KADI-ZADE-İ RUMİ
Türk matematikçisi ve
astronomudur (1337-1412) Bursa'da tahsilini bitirdikten sonra,
kız kardeşinden başka hiç kimseye haber vermeden Horasan'a ve oradan
Türkistan'a giderek bilgisini genişletmeye çalışmıştır. Şakaik yazarına
göre, bu yolculuk ve gurbette nasıl geçineceğini düşünmeden yola çıkan
Kadı-zade'nin kitapları arasına kız kardeşi gizlice mücevherlerini koymak
suretiyle bu gayretli ve hevesli matematikçinin yetişmesine yardım etmiştir.
Kadı-zade'nin, nakli ilimlerden ziyade, akli ilimlere, özellikle matematik
ve astronomiye merak etmiş olduğundan, bu yolculuk ve gurbeti göze
almış olması o zamanlar bu ilimlerin Osmanlı ülkesinde pek gelişmemiş
olduğunu anlatabilir. Timur'un torunu Uluğ Bey'in (1394-1449) zamanında
Semerkant'ta bulunduğu sırada, Semerkant Rasathanesi Müdürü Gıyaseddin
Cemşit'in vefatı üzerine, rasathane müdürlüğüne tayin edildiği gibi,
Semerkant medresesi başkanlığına da getirilmişti. Kadızade Horasan'da
Seyyit Şerif Curcani'den ders almış, fakat Kadızade'nin akli ilimlere
karşı bağlılığının fazlalığından dolayı hocasıyla araları açılmıştır.
Seyyit Şerif, Kadı-zade için, «matematik ve felsefeye eğilimli bir
yaradılıştadır» diye tariz ettiği gibi Kadı-zade de hocası için, «matematikte
söz söyleyecek durumda değildir» demiştir. Bu bilginin Semerkant
hayatından pek memnun olmakla birlikte memleketini bırakmış olmaktan
azap duyduğu Şerhi eşkâl-üt-tesis adlı kitabının önsözünde koyduğu
şu beyitten anlaşılıyor:
"Onlarda (Semekantlılar) kusur yoktur; ayıplanacak
olanlar, dostlarını ve yurtlarını bırakmış olan konuklarıdır».
Semerkant medresesi baş müderrisliğinde
bulunduğu sırada Uluğ Beyin sebepsiz yere bir müderrisi azletmesi
üzerine evine kapanarak derse gitmeyen Kadı-zade'nin evine bizzat Uluğ
Bey gidince dersten çekilmesine, bir müderrisin kendisine sorulmadan
azli sebep olduğunu söylemiş ve bu suretle ilmi kurumlara siyasi idarelerin
doğrudan doğruya hâkim olamayacağına dair güzel bir ders vermiştir. Bu
bilgin hükümdar, hemen hocayı görevine iade ederek, Kadızade'nin gönlünü
almıştır .
Rasathane müdürlüğünde bulunduğu zaman hazırlanmakta olan Zic-i Gürgani'nin
(Zic-i Uluğ Bey) yazılışına da katılmıştır Kadızade'nîn birçok
eserleri vardır. Bunlardan biri Osmanlı medreselerinde okutulan
Mahmut bin Ömer-ül Çagminî-ül-Hârezmî'nin
(ölm. (1221) El-muhallas fi'l-hey'e adlı heyet kitabına yazdığı
şerhtir. Bu şerhin birçok nüshaları İstanbul ve Avrupa kitaplıklarında
yazma olarak mevcut olduğu gibi muhtelif tarihlerde Delhi, Lucknow ve
Tahran'da da basılmıştır. Bundan başka Şemseddin-i Semerkandî'nin (adının
yayılması 1291 sıralarında) Euclides'in Kitab-ül-usul'ün’den geometri
öncülleri ve üçgenlerin niteliklerine dair ikinci kitabındaki davalar
üzerine kaleme aldığı Eşkâl-üt-tesis'i şerh etmiştir ki, her meşhur olan
bu eserin de birçok yazma nüshaları hemen her kitaplıkta bulunduğu gibi
İstanbul’da 1268'de taşbasması olarak basılmıştır. Bu basmanın kenarında
Mehmed-ül-Hadî adında, yazarın öğrencilerinden birinin de çıkması vardır.
Bir de Şehit Ali Paşa kitaplığında (No. 1992) bir mecmua içinde 55 yapraklı
Muhtasar fi'l-hisab adlı Arapça bir eseri daha vardır ki, birinci kısmı
aritmetik, ikinci kısmı cebir ve denklemler, üçüncü kısmı ölçmelerden
ibarettir. Eserin sonunda bir de şerhi varsa da bunu yazanın ismi görülmez.
Salih Zeki Bey, bu eseri Kadı-zade'nin Türkistan'a gitmeden önce yazdığını,
çünkü üzerinde, yazan olarak yalnız Allâme Salâhaddin Musa denilmiş bulunduğunu
iddia etmektedir; herhalde bu eser o zaman için faydalı ve anlaşılması
kolay bîr aritmetik kitabıdır. Fakat Kadı-zade'nin en orijinal eseri
hiç şüphesiz kî, Risale fi istihrac-il-ceyb derece vahide adiyle Gıyaseddin
Cemşid'in yazdığı kitaba hazırladığı şerhidir.
Kitabın adı şerh olmasına rağmen Kadı-zade bu eserinde bir derecelik
yay sinüsünün hesabı usulünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle
sokmuştur. Bu eser yazarın adını taşımaz; fakat kendisinin torunu, Beyazıt
II. devri matematikçi ve astronomu, Mirim Çelebi'nin bu eserden bahsederken
«ceddim Kadı-zade'nin yazdığı risale» diye anmasına ve aktardıklarının
aynen o risaleden alınmış olmasına göre, eserin yazarı Kadı-zade-i Rumî
olacaktır. Eserde bir derecelik yay sinüsünün, yarıçap l olarak alındığına
göre. 0,017452406437 olduğu gösterilmektedir.
Merhum Salih Zeki Bey bu yazardan bahsederken zamanının en ciddi ve gerçek
bir astronomu olduğunu ve eserlerinde o zamanlar pek makbul olan nücum
ilmine (astrologie) ait bir satır bile bulunmadığını överek söyler; bunun
için Kadı-zade'yi Osmanlı Türklerinin birinci gerçek astronomu ve matematikçisi
saymaya hakkımız vardır. O zamanki Doğu dünyasında kendisine bir isim
yapan bu bilgin, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra, asıl
memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bîr
gidiş almış olacağı tahmin edilebilir. Ama Kadı-zade'nin Türkistan'da yetiştirdiği
iki öğrencisi sonradan Türkiye'ye gelerek, matematik ve astronomi ilmîni yaymışlardır.
Bunlardan biri Fethullah
Şirvanî, öteki Ali Kuşçu'dur.
Adnan ADIVAR:Osmanlı Türklerinde İlim
TÜRKLER'DE BİLİM