaklaşması sebebiyle, baharda yeniden gelip fetihlere devam etmek amacıyla,
kuşatmayı yeniden kaldırdı. Giriştiği bu sefer sırasında elde ettiği
pek çok ganimetlerle buradan hareketle yolu üzerindeki Adilcevaz'ı fethettikten
sonra Anadolu'dan ayrıldı.
DAHA SONRAKİ HAREKAT
Sultan Tuğrul, özellikle Bağdat askeri valisi (Sıhne) Şii inançlı Arslan
Besasiri'nin Abbasi halifeliğine karşı giriştiği isyankar hareketler
sebebiyle, Anadolu'dan ayrıldıktan sonra Selçuklu vasalı Erran Valisi
Ebulesvar , 1055 /56 yılında Türk kuvvetlerinin yardım ve desteğiyle,
Anadolu'da akınlara devam ederek Anı ve yörelerini istila etti .Bunun
üzerine Bizans imparatoru Konstantin'in gönderdiği general Nikephoros,
Dübeyl ve Gence yörelerine kadar ilerleyerek Ebulesvar’ı yenilgiye uğratıp
onunla " Bizans vasallığını kabul etmesi" şartıyla bir antlaşma
imzaladı. Öte yandan, Sultan Tuğrul, imparatorluk içinde ortaya çıkan
çeşitli buhranlar sebebiyle, Anadolu fetih harekatını bizzat yönetememekle
birlikte görevlendirdiği Selçuklu Şehzade, emir ve Türkmen beyleri Anadolu'da
Bizans'a karşı askeri harekatı sürdürmekte idiler. Şöyle ki ; beraberinde
kalabalık bir Türkmen kuvveti olduğu halde, Azerbaycan ve Anadolu sınır
boylarına gelen Çağrı Bey'in oğlu Yakuti, Anadolu'ya akınlara başladı.
Yakuti'nin emirlerinden olan Sabuk (Belki Sunduk veya Saltuk) 1057 yılında,
Doğu-Anadolu'ya sürekli veya başarılı akınlar yaptı. Anadolu'daki Rumeli
ve Makedonya kuvvetleri komutanlığına atanan general Nikephoros Bryennios'un
çabaları, Sabuk'un harekatını durdurmaya yeterli olamadı ve bu yiğit
Türk emiriyle yaptığı bütün çarpışmalarda yenilgiye uğra- maktan kurtulamadı.
Yine Yakuti'nin sevk ettiği diğer Selçuklu birlikleri , 1058 yılında
, Kars yörelerine akınlarda bulundular ; Kars ve Anı kalelerini kuşattılarsa
da fethedemediler. Daha sonra da bu kuvvetler, Pasin ovasına inerek bu
kesimdeki birçok kent ve kaleleri kuşatıp sıkıştırdılar', bunlardan Ügümi’yi
fethettiler. Başka bir Selçuklu birliği, Malazgirt ve Muş taraflarına
akınlarda bulundu. Yine aynı yılda, Yakuti'nin Azerbaycan ve Erran'dan
sevk ettiği başka bir Selçuklu birliği, Anadolu sınırlarını aşarak Erzurum
yörelerine, daha sonra da Erzincan ve Kemah'a kadar ilerleyip ele geçirdi
.Bu arada Harput yörelerine de akınlarda bulundu .Bu kuvvetlerden bir
kol, Çoruh ve Kelkit vadisi yoluyla ilerleyerek Şebinkarahisar (Şarki
Karahisar)’ı ele geçirdi .Üç bin kişilik bir kuvvetin başında bulunan
kahraman Türk emiri Dinar , Fırat ırmağı yönünde hareketle Malatya'ya
ulaştı. Az sayıda bir Bizans atlı birliğinin savunmaya çalıştığı, fakat
yok edildiği şehir kolaylıkla fethedildi, yöreleri akınlara uğratıldı.
Emir Dinar'ın bu çarpışmalar sırasında şehit olduğu rivayet ediliyor
( 1058) .Şehirde on gün kadar kalan ve çeşitli yönlere akınlarda bulunan
Selçuklu kuvvetleri, doğu Anadolu ve Azerbaycan'a dönüşleri sırasında
da Bizans kent ve kalelerini , onlarla giriştikleri birçok çarpışmalar
sırasında, tahribata uğramaktan geri kalmadılar.
1059 Yılında, Sultan Tuğrul'un buyruğuyla Anadolu'ya Selçuklu akınları
yeniden başladı. Şehzade Yakuti, beraberinde Horasan Saları, Kapar (
Belki Emiri Kebir) , Ermeni kaynaklarındaki imlasıyla Kicaciç ve yine
Sabuk adlı Selçuklu emirleri olduğu halde, Selçuklu ordusuyla Van Gölünün
kuzeyinden Anadolu topraklarına girdi. Horasan Saları, Urfa'yı kuşattıysa
da Antakya Dükü Khaçator'un müdahalesi üzerine, başarılı olamadı. Bununla
birlikte Anadolu'nun kuzey bölgelerinde, emir Sabuk'un kumandasında ileri
harekatına devam eden Selçuklu birlikleri, Bizans kumandanları Atom ve
Ebu Sehl'in yönetiminde bulunan Sivas üzeri- ne yürüdüler. Şehrin kilise
ve kulelerini Bizans ordu çadırları sanan ve sebeple bir süre duraklayan
Selçuklu kuvvetleri, Temmuz 1059'da her iki kumandanın Develi'ye kaçmaları
sebebiyle, Şehri ve kalesini hiçbir direnişle karşılaşmaksızın ele geçirdiler
; şehri ancak bir hafta süreyle ellerinde tutan Türk kuvvetleri , pek
çok tutsak ve ganimet ele geçirdiler. Öte yandan İsaakios Komnenos'dan
(1054-1059) sonra Bizans imparatoru olan X.Konstantin Dukas (1059-1067),
söz- konusu Selçuklu askeri hareketlerini durdurmak amacıyla , general
Pankaras'ı görevlendirdi .Harekata geçen Pankaras, Anadolu'dan elde ettikleri
tutsak ve ganimetlerle Erran ve Azerbaycan'daki kışlaklarına dönmekte
olan Selçuklu kuvvetlerine bir takım saldırılarda bulundu ; fakat giriştiği
bütün çarpışmalarda ağır darbeler yiyerek perişan ve darmadağın edildi
( 1061 ) .Bu sürekli yenilgi ve başarısızlıklar sonucunda imparator Konstantin
Dukas, başta Sivas ve Malatya olmak üzere, Anadolu'daki belli başlı Bizans
kentlerinde bulunan Sur ve kalelerin yeniden onarılması hususunda, Doğu
Eyaletleri Valilerine emirler göndermekten başka hiçbir önlem alamadı.
Sultan Tuğrul 1062 yılında, Azerbaycan ve Erran'a gelerek buraları yeniden
kendisine tabi kıldıktan ve özellikle, sürdürülen Anadolu harekatını
inceleyip denetledikten sonra 1rak'a gitmek üzere, bu bölgeden ayrıldı.
Bununla birlikte Anadolu'da akınları devam etmek üzere, Şehzade Yakuti'yi
yeniden görevlendirdi . Yakuti, beraberinde, Horasan Saları, Ermeni kaynaklarındaki
imlasıyla Cemcem ( Belki Erzurum'da türbesi bulunan Cemceme Sultan) ve
İsuli ( Belki Anasıoğlu) adlı emirler olduğu halde, Anadolu’ya giriş
Ergani'nin kuzeyindeki Bagim, Tulhum ve Ergani’yi istilaya uğrattı ;
daha sonra Selçuklu vasalı Diyarbakır emiri Nasr ile birlikte Dicle ve
Fırat ırmakları havzalarına akınlarda bulundu .imparator Dukas, bu akınları
durdurmak amacıyla Normandiyalı General Herve ile Urfa Valisi Tavdanos'u
görevlendirdi ise de Selçuklu akıncıları tutsak ve ganimetlerde Azerbaycan’daki
üslerine döndükleri için herhangi bir çarpışma olmadı. Bununla birlikte
bu iki Bizans generali, emir Nasr'ın Türk kuvvetlerinden de yardım alıp
savunduğu Amid'i şiddetle kuşatıp sıkıştırdı. Şehrin Rum kapısı tarafında
yapılan çarpışmalar sırasında, Türk başbuğlarından Hacı Başara şehit
olduğu gibi, general Tavdanos’da hayatını kaybetti ; bu çarpışmalarda
her iki taraf da ağır kayıplar verdiler .Böylece bu Bizans karşı harekatı
da pek başarılı olmadan sona ermiş oldu.
İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul devrinde, Selçuklu devletinin fetih planları
uyarınca, Anadolu'da ırmak vadileri boyunca düzenli bir şekilde sürdürülen
Selçuklu askeri hareketleri , Kızılırmak'a kadar uzatıldı. Bu hareketler,
tam anlamıyla bir fetih niteliği taşımayıp, daha sonraki yıllarda yapılacak
olan fetih ve yerleşme hareketlerine uygun bir zemin hazırlaması bakımından
önemlidir. Gerçekten bu akın ve istilalar sonucunda, batıda Sivas'a kadar
olan Bizans kale ve müstahkem mevkileri, büyük çoğunlukla tahrip edilmiş,
böylece, bu bölgelerdeki Bizans savunma gücüne ağır darbeler indirilmiştir.
Esasen Sultan Tuğrul, gerek devlet içinde ortaya çıkan huzursuzluk (Özellikle
İbrahim Yınal ve Kutalmış İsyanları) , gerekse Bağdad Abbasi Halifeliğini
ciddi şekilde tehdit eden olaylar (Arslan Besasiri İsyanı) sebebiyle,
Anadolu'nun Fethiyle bizzat ilgilenememiş, ancak görevlendirdiği Selçuklu
Prens ve Emirlerinin gerçekleştirdikleri askeri hareketler , genellikle
bir akın ve istila etkinliklerinden ibaret kalmıştır.
SULTAN ALP ARSLAN DEVRİNDE YAPILAN AKINLAR VE FETİHLER
Büyük Selçuklu devletinin ilk Sultanı Tuğrul'un ölümü ( Eylül 1063) üzerine
o sıralarda Horasan Selçuklu Genel Valisi bulunan Alp Arslan, vezir Kündiri'nin
kardeşi Süleyman'ı Selçuklu tahtına geçirme teşebbüsünü süratle bertaraf
ile büyük Selçuklu devleti sultanı olmayı başarmış idi .Ayrıca 0, saltanat
iddiasıyla Sultan Tuğrul devrinin sonralarına doğru harekete geçerek
bu amacını sürdürmekte olan amcası Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış'ı da
bertaraf etti ( 1064 yılı başları) .Böylece ülke içinde huzur ve sükunu
sağlamış oldu .
ALP ARSLAN'IN SEFERİ
Sultan Alp Arslan, yönetiminde düzeni sağladıktan sonra devletin fetih
planlarına uygun olarak Sultan Tuğrul zamanında yapılan Anadolu seferlerini
sürdürmek amacıyla , Şubat 1064'de, başkent Rey'den hareketle Azerbaycan’a
geldi .Burada ordusuna katılan kalabalık Türkmen kuvvetleriyle Urmiye
Gölü’nün kuzey- doğusundaki Merend kentine geldiği zaman, Anadolu'ya
sürekli akınlar yapmakta olan Emir Tuğtekin, huzuruna çıkıp giriştiği
akınlar ve Anadolu'ya ulaşan belli başlı yollar hakkında kendisine bilgi
arz etti .Tuğtekin'den başka, Sultan Tuğrul zamanından beri Anadolu'daki
Selçuklu askeri harekatını yönetmekte olan kardeşi Yakuti ve daha önce
adları geçen Selçuklu emir ve Türkmen beyleri de kendisine katılmış olmalıdırlar.
Çok geçmeden Nahçıvan'a gelen Alp Arslan, Aras ırmağını teknelerden oluşturulan
bir köprüden geçirttiği ordusunu iki kola ayırdı. Bizzat yönettiği ordusunun
ilk koluyla ilerleyerek Selçuklu istilası sebebiyle Bizans'ın Anadolu'daki
hakimiyetinin çökmesinden faydalanarak Lori kentini başkent yapıp yeniden
bir prenslik kurmaya çalışan Ermeni Prensi Davidoğlu Giorg'un "Yıllık
vergi verme" karşılığında Selçuklu vasalı olması" önerisini
kabul etti. Daha sonra Sultan, Gürcistan topraklarına girerek Kangarnı,
Kartlı ve Javakhet (Tiflis-Çoruh ırmağı arası) bölgesini istila ile Gürcistan'ın
kuzey uçlarına kadar ileri harekatını sürdürdü .0 , Kür ırmağı yönündeki
dağlık Trialet'i istila ettiği sıralarda, ordu- sunun öncü kuvvetleri,
batı yönündeki Kür ırmağının Cek kolu üzerindeki Kveliskür'e kadar ilerlemişlerdi.
Sultan Alp Arslan, Şavsat üzerinden geniş bir yay çizmek suretiyle geçerek
güney yönüne inip Panaskert çayı üzerinde bulunan aynı addaki kente ulaştı.
Daha sonra 0, Kartlı-Kars arasındaki Akşehir ( Sepidşehr: yörelerini
de ele geçirdi. (Temmuz 1064) Bundan başka Sultan, Gürcü kuvvetlerinin
savunduğu Borçala ırmağı kıyısında bulunan Allaverdi kentini de şiddetli
çarpışmalardan sonra hücumla ele geçirmeyi başardı; şehirden pek çok
ganimet ve tutsak ele geçirildi .Bu arada Selçuklu kuvvetleri, Gürcü
Prensi IV. Bagrat Pakrat’ı yakalamak üzere idiler ; fakat prens, Kafkas
dağlarına kaçarak canını güçlükle kurtarabildi .Bununla birlikte 0, sultana
bir elçi heyete göndererek ,, itaat ve tabiiyetini'' arz edip ''Selçuklu
devletine yıllık vergi vermek'' şartıyla barış isteğinde bulundu. Onun
bu teklifini kabul eden Alp Ars1an, ileri harekatını durdurarak Aras
ırmağı havzasına geldi. Bu harekat sırasında sultan, ele geçirilen zengin
ganimeti başkent Rey’e gönderdi .Öte yandan sultanın oğlu Melikşah, beraberinde
Yakuti, vezir Nizamülmülk ve Horasan amidi Muhammed Bin Mansur olduğu
halde, emrine verilen Selçuklu kuvvetleriyle Aras ırmağı yönünde ilerleyip
Bizans kuvvetlerinin savunduğu Anberd ( Buirakan)'i şiddetli bir kuşatmadan
sonra ele geçirdi ; çok geçmeden Sürmeli ve Hagios Georgio kalelerini
de aynı şekilde fethetti .Daha sonra 0, kaynaklarda Farsça imlasıyla
kaydedilen Meryemnişin (Belki Şirek'teki Marmaraşin)'i kuşattı. Pek çok
Hıristiyan din adamının yaşadığı bu kutsal ve sağlam surlara sahip olan
ünlü şehir , günlerce süren ve gece gündüz yapılan çarpışmalardan sonra
fethedildi .Bu önemli kalenin alınması ve dolayısıyla oğlunun başarısına
son derece de sevinen Sultan Alp Ars1an , oğlunu ve veziri Nizamülmülk'ü
huzuruna çağırtıp onları kutladı. Çok geçmeden sultan, oğlunun kumandas1ndaki
kuvvetleri de yanına alarak yine Bizans yönetimindeki Anı kalesi üzerine
yürüdü .Arpaçay üzerinde bulunan, yüksek ve sağlam surlar , içi su dolu
derin hendeklerle korunan Doğu-Anadolu'nun bu ünlü kalesi Bizans generalleri
Bagrat ve Grigor tarafından savunulmakta idi .Bizans birlikleri , şehir
dışında karargah kurup kaleyi kuşatma hazırlıklarına başlayan Selçuklu
askerlerine karşı saldırıda bulundularsa da yenilgiye uğrayıp kaleye
kaçmak zorunda kaldılar. Çok geçmeden kaleyi kuşatan Selçuklu kuvvetleri,
özellikle lağımcılar ile, kalenin karşıs1na kurulan tahtadan bir kule
üzerindeki mancınığın ve stratejik önemi haiz noktalara yerleştirilen
okçuların gece gündüz azimle savaşmaları sonucunda ve dolayıs1yla Büyük
Sultan Alp Ars1an’ın uyguladığı mahirine savaş taktiği sayesinde, kaynaklarda
,, As1a zapt edilemez'' biçiminde nitelenen Anı kalesini fethetmeyi başardılar.
Fethinden sonra sultan şehir ve kalenin yönetimlerine Muhammed b.Mansur
ve hadimi Şems’i atadı; çarpışmalar s1rasında yıkılan surların, tahrip
edilen şehrin onarılması hususunda onlara emirler verdi ve şehirde bir
mescit yaptırdı. Tes1im olan Hıristiyan din adamları ve halk, baş vergisi
(Cizye) ödemek şartıyla canlarını kurtardılar (Ağustos 1064) .Bizans
İmparatorIuğu'nun ve dolayıs1yla Hıristiyan aleminin bu ünlü kentinin
Müs1üman Türklerin eline geçmesi, Hıristiyan dünyasında derin üzüntü
yaratmas1na karşılık is1am aleminde büyük sevinç gösterilerine neden
olmuştur.
Sultan Alp Arslan, gerçekleştirdiği bu sefer sonucunda, fethettiği Ermeni
ve Gürcülerin oturdukları çeşitli Bizans memleketlerinin yönetimlerini
beraberinde sefere katılan yasal emirlere bıraktı. Şöyle ki ; Van Gölü
Havzası, Nahçıvan emiri Ebu Dülef'e, Anı ve yöreleri Dübeyl emiri Minuçehr'e,
Gürcistan'ın bir kısmı Gence Valisi Fadlun'a, bir kısmını da Tiflis emirliğine.
Sultan Alp Arslan, başta Bağdad Abbasi Halife Kaaim Biemrillah olmak
üzere bütün İslam hükümdar ve emirlerine birer Fetihname göndererek küffara
karşı kazandığı başarılar ve yaptığı fetihler hakkında bilgi verdi. Bu
haber üzerine halifelik başkenti Bağdat ve öteki İslam memleketlerinde
büyük sevinç gösterileri yapıldı Ayrıca halife, sultana fetihler babası
( Ebulfeth) unvanını gönderdi Sultan Alp Arslan, gerçekleştirdiği Doğu-Anadolu
ve Gürcistan seferinden sonra ülke içinde ortaya çıkan birtakım huzursuzluklar
ve özellikle ülkenin doğu sınırlarında fetihler yapmak amacıyla, Anadolu'dan
ayrıldı. Bununla birlikte çok önem verdiği Anadolu fethine devam edilmesi
hususunda gerekli emirler vermekten geri kalmadı
SELÇUKLU KOMUTANLARININ HAREKATI
Sultan Alp Arslan'ın buyruğu gereğince, daha önceleri de Anadolu'da akınlarda
bulunan Horasan Saları, Ergani yörelerindeki Tulhum ve Siverek kalelerini
başarısız bir kuşatmadan sonra Urfa’ya yürüyerek bu yörelerde birtakım
yerleri ele geçirdikten başka Antakya dükünü yenilgiye uğrattı, fakat
Urfa'yı kuşatma girişimi başarılı olamadı ( 1 5065/66) .0, aynı yıl içinde
yeniden Urfa yörelerine akınlarda bulunarak Kısas ( K’sos=Aksos) ve Celeb'i
kuşattıktan başka Diphisar'ı ele geçirdi ; bunun üzerine karşı harekatta
bulunan dört bin kişilik bir Bizans kuvvetini de bozguna uğrattı. Bu
kumandan, aynı yılda, üçüncü kez, Urfa yörelerine akınlar yaparak tutsak
ve ganimetler ele geçirdi .Daha sonra bu Selçuklu emiri, Diyarbakır'a
gelerek şehrin Hevve Kapısı önlerinde karargah kurdu. Bura emiri Nizamüddin'le
müzakerelerde bulunmak üzere, şehre girdiği zaman hile ile yakalanıp
beraberindekilerle birlikte öldürülerek cesetleri bir kuyuya atıldı.
Bu sebeple bu kuyu Horasan Saları Kuyusu ( Bi'rü Saları Horasan) adıyla
anılmıştır.
Bu sıralarda Karahanlı devletinin Batı kolu hükümdarı Ebu İbrahim I.Tamgaç
Han'ın ( 1058-1067/68) oğullarından biri olması mümkün olan Hanoğlu Harun,
Selçuklu hizmetinde olarak, bin Oğuz atlısıyla Anadolu sınırlarını aşıp
Diyarbakır yörelerine akınlarda bulundu .Daha sonra 0, Haleb'deki Selçuklu
vasalı Arap Mirdasoğulları emirleriyle (Atiyye ve Mahmut) birlikte Bizans'a
karşı akınlara girişti ; Halep için stratejik bakımdan önemli olan Artah
ve İmm kalelerini fethettikten başka, Kuzey-Suriye'ye bir sefer yapan
Bizans imparatoru Romanos Diogenes'e karşı da başarılı savaşlarda bulundu
(1064/65-1067/68) .
1066 Yılında, Selçuklu devlet adamlarından Hacip Gümüştekin sultan Alp
Arslan'ın emriyle beraberinde Afşin, Ahmetşah ve daha bazı Selçuklu emir
ve Türkmen Beyleri olduğu halde Murat ve Dicle ırmakları havzalarından
ilerleyerek El cezire bölgesine inip Ergani ve Nizip yörelerindeki birtakım
kaleleri ele geçirdi. Nusaybin’e başarısız bir kuşatma harekatında bulundu.
Daha sonra 0 Fırat ırmağını geçip Adıyaman yörelerini akınlara uğrattı.
Bunun üzerine Bizans uç kumandanı Aruandanos, Selçuklu kuvvetlerinin
önünü kesip bir baskın girişiminde bulundu ise de Hoşin kalesi yörelerinde
yapılan çarpışmalarda Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Aruandanos
da tutsak alındı; fakat daha sonra 40 bin altın kurtuluş akçası karşılığında
serbest bırakıldı. Bu başarılı hareketlerden sonra Gümüştekin ve diğer
emirler, büyük ganimet ve tutsaklarla birlikte Anadolu'da Selçuklu askeri
üssü haline gelen Ahlat'a döndüler. Fakat burada emir Afşin Gümüştekin'le
bozuşup yaptıkları kavga sırasında onu öldürdü .Sultan Alp Arslan'ın
kendisini cezalandıracağından korku ve endişeye kapılması sebebiyle 0,
buyruğu altında bulunan çok sayıdaki Türkmen atlılarıyla batı yönüne
hareketle Anadolu'da akınlara başladı. Bu sırada Karargahını Amanos dağlarında
kuran Afşin'in kuvvetlerinden bir kısmı Gaziantep’in kuzey-batısındaki
Dülük'ü ele geçirdi .Başka bir kısmı (bin kişilik) da Antakya yörelerine
inip geniş yağma ve talan hareketlerinde bulundu (Ağustos 1067) .Afşin,
daha sonra kuzeye Malatya’ya yönelerek burada karşılaştığı bir Bizans
birliğini yenilgiye uğratıp darmadağın etti .Daha sonra Tohma suyu vadisi
boyunca ileri harekatına devam ederek Kayseri’ye gelip kenti geçici olarak
ele geçirdi .Bunu izleyen günlerde Afşin Karaman yörelerine de akınlar
yaptıktan sonra Toros ve Gavur dağları yoluyla Kuzey-Suriye'ye gelerek
Anadolu'dan ele geçirdiği çok sayıdaki ganimet ve tutsakları önemli bir
ticaret merkezi olan Halep pazarlarında sattı (1067 sonları).Daha sonra
Haleb'den ayrılan emir Afşin ertesi yıl (1068) yeniden Antakya üzerine
yürüyerek yörelerine akınlarda bulundu .Onun bu harekatı sırasında, Halep
ve Antakya yörelerinde akınlara uğratılmadık hiçbir yer kalmamış, dolayısıyla
sayısız ganimet ve tutsak ele geçirilmiş idi ; ayrıca 0, Antakya Bizans
Valisinden 100 bin altın ve savaş aletleri aldı. Çok geçmeden sultan
Alp Arslan, Afşin'in Bizans'a karşı giriştiği bu çok başarılı akınları
sebebiyle ona bir mektup yollayıp kendisini affettiğini bildirdi .Antakya
yörelerinde harekatta bulunduğu sıralarda sultanın bu af mektubunu alan
Afşin, onun huzuruna çıkmak üzere atlı kuvvetleriyle birlikte buradan
ayrıldı ( Nisan 1068) . Bütün bu Selçuklu akınlarını durdurmak ve özellikle
Doğu ve Güney Anadolu'da tahrip edilen kaleleri onartmak amacıyla Doğu
orduları Başkomutanlığına atanan Nikephoros Botaniates Sivas, Malatya,
Divriği ve diğer kent ve ilçelerin kalelerini tamir ettirip kuvvetlendirdi
, fakat hiç durmaksızın sürüp giden Selçuklu akınlarını önlemeyi başaramadı.
BİZANS’TA DURUM
Esasen Anadolu'daki Selçuklu istila hareketlerinin başlangıcından beri
Bizans'ta iç karışıklıklar ve buhranlar sürüp gitmekte idi .Özellikle
imparator Konstantin X .Dukas'ın bu sıralarda ölümünden ( 1067) sonra
vasiyeti gereğince karısı Evdokia üç oğlu adına Bizans tahtına geçmişti
.Bununla birlikte Bizans sarayındaki çeşitli grupların devlet yönetimine
gelişigüzel karışmaları sonucunda imparatorluk içindeki eyaletler ihmale
uğramış, özellikle ordu kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştı. Anadolu'da
bakımsız ve dağınık bir halde bulunan Bizans kuvvetleri, çoğu zaman yiyecek
ve giyecek bulma amacıyla kent ve ilçeleri yağmalamakta idiler. işte
bütün bu sebeplerle imparatorluğun öteki eyaletlerinde olduğu gibi Anadolu'da
da Selçuklu istila hareketlerini önleyecek bir Bizans ordusu sanki yok
gibiydi .imparatorluk içinde gittikçe artan ve ciddi boyutlara ulaşan
tehlikelerin önlenememesi sebebiyle Evdokia'nın niyabeti ancak yedi ay
sürdü. Saraydaki askeri kanadın baskısı sonucunda imparatoriçe askeri
aristokrasiye mensup Kayseri'li bir general olan Romanos Diogenes ile
evlenmek zorunda kaldı. Böylece, daha önce tahtı ele geçirmek amacıyla,
başarısız bir girişimde de bulunmuş olan Romanos Diogenes, Ocak 1068'de
Bizans imparatoru oldu .Bu suretle amacına ulaşabildi .Bununla birlikte
o daha önceki imparatorlar gibi devleti içine düştüğü bu ciddi durumdan
kurtarma yolunda pek fazla bir varlık gösteremedi .Çünkü o bomboş bir
hazine, yıllardan beri yüzüstü bırakılmış bir ülke, perişan ve darmadağın
bir ordu ile karşı karşıya gelmiş idi .Bununla birlikte iktidarı bir
türlü elinden bırakmak istemeyen karısı Evdokia ile arası açılan imparator
sarayı terk ederek Anadolu yakasına geçerek özellikle Selçuklu istilasını
durdurma planları yapmaya başladı.
ALP ARSLAN'I N İKİNCİ SEFERİ
Sultan Alp Ars1an, Kuzeyden inen gayri Müslim Türk Alan, Komuk, Sarir
ve bir kısım Hazarların Selçuklu Vasalı Şeddadoğulları ve Şirvanşahların
memleketlerini istila etmeleri sebebiyle 1067/68 yılında Horasan’dan
büyük bir orduyla hareket edip ikinci kez Aras ırmağını geçerek Gürcistan
ülkesine girdi. Beraberinde Veziri Nizamülmülk ve Kafkasya Fatihi Emir
Sav tekin bulunuyordu .Bu sıralardaki Şeddadoğulları emiri Fadlun ile
Şirvanşahlar hükümdarı Feriburz sultana itaatlarını yenilediler. Alp
Ars1an'ın derhal Şeki ve yörelerine yürümesi üzerine Aphaz ve Gürcüler
buradan çekildiler. Sultan, yöredeki ormanları yaktırmak suretiyle burada
üs1er kurup gizlenen Gürcü Şakilerinin kalelerini fethetti .Savaşa girişmeye
cesaret edemeyen Gürcü Prensi Bagrat kaçtığı gibi Şeki Hakimi Akhastan
(Agasartan) da tes1im olmak zorunda kaldı, hatta is1amiyeti kabul etti.
Daha sonra sultan, onun yönetimindeki memleketlere yürüyerek bir buçuk
ay zarfında başta Tiflis ve Rustov olmak üzere birçok kent ve kaleleri
fethetti .Çok geçmeden Bagrat II Yıllık Vergi Ödeme'' şartıyla Selçuklu
Vasallığını yeniden kabul etti. Bu arada Selçuklu akıncıları, Trabzon'a
kadar olan yörelere akınlarda bulundular. Bu sıralarda Derbendiler’le
Şirvanşahlar arasında çıkan anlaşmazlık ve savaşlardan istifade eden
Gürcüler , Khartli'ye yürüyüp Tiflis'i yeniden ele geçirdiler , hatta
emir Fadlun'u da tutsak aldılar ( Temmuz 1068) .Bunun üzerine Sultan
Alp Arslan'ın Nisan 1069'da emir Savtekin'in kumandasında gönderdiği
bir ordu, Gürcüleri yenilgiye uğrattığı gibi Fadlun'u da tutsaklıktan
kurtardı; ayrıca Sultan, Derbend yönetimine emir Yağma'yı bir menşurla
atadı. Esas amacı, bütün Gürcü ve Aphaza memleketlerini fetih ile Selçuklu
sınırları içine aldıktan sonra Anadolu'da bizzat fetihler yapmak ve dolayısıyla
Bizans'a ağır darbeler vurmak olan Sultan Alp Arslan, Karahanlı hükümdarının
ölümü üzerine, imparatorluğun doğu sınırlarında ortaya çıkan karışıklıklar
sebebiyle, fetih planlarını tam anlamıyla gerçekleştiremeden geri dönmek
zorunda kaldı. Bununla beraber ordusunun bir kısmını Anadolu sınırlarında
bırakarak, Kutalmışoğlu Mansur ve Süleyman ile kardeşi Azerbaycan Genel
Valisi Yakuti, eniştesi Erbasan (Erbasgan) ve Anadolu'da giriştiği akınlarla
ün salan emir Sunduk (Sandak)’ı fetih hareketlerini devam ettirmekle
görevlendirdi .Derhal askeri hareketlerine yeniden başlayan bu Selçuklu
Şehzade, emir ve Türkmen beyleri, Bizans'a sürekli akınlarda bulundular.
BİZANS’IN KARŞI HAREKATI
Yeni Bizans imparatoru Romanos Diogenes, gittikçe artan Selçuklu akınlarını
durdurmak amacıyla, büyük bir çaba göstererek Anadolu'dan özellikle memleketi
olan Kayseri yörelerinden çok sayıda asker topladığı gibi, Rumeli'deki
Uz (Hıristiyan Oğuzlar) ve Peçenek Türklerinden de kuvvetler sağladı.
Ayrıca, Frank, Alman, İskandinav ve İtalya Normanlarından ücretli askerler
tuttu . Çeşitli milletlerden çarçabuk oluşturulan bu Bizans ordusu gerçek
bir birlikten yoksun idi . Romanos Diogenes, Mart 1068'de Suriye yönüne
hareket etti o Kayseri’ye gelmeden önce Selçuklu kuvvetlerinin Niksar'ı
alarak yağma ettiklerini haber alınca yolunu değiştirip Sivas'a, oradan
da Divriği yönüne yürüyüşüne devamla bu bölgelerde kendisine saldıran
Selçuklu kuvvetlerini geri çekilmek zorunda bıraktı. Kazandığı bu ilk
başarıdan sonra imparator , Maraş'a gelip buradan, Fırat boylarına gönderdiği
birliklerle sol ard yanını güvence altına almak istediyse de bu yörelerde
harekatta bulunan Selçuklu emiri Has İnal, bu kuvvetleri yenilgiye uğratıp,
imparatorun bu harekat planını uygulamasına engel oldu o Çok geçmeden
Kuzey- Suriye’ye gelen imparator Halep ve yörelerine ağır bir şekilde
yağma ve tahrip akınlarına uğrattı, daha sonra 0, kuzey Suriye’nin en
önemli kalelerinden birine sahip olan ve Umurtekin adlı bir Selçuklu
emirinin savunduğu Menbic'i ele geçirdi. Bu sıralarda Hanoğlu Harun ve
Selçuklu vasalı Halep Mirdasoğulları emiri Mahmut, Türkmen ve Arap kuvvetleriyle
Halep yörelerindeki Bizans askerlerine saldırıp onları yenilgiye uğrattılar
o Bunun üzerine derhal Halep yörelerine gelen imparator , Türkmen ve
Arap kuvvetleriyle şiddetli bir savaşa girişti ; çarpışmalarda her iki
taraf da ağır kayıplar verdi ( Kasım 1068) .Bu savaştan sonra imparator
, daha önce Hanoğlu Harun tarafından fethedilen Artan ve İmm kalelerini
yeniden ele geçirdi, sonra da Çukurova’ya indi .Bu sıralarda emir Afşin,
Ahmetşah'la birlikte Orta-Anadolu yönünde akınlara başlayarak Sakarya
ırmağı vadisine kadar ileri harekatını sürdürdü ; İstanbul-Çukurova yolu
üzerinde önemli bir konuma sahip olan Emirdağ yörelerindeki ünlü Amuriyye
(Amorion) kentini ele geçirerek yerle bir etti .Bunu haber alan ve son
derece de üzülen imparator , Afşin'in yolunu kesmek amacıyla, derhal
harekete geçtiyse de Afşin'in bir yıldırım hızıyla sürdürdüğü harekat
sebebiyle, bunu başaramadı ve kış mevsiminin gelmesi sonucunda da İstanbul’a
dönmek zorunda kaldı.
SELÇUKLU EMİRLERİNİN AKINLARI
Romanos Diogenes’in İstanbul’a dönmesinden bir süre sonra 1069 yılında,
Afşin, Sunduk, Ahmet şah, Türkman, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu, Serhenkoğlu
ve Arslantaş komutasındaki Selçuklu kuvvetleri doğu, güney-doğu ve güney
bölgelerinden Anadolu'ya akınlara başladılar. Bu akınları önlemek üzere
imparatorun gönderdiği kuvvetler , Türk atlı birlikleri tarafından tamamen
bozguna uğratıldılar. Bunun üzerine imparator Manuel Komnenos komutasında
Sivas'a, Philaretos Brachamios ( Filaretos Bırahamiyos) kumandasında
da Malatya'ya iki ordu sevk ettikten başka , üçüncü bir orduyla da bizzat
harekete geçerek Kayseri yörelerine geldi ; buralarda harekatta bulunan
bir Selçuklu birliğini geri püskürttü ve Fırat ırmağına kadar harekatını
sürdürdü. Onun esas amacı, Anadolu'ya yapılan akınlarda, Selçuklu harekat
üssü olan Ahlat'ı almak, Doğu ve Güney Anadolu'daki Selçuklular tarafından
fethedilen belli başlı kaleleri yeniden ele geçirmek ve dolayısıyla Selçuklu
kuvvetlerini Anadolu'dan çıkarmak idi .Bu planını gerçekleştirmek üzere
imparator , Harput yörelerine geldiği zaman Selçuklu kuvvetleri de Malatya’ya
saldırarak kenti savunan Philaretos'u yenilgiye uğratıp perişan ettiler;
çok az bir askeri birlikle kaçmayı başaran bu Bizans generali bin bir
güçlükle imparatora katıla bildi .Buna rağmen Romanos Diogenes, Murat
suyu boyunca ilerleyerek Palu’ya geldi .Fakat öte yandan ardı arkası
kesilmeyen akınlarla Anadolu içlerine akmakta olan Selçuklu kuvvetleri
, başta Karaman ve Konya olmak üzere, birçok il ve ilçeleri istila ile
ele geçirmeyi başarmakta idiler. Özellikle Orta-Anadolu'nun önemli kenti
olan Konya’nın fethini haber alan imparator , daha ileri gitmekten vazgeçerek
Selçuklu kuvvetlerinin dönüş yollarını kesmek amacıyla, Sivas üzerinden
Kayseri’ye geldi .imparatorun bu planını tespit eden Selçuklu kumandanları,
onun bütün çaba ve önlemlerine rağmen Toros dağları geçitlerinden güneye
inerek Kuzey-Suriye'deki hareket üsleri olan Haleb'e ulaşmayı başardılar.
Böylece Romanos Diogenes, giriştiği bu ikinci seferde de başarılı olamayarak
İstanbul’a döndü. Bununla birlikte 0, bitip tükenmeyen bu Selçuklu akınlarını
durdurmak amacıyla 1070 yılında, yeniden Anadolu'ya bir sefer düzenlemek
istediyse de kendisine yakın olan bazı saray erkanı buna engel oldu .Bunun
üzerine imparator , Doğu-Anadolu orduları Komutanlığına atadığı Manuel
Komnenos'u kalabalık bir orduyla Anadolu’ya gönderdi. Bu sıralarda, Sultan
Alp Arslan'a isyan sebebiyle arası açılan eniştesi (Sultanın kız kardeşi
Gevher Hatun'un kocası) Erbasan, Navekiyye (Yabgulu) adlı kalabalık bir
Türkmen kitlesinin başında olarak Sultanın emriyle kendisini izleme ve
yakalamakla görevlendirilen Afşin ve diğer Selçuklu emirlerinin önünden
batı yönüne kaçarak Kızılırmak kıyılarına kadar ulaşmış idi .Erbasan,
yolunu kesme harekatına girişen Manuel'i Sivas yörelerinde bozguna uğrattı,
hatta onu, Nikephoros ( Nikeforos) Melissenos ve daha bazı Bizans generalleriyle
birlikte tutsak aldı. Bununla birlikte Erbasan'ın Selçuklu emirleri tarafından
izlenmekte olduğunu öğrenen tutsak Manuel, onu Bizans'a sığınması hususunda
ikna etti .Bunun üzerine Erbasan, Manuel ve diğer Bizans generallerini
serbest bıraktı ve sultanın gazabından korkup endişe etmesi sebebiyle,
ailesi ve bazı yakınlarıyla birlikte İstanbul’a gitti. imparator Romanos
Diogenes, onu sanki bir müttefik devlet bakanı imiş gibi çok parlak bir
törenle karşılayıp kabul etti ; böylece tarihte ilk kez bir Selçuklu
Şehzadesi Bizans'a sığınmış oluyordu .Öte yandan Erbasan'ı izlemekte
olan emir Afşin, batı yönünde ileri harekatına devamla Kayseri-Sivas
kesimindeki kent, kale ve ilçeleri bir yıldırım hızla çiğneyip istila
ettikten sonra Afyon-Uşak-Denizli kesimine girip Honas ve Laodicea kentlerini
yakıp yıkarak Marmara Denizi kıyılarına kadar ileri harekatını sürdürdü.
Çok geçmeden Kadıköy’e kadar gelen Afşin, İstanbul’a imparatorabir elçi
göndererek "Selçuklu- Bizans Devletleri arasında barış olduğunu
ve bu sebeple, sultana isyan halinde bulunan Erbasan'ı, beraberindekilerle
birlikte kendisine teslim etmesini" sultan adına bildirdi ise de
kabul edilmedi. Bunun üzerine Afşin, 1070 yılı sonbaharında, gidişinde
olduğu gibi, dönüşünde de Bizans kent ve kalelerini adeta yerle bir etti
.0, giriştiği bütün bu harekat sırasında ele geçirdiği sayısız ganimetlerle
kışı Anadolu'da geçirdikten sonra Ahlat'a döndü ve Sultan Alp Arslan'a "Erbasan
ve Bizans" hakkında bilgi verdi .
SELÇUKLU TARİHİ SAYFASI
|