MANİSA MORİS ŞİNASİ HASTANESİ'NİN TARİHÇESİ

MANİSA MORİS ŞİNASİ HASTANESİ'NİN TARİHÇESİ

Hâlihazırda Manisa'da faal durumda olan Moris Şinasi Çocuk Hastanesi, adını Manisalı bir Yahudi'den almaktadır. 1933 yılında faaliyete geçen hastane bugün Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bağlı olarak yönetilmektedir.

MUSA (MORİS) ŞİNASİ'NİN HAYAT HİKÂYESİ

Musa Eskenazi 1855 yılında Manisa'da doğdu. Ailenin dördüncü çocuğuydu. Salamon ve Jak adında iki erkek, Sultana adında da bir kız kardeşi vardı. Manisa'da tütün sanayiinde kısa bir süre çalıştı ve bu alanda biraz deneyim kazandı. 14 yaşındayken ağır bir hastalık geçirdiğinden Manisa'da hastaneye kaldırıldı ve tedavi gördü. Musa Eskenazi 1870 yılında 15 yaşında iken kardeşi Salamon ile birlikte yalınayak ve cebinde sadece iki mecidiyeyle Manisa'dan ayrıldı. Sığır taşıyan bir gemi ile İskenderiye'ye gitti, İskenderiye'de limanda gemilere yük aktarma ve boşaltma işlerinde çalıştı. Garafollo adında, tütün ticareti ve sigara imalatı yapan zengin bir Yunanlı, Musa'ya yakınlık duydu ve onun hamiliğini üstlendi. Onu evine aldı ve kendi oğlu ölmüş olduğundan ona öz oğlu gibi davrandı. Garafollo Musa'ya adabı muaşeret ve toplum içinde nasıl davranılacağını öğretti. Musa otuz yaşına kadar onun yanında kaldı, tütün ticaretini ve sigara imalatını iyice öğrendi. Bir gün Garafollo Musa'ya "Artık Amerika'ya gitme zamanın geldi, zira orası fırsatlar ülkesidir" dedi. Bunun üzerine Musa, Garafollo'nun kendisine verdiği 25.000 dolar ödünç parayla, Amerika'ya göç etti.

Musa Eskenazi Amerika'ya göç ettiğinde Moris Şinasi adını aldı.1893 yılında patentini aldığı sigara sarma makinesi ve makinede sarılmış bir paket sigarayla Uluslararası Şikago Fuarı'na katıldı. O günlerde herkes tütününü elde sarıp kendi sigarasını yaptığından Moris'in patentini aldığı sigara sarma makinesi, devrim yaratan bir yenilikti. Fuardan sonra Moris Şinasi, New York'a döndü ve kardeşi Salamon'u yanına getirtti, İskenderiye’den ayrılırken Garafollo'dan ödünç aldığı parayı da kendisine iade etti. Şinasi kardeşler 1893 yılında, Broadway ve 120. Sokak'ın kesiştiği yerde küçük bir sigara fabrikası kurdular, işçilerini de Manisa'dan getirttiler. Şirketin adı Schinasi Brothers Company (Şinasi Biraderler Şirketi) idi. iki kardeş bu fabrikada Osmanlı Devleti'nden tütün ithal edip hazır sigara üretmeye başladı. Bu sigaralar seyyar satıcılar tarafından satışa sunuluyordu. Sigara kâğıdı ise Mısır'dan ithal ediliyorduÜretilen sigaranın markası Egyptian Prettiest (En Güzel Mısırlı) idi ve yirmi sigaralık bir paket 0,35 dolara satılıyordu. Bu o dönem için pahalı bir fiyattı. Başta fabrikada yaklaşık iki yüz Manisalı Yahudi işçi çalışıyordu. İşçiler haftada altı gün çalışıyorlardı.

Bu çalışma koşulları Amerika'da yayımlanan ve Sefarad Yahudilerine hitap eden La America gazetesi tarafından eleştirildi. Gazete Şinasi kardeşlerden işçileri sadece beş gün çalıştırmalarını istedi. Şinasi kardeşler hemşerileri olan Sefarad Yahudilerine yardımda bulunmak amacıyla özellikle Sefarad Yahudisi olan işçileri istihdam ettiklerini beyan ederek kendilerini savundular. Ancak birçok kişi Şinasi kardeşleri işçileri düşük ücretle çalıştırıp sömürmekle suçladı. Fabrikada Yunanistan'dan göç etmiş Yahudi kadınlar da çalıştı. Şinasi Biraderler Şirketi, bir diğer sigara şirketinin de doğmasına neden oldu. Sam Benaderet adında Türkiyeli bir Yahudi Şinasi Biraderler'de ustabaşı olarak çalışmıştı. Sam Benaderet daha sonra 1915 yılında San Fransisco'ya yerleşti ve kendi sigara fabrikasını kurdu. Bu fabrika 1980 yılının Mart ayına kadar faal durumdaydı.

Musa ve Salamon kardeşler çok kısa sürede büyük bir ticari başarıya ulaşıp beş ila altı yıl zarfında milyoner olmuşlardı. Sultan II. Abdülhamit Amerika'ya Türk tütünü ithal ettiği için Hicri 1324 yılının Rebi-ül-evvel ayında (miladi olarak 1906 yılının Nisan ayı sonu-Mayıs ayı ortası) Moris Şinasi'yi dördüncü dereceden Mecidiye nişanıyla taltif etti. Moris Şinasi daha sonra ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne de üye oldu. Moris Şinasi Amerika'da yedi yıl bekar yaşadıktan sonra evlenmeye karar verdi. O zaman elli yaşındaydı ve çapkınlık yılları artık geride kalmıştı, iş için Selanik'e gittiğinde arkadaşı Jozef Ben Rubi'den kendisine uygun bir eş bulması için yardım etmesini rica etti. Jozef Ben Rufai'nin evinde otururken onun 16 yaşında ve halen okulda okumakta olan torununun fotoğrafını gördü. Bunun üzerine Moris arkadaşına "çok güzel bir kız, benimle evlenmek ister mi?" diye sordu. Jozef Ben Rubi bu soruya gülerek şu cevabı verdi: "Musa sen yaşlı bir adamsın. Laurette ise

küçük bir kız." Ancak Moris Şinasi bu cevap karşısında ısrar etti: "Okuldan eve geldiğinde kendisine sorar mısın?"

Laurette Ben Rubi okuldan eve döndüğünde Moris Şinasi ile karşılaşır karşılaşmaz ona ilk bakışta aşık oldu. Moris Şinasi çok zengin ve çok önemli bir insan olduğundan Laurette, Moris'in evlenme teklifine "evet" cevabını verdi. Moris ve Laurette 1903 yılında Selanik'te evlenip birlikte New York'a gittiler. Moris karısı İçin New York'ta Riverside Drive 351 numarada İtalya’dan ithal ettiği mermerlerle büyük bir malikâne inşa etti. Bu evde 4 Ağustos 1907 tarihinde Altina adında ilk kızı, daha sonra da Victoria ve Juliette adlarında iki kızı daha dünyaya geldi. New York'taki 35 odalı malikânenin birçok odası Türk üslûbunda döşetilmiş, banyosu da Türk hamamı tarzında kurnalı olarak inşa edilmişti. Evin bekçiliğini Cako adında Anadolu'dan Amerika'ya göç etmiş bir Yahudi üstlenmişti. Moris Şinasi Amerika'da yaşarken evde piyano olmasına rağmen gramofonda Türk musikisine ait taş plakları dinlerdi. Moris’in kardeşi Salamon Şinasi de aynı bölgede ayrı bir malikâne satın aldığından iki kardeş birbirlerine yakın olarak yaşamaya devam ettiler. Şinasi kardeşlerin Osmanlı Devleti ile olan mükemmel ilişkileri ve tütünü de Osmanlı Devleti'nde ithal etmeleri nedeniyle Sultan, Salamon Şinasi'nin oğlu Leon'a dönemin Washington sefiri Mehmet Ali Bey vasıtasıyla safkan bir Arap damızlık atı hediye etti.

Moris Şinasi Amerika'ya göç edip sıkıntıya düşmüş Türklere de yardım etti. Bunun bir kanıtı bu yüzyılın başında Amerika'ya göç eden ve iş bulamadığı için çok sıkıntılı anlar geçiren İstanbullu bir şofördür. Hamdi adındaki bu şoför New York'ta zor aylar geçirdikten sonra Musa Şinasi'nin yanında memur olarak çalışır ve bunu da şöyle anlatır:

"Bu sıkıntılı, üzücü ve ezici yaşayış tütün tüccarı Eskenazi Efendi'nin yanına şoför olarak girinceye kadar devam etti. Bu Eskenazi Efendi'yi siz de tanırsınız. Ölürken Manisa'da hastane yaptırılmak üzere para bırakan zengin vatandaşımız. Eskenazi Efendi çok iyi, çok hayırperver bir adamdı. Yanında altı ay çalıştım.

Altı ay sonra Türkiye'de hürriyet ilan edildiğini duyduk. New York'taki konsolosumuz Münir Bey'in teşebbüsü ile bu şehirde bulunan Türkler büyük bir miting yaptık. Vatan hepimizin gözünde tütüyordu, İstanbul’a dönmeye karar verdim. Kararımı Eskenazi Efendi'ye söyledim. Bana bilet parası, üstelik bir hayli de bahşiş verdi."

Şinasi kardeşler Sefarad Yahudilerinin kurdukları derneklerde de faaldiler. Çoğunluğu Anadolu'dan göç etmiş olan Yahudilerin üye olduğu 1899 yılında kurulan Union and Peace Society (Dayanışma ve Barış Cemiyeti)'ne üye idiler.19 Moris Şinasi 1914 yılında Doğu Yahudileri Federasyonu'nun onursal başkanlığına da seçildi.

1916 yılında Tobacco Products Company (Tütün Ürünleri Şirketi), Şinasi Biraderler Şirketi'ni üç buçuk milyon dolar nakit ile satın aldı. Bu paraya Şinasi Biraderler'in Amerika ve Avrupa depolarında bulunan 1.300.000 dolar değerinde Türk tütünü stokları da dahildi. Fabrika satıldığında yıllık kapasitesi İki yüz elli milyon sigara idi.21 Şirket satıldıktan sonra Salamon Şinasi'nin oğlu Leon Şinasi şirketin başkanlığına getirildi.

Moris Şinasi'nin milyonerliğe uzanan yaşam öyküsü değişik kişiler tarafından değişik zamanlarda değişik şekillerde anlatılmıştır. Peyami Safa Musa Şinasi'den şöyle bahseder: "Manisa'da bir hastane yapılması için dört yüz bin lira vakfederek ölen Moiz Eskenazi, gençliğinde meteliksiz bir adammış İzmir ve Manisa hahamhanelerinde iş aramış, fakat okuması yazması olmadığı için bulamamış. Sonra İzmir’den Mısır'a gider, pek nafile bir sermaye ile ufak bir tütüncü dükkânı açar Mısır'dan da Amerika'ya geçer ve nihayet... milyoner olur.

Fakat Amerika'daki zengin dostları, niçin mektupları ile telgraflarını daima kâtiplerine okuttuğunu ona sorarlar. "Pek öyle okumam yazmam yoktur!" cevabını verir ve hayatını anlatır.

'Garip şey!' derler, 'okuma yazma bilmediğiniz halde milyoner oldunuz, ya bilseydiniz ne olacaktınız?'

'Ne mi olacaktım? Gayet basit: hahamhanede kâtip!'

Bir başka kaynağın anlatımı ise şu şekildedir:

"Bir zaman Manisa'dan bir grup yaptıracakları hastanenin parasını tedarik edebilmek için Amerika'da bulunan zengin hemşerileri Moris Şinasi'nin yanma giderler. Tesis edecekleri çocuk hastanesinden bahsedip yardım talep ederler. Moris Şinasi kendilerine bir çek uzatır ve "Ne kadar istiyorsanız yazınız" der. Onlar da "efendim, siz yazınız" derler. Der ki, "Ben, okuma yazma bilmem ki!" Onlar  "ya bir de okumanız yazmanız olsaydı, kim bilir neler olurdunuz!" derler. O ise, "Eğer okumam yazmam olsaydı kiliseye bekçi olurdum. Aslında gittim, müracaat ettim fakat bana, senin okuman yazman yok diyerek, bekçilik vermediler. Ben de gemiye atlayıp Amerika'ya geldim ve gördüğünüz gibi büyük bir zengin oldum," der."

En nihayet bir Yahudi kaynağı bu hikâyeyi daha değişik bir şekilde anlatır:

"Bundan yıllar önce Manisa'da kalabalık bir cemaat yaşarmış. Böyle bir cemaatin kendine özgü bir mezarlığı olması ise çok doğal, işte Manisa'daki Musevi mezarlığında Moris Şinasi adlı biri bekçilik yaparmış.

Günlerden bir gün oldukça varlıklı bir adam elinde aradığı mezarın kaydı yazılı bir kâğıtla bekçi Moris'e danışır. Fakat bizim Moris okuma yazma bilmemektedir. Üzülerek yardımcı olamaz.

'Okuma yazma bilmeyen bir zatı nasıl mezarlık bekçisi yaparsınız?' şeklinde cemaat yetkililerine şikâyette bulunan bu varlıklı kişi Moris'in işine son verilmesine neden olur.

Zavallı Moris, Manisa sokaklarında aylak aylak dolaşmaktadır. Kimsesiz Moris'in Manisa'da yaşantısını sürdürmesi artık mümkün değildir. Moris tam umudunu yitirmek üzereydi ki, kahvede otururken yanına yaklaşan biri: 'Bak Moris, duyduğuma göre son günlerde İzmir’den kalkan şileplerle Amerika'ya ulaşanlar oldukça fazlaymış.

Bu söz Moris'e yetmiştir. Ertesi gün sırtında Manisa'nın mis gibi kokan tütününü doldurduğu bir torba ile Amerika'ya yol alan bir şilebin içindedir bile.

Moris tütün dolu torbayı niye yanma almıştır? Zannederim, fazla bir şey bildiğinden değil. Satın alabileceği veya götürebileceği hiçbir eşya olmadığından herhalde.

Her neyse, Moris caddelerde yürürken tütün saran kişiler görünce getirdiği torbanın ne kadar doğru bir seçim olduğunu anlar. Artık o da New York caddelerinde tütün sarmaktadır.

Bunun üzerine bir yolunu bulup da Manisa'ya ona tütün göndermeleri için haber salar. Aradan geçen zaman zarfında Moris'in tütünleri herkes tarafından beğenilmektedir.

Ve aradan geçen çok uzun zaman zarfında Moris Eskenazi Amerika'nın tütün kralı olagelmiştir. Ancak onun bir minnet borcu vardır. Doğduğu büyüdüğü şehir olan Manisa'ya bir hastane yaptıracaktır."

Moris Şinasi 1929 yılının Eylül ayında öldü. Cenazesi 6 Ekim 1929 tarihinde kaldırıldı. Öldüğünde servetinin on milyon doların üstünde olduğu tahmin ediliyordu. Musa Şinasi 14 yaşında iken geçirdiği hastalıktan kurtarıldığı Manisa'ya bir hastane kurulması amacıyla servetinin bir milyon dolarlık kısmını bu şehirde kendi adını taşıyan bir hastane kurulması için bağışlar. Moris Şinasi Amerika'daki Kadınlar Hastanesi, Lying-İn Hastanesi, St.Lukes, Sydenham, Presbyterian ve çocuk hastanelerinin her birine de üç yüz biner dolar bağışta bulunulmasını vasiyet eder.

LAURETTE ESKENAZİ'NİN TÜRKİYE'Yİ ZİYARETİ

Moris Şinasi'nin vasiyeti gereğince Laurette Eskenazi, eşinin doğum yeri olan Manisa'ya seyahat için hazırlıklara başlar; eşinin adını taşıyacak hastanenin inşası için Türkiye'ye gitmektedir. Ancak Selanik doğumlu Laurette Eskenazi, Amerikan vatandaşlığına geçen Moris ile evlendiğince kendisi de Amerikan vatandaşı olmuştur. Bu nedenle Laurette Şinasi, Türkiye'ye geldiği takdirde eski bir Türk vatandaşı olması nedeniyle Türkiye'ye giriş veya çıkışında bir engel veya zorlukla karşılaşıp karşılaşmayacağı konusunda mütereddit idi. Bu nedenle Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye'nin Washington'daki büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey ile bu konuyu aydınlığa kavuşturmak için temaslar yapıldı. Yapılan temaslar sonucunda böyle bir güçlüğün söz konusu olmadığı anlaşıldı ve Laurette Eskenazi Manisa'ya seyahat etmeye karar verdi.27 Laurette Eskenazi eşinin hastane yapımı için vakfettiği mal varlığını yöneten Chemical Bank and Trust Company yöneticilerinden Huntington Turner'la birlikte 27 Nisan 1930 tarihinde İstanbul’a geldi. Ancak gelmeden önce bu bağıştan haberdar olan, İstanbul’da kurulu Amiral Bristol Hastanesi başhekimi Dr. Sheppard, Chemical Bank and Trust Company ile temasa geçerek hastanenin Manisa yerine İstanbul’da yapılmasını talep etti. Amerikan Dışişleri Bakanlığı da konuya ilişkin görüşünü belirtirken hastanenin Manisa yerine İstanbul’da yapılmasını tavsiye etti. Ancak Moris Şinasi'nin vasiyetini yerine getirecek olan bankanın vasiyetnameye uygun olarak davranacağını tahmin ettiğini ekledi. Laurette Eskenazi ve banka yöneticisi Huntington Turner, İstanbul’a vardıktan iki gün sonra Ankara'ya gidip Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekili Dr. Refik Saydam'ı ziyaret ettiler. Dr. Refik Saydam'la olan görüşmede Washington Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey'in kardeşi Orhan Şemsüddin Bey de hazır bulundu. Misafirler daha sonra Amerikan Büyükelçiliği aracılığıyla Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras'ı da ziyaret ettiler. Ziyaretin ertesi günü Dr. Refik Saydam misafirleri evine yemeğe davet etti. Davette vekâlet mensupları da hazır bulundular. Yemek sırasında Dr. Refik Saydam'ın hastanenin Manisa'da kurulması konusunda pek istekli olmadığı görüldü. Refik Saydam, hastanenin inşası için gerekli arazinin hükümet tarafından teinin edilip bağışlanacağına ve arazinin ve inşa edilecek binaların vergiden muaf tutulacaklarına dair söz verdi. Laurette Eskenazi daha sonra Gülcemal vapuru ile önce İzmir’e oradan da karayoluyla Manisa'ya gitti. 11 Mayıs 1930 günü Manisa'ya varan Laurette Eskenazi kendisi için Özel olarak Ankara'dan Manisa'ya gelen Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekâleti umumi müfettişi Fuat Bey, aynı vekâletten Dr. Naci Bey, CHF müfettişi Zühdi Bey, Belediye başkanı Rıza Bey ve Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kadınlar Birliği üyeleri tarafından karşılanır. Manisa belediyesi adına Madam Eskenazi'ye teşekkür edilip onuruna bir ziyafet verilir; sonra Laurette Eskenazi esinin Manisa'da doğup büyüdüğü evi ziyaret eder. Öğleden sonra da Fuat Bey ve diğer kişilerle birlikte hastane inşaatı için ayrılan iki arsayı görmeye gider. Bu arsalardan bir tanesi Eski Hastane civarında Ulu Mezarlık adındaki bölgede, diğeri de polis merkezinin karşısındaki mevkiideydi. Madam Eskenazi Ulu Mezarlık mevkiinde olan araziyi beğendi. Ancak bu iki arsadan hangisinin daha uygun olduğuna dair kararın Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekâleti tarafından verilmesini uygun gördü.32 Madam Eskenazi daha sonra Gülcemal gemisi ile İzmir’den İstanbul’a geri döndü.33 Geri dönüşünde Cumhuriyet gazetesi muhabirine verdiği demeçte şunları söylüyordu:

"Ankara'ya giderek Hilal-i Ahmer (Kızılay) merkezi erkânı ile görüştüm. Oradan da Manisa'ya gittim. Hakkımda hüsnü kabul gösterilmesine müteşekkirim. Manisa'da inşa edilecek hastane için tefrik edilen (ayrılan) arsaları gördüm. Bunlardan biri tercih edildi. Şimdi planlan yapılacak ve ona göre kaç yataklı olacağı kati surette kararlaştırılacaktır. Yakında intaç edileceğini [sonuçlanacağını] ümit ettiğim bu işle alakadar olarak burada kalacak, icap edince Ankara ve Manisa'ya tekrar gideceğim. Amerika'ya ne zaman gideceğim henüz malûm değildir"

Vakfedilen bir milyon dolarlık bağışın iki yüz bin dolan hastanenin inşaatına ve gerekli donanımın alınmasına, bakiye 800.000.- doların ise menkul kıymetlere yatırılıp bu yatırımdan elde edilecek gelirin, her yıl hastaneye gönderilmesine karar verildi. Chemical Bank temsilcisi Huntington Turner, Madam Eskenazi'yle İstanbul’a geri döndükten sonra, Ankara'ya tekrar gidip Dr. Refik Saydam ve başvekil İsmet İnönü ile görüştü ve 27 Mayıs 1930 tarihinde Ankara'dan ayrıldı. Ayrılmasından hemen sonra Dr. Refik Saydam, Chemical Bank and Trust Co.'nun gönderdiği yazıda hastanenin inşaası için nakden ödenecek olan iki yüz bin dolarlık tutarla kırk yataklık bir hastanenin inşa edilebileceğini bildirdi. Turner'a, kendisinin teklif ettiği gibi, vakfedilen 800.000.- dolarlık kısmın menkul kıymetlere yatırılmasından elde edilecek yıllık yaklaşık otuz-bin dolar gelirin her yıl hastaneye bağışlanmak üzere T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ye havale edilmesinin uygun olduğunu söyledi. Dr. Refik Saydam talep edilen gümrük muafiyeti konusunda araştırma yaptığını, röntgen cihazları ile kinin ve neosalvarsan gibi bazı ilaçlar dışında gümrük muafiyeti tanınmayacağını bildirdi. Gümrük muafiyetinin tanınması için Vekiller Heyeti'nin TBMM'den bir kanun geçirtmesi gerektiğini, bunun da uzun formaliteler gerektirdiğini yazdı. Dr. Refik Saydam'ın kırk yataklık hastane için öngördüğü personel kadrosu ve bütçesi şöyle idi:

Memurlar Sayısı Maaş Yıllık  Maaş  Tutarı
İhtisas yapmış hekimler 2 350.- lira. 8.400.- lira
Başhekim için ek ücret 1 100.- 1.200.-
Cerrahi ve tıp bölümleri için asistanlar 2 100.- 2.400.-
Röntgen  Mütehasısı ve  Radyoloji  Diplomasını  Haiz  Hemşire 1 200.- 2.400.-
Hariciyeci (kulak-burun-boğaz ve göz doktoru) 2 100.- 2.400.-
Başhemşire 1 125.- 1.500.-
Hemşireler 2 100.- 2.400.-
Hastabakıcılar (kadın) 6 40.- 2.880.-
Yönetici (Amerikalı) 1 300.- 3.600.-
Hizmetliler (kapıcı dahil) 10 40.- 4.800.-
Mekanisyen 1 150.- 1.800.-
Ahçı 1 60.- 720.-
Memur 1 80.- 960.-
Eczacı 1 100.- 1.200.-
Toplam 32   36.660.-

HASTANENİN İNŞAASI

Madam Eskenazi'nin Amerika'ya geri dönüşünün ardından, Dr. Refik Saydam Hastane için gerekli bütün teçhizatı kapsamına alan bir gümrük muafiyetinin tanınmasının çok zor olacağını belirttiği halde, muafiyet kanunu TBMM tarafından kabul edilir. Vekiller Heyeti hastanenin inşasında kullanılacak olan malzemenin gümrüksüz ithal edilmesini mümkün kılan 1907 sayılı kanunu 28 Aralık 1931 tarihinde kabul elti. Kanun metni aynen şöyleydi:

"Madde l - Manisa'da Beynelmilel Moris Şinasi Hastanesi namı altında müteveffa (merhum) Moris Şinasi'nin vasisi tarafından inşa ve tesis edilecek hastane için hariçten getirilecek inşaat, tesisatı sıhhiye ve fenniye ve tefrişata ait malzeme ve eşya ile alat, edevat ve ilaçlar bir defaya mahsus olmak üzere gümrük resminden istisna edilmiştir.

Madde 2 - Bu hastane için lazım olan arazi Hükümetçe mubayaa olunarak (satın alınarak) hastane namına meccanen (bedelsizi) teberru olunur, (bağışlanır)

Madde 3 - Hastane, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve nizamları dairesinde parasız ve karşılığı kâfi gelmediği takdirde yatağının beşte biri nispetine kadar ücretli olarak faaliyette bulunur."

Dr. Refik Saydam tarafından hazırlanan hastanenin yönetimiyle ilgili kararname taslağının birinci maddesine göre hastanenin adı Beynelmilel Moris Şinasi Hastanesi olacaktı. Taslağın üçüncü maddesine göre hastanede açılacak olan servisler şunlardı: cerrahi, doğum ve genel dâhiliye. Gerektiği takdirde göz, kulak, burun ve boğaz hastalıkları ile ilgili hastalar da kabul edilecekti. Taslağın dördüncü maddesine göre hastanede

a) bütün hastaların tedavi edileceği bir poliklinik

b) bir radyoloji laboratuarı

c) hastaların tahlillerinin yapılacağı bir kimyasal ve bakteriyoloji laboratuarı

d) hastalara verilecek ilaçların hazırlanacağı bir eczane tesis edilecekti.

Taslağın beşinci maddesine göre hastalar ücretsiz olarak tedavi göreceklerdi. Moris Şinasi'nin vakfettiği 800.000.- dolarlık meblağın menkul kıymet gelirlerinin yetersiz kalması halinde vakfiyeyi yöneten Chemical Bank ve Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekâleti arasında yapılacak mutabakat gereğince paralı hastalar kabul edilebilecekti. Paralı hastaların sayısı hastanenin toplam yatak sayısının en fazla beşte biri kadar olabilirdi. Taslağın sekizinci maddesine ve ilk teklife göre değiştirilmiş haliyle nihai personel listesi şöyleydi;

Görevi Sayı Aylık Aylık  toplam  maaş tutarı
Başhekim (cerrah veya dahiliyeci) 1 350.- 350.-
Uzman hekim (dahiliyeci veya cerrah) 1 300. 300.-
Kulak-burun-boğaz uzmanı(haftada üç konsültasyon yapacak) 1 70.- 70.-
Göz hekimi (haftada üç konsültasyon) 1 70.- 70.-
Radyoloji uzmanı (haftada üç konsültasyon) 1 80.- 80.-
Hekim asistanları 2 70.- herbiri       140.-
Amerikalı başhemşire 1 350.- 350.-
Amerikalı hemşire 1 300.- 300.-
Türk hemşireler (biri ebe) 4 65.- her biri      260.-
Elektrikçi- mekanisyen 1 80.- 80.-
Eczacı 1 100.- 100.-
Memur 1 80.- 80.-
Hizmetliler (bahçıvan, hamal, vs) 10 30.- 300.-
Toplam 31   (Yıllık) 28.560.-

1932 yılında doların Türk lirası karşılığı ortalama değeri 2,1193 lira idi.39 Dolayısıyla yıllık toplam 28.560.- lira tutarındaki personel maaşları yaklaşık 13.500.- dolara tekabül etmekte olup vakfedilen 800.000.- doların yıllık menkul sermaye geliri hem personel hem de diğer hastane giderlerini rahatça karşılayabiliyordu. Hastane giderlerinin, Manisa Valisi, Manisa 11 Sağlık Müdürü ve Chemical Bank and Trust Co.'nun seçeceği Türkiye'de yerleşik bir Amerikan yurttaşından oluşan üç kişilik bir heyet tarafından denetlenmesi öngörülüyordu.

Kanun kabul edildikten sonra hastanenin inşaası için Chemical Bank yöneticisi Huntington Turner ve inşaatın mimarı W. Stuart Thompson 21 Mayıs 1932 tarihinde Ankara'ya tekrar gelip Dr. Refik Saydam'ı ziyaret ettiler. Daha sonra İstanbul yolu ile Manisa'ya hareket ettiler.Vakfiyenin avukatlığını Ege Mıntıkası Baro Başkanı avukat İsmail Hakkı Gökmen yürüttü. Madam Eskenazi Manisa'yı ziyaret ettiğinde İsmail Hakkı Gökmen'in evini de ziyaret etti. İnşaatın proje mühendisi sürekli kahkaha altığı için "Kahkahacı Galip Bey" diye anılan Galip adında bir mühendisti, inşaat sırasında şantiyede mühendislere prefabrik evler tahsis edilmişti, inşaat bittiğinde bu evlerden birini İsmail Hakkı Gökmen rica edip aldı ve bağına yerleştirdi. Hastanenin inşaatı l Haziran 1932 tarihinde başladı. İnşaatın tarihini taşıyan temel taşı l Ağustos 1932 tarihinde Manisa Valisi'nin de hazır bulunduğu bir törende temele yerleştirildi.Tören sırasında koyunlar kurban edildi ve Atatürk'e teşekkür edildi, İzmir gümrüklerindeki bürokrasi nedeniyle teçhizatın ithalinde yaşanan ve maliyet artışına neden olan gecikmelerden ise söz edilmedi.

 

Moris Şinasi Hastanesi'nin inşası sürerken Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekâleti 24 Mayıs 1933 tarihinde "Hususi Hastaneler Kanunu"nu kabul elti. Böylece Moris Şinasi Hastanesi'nin kurulması için de yasal dayanak hazırlanmış oldu. Daha sonra vekâlet ile Chemical Bank yöneticisi Huntington Turner arasında 31 Temmuz 1933 tarihinde on maddelik bir yönetim talimatnamesi imzalandı. 15 Ağustos 1933 tarihinde de Manisa Birinci Noterliği'nde düzenlenen vekâletname gereğince hastanenin ilk başhekimi Memduh Necdet Otaman'a, hastaneyi vasi Chemical Bank namına yönetmek üzere 12 Kasım 1933 tarihinde ruhsatname verildi.

Hastane 15 Ağustos 1933 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete açıldı. Törende Sıhhat ve içtimai Muavenet Vekaleti müsteşarı Hüsamettin Şerif [Kural] Bey, banka temsilcisi Huntington Turner, Vali Lütfi Kırdar ve dönemin ileri gelenleri hazır bulundu. Tören sırasında Moris Şinasi’nin külleri hastanenin duvarındaki "Moris Şinasi’nin doğduğu şehre hediyesidir (1855–1928)" ibaresini taşıyan anı plakasının arkasına gömüldü. Hastanenin l Ekim 1933 tarihinde resmi olarak hasta kabul etmesine karar verildi. Moris Şinasi Hastanesi'nde kırk yatak mevcuttu ve son model tıbbi teçhizat ile donanmıştı. Amerikan Büyükelçiliği'nin 1941 yılında düzenlemiş olduğu bir rapora göre hastane binası ile teçhizatının değeri 302.571.- dolardı. Hastanede otuz yatak ve bir poliklinik mevcuttu. Her yıl 500 hasta yatarak, 7000 hasta ise poliklinikte ayakta tedavi görmekteydi.

İLK BAŞHEKİM MAHMUT NECDET OTAMAN

Hastanenin ilk başhekimi Mahmut Necdet Otaman 1895 doğumlu olup 1920 yılında Dar-ül-Fünûn Tıp Fakültesi'nden cerrah ve dâhiliye mütehassısı olarak mezun oldu. Aynı yıl fakültede teşrih-i marazı [patolojik anatomi] asistanlığına, 1921 yılında da hariciye asistanlığına atandı. 1923 yılında Giresun Memleket Hastanesi'nde başhekimlik ve cerrahlık, 1929 yılında Sivas Numune Hastanesi'nde cerrahlık, 1932 yılında da Bandırma Numune Hastanesi'nde cerrahlık yaptı. 9 Ağustos 1933 tarihinde ise Moris Şinasi Hastanesi'nde göreve başladı Necdet Otaman göreve başladığında hastanenin inşaatı bitmişti. Bahçe düzenlemesi için Necdet Otaman İstanbul Belediyesi'nin başbahçıvanını Manisa'ya getirtti. Bahçenin tanzimi başhekimin eşi tarafından düzenlenen plana göre yapıldı. Başhekimin kızları yazın bahçede inşa edilen havuzun içinde yüzerlerdi. Hastanenin zemini muşamba ile kaplanmıştı. Zeminin aşınmaması için hastaneye gelen köylülerin, çarıklarını ve ayakkabılarını çıkartıp terlik giydikten sonra hastaneye girmelerine izin verilirdi. Başhekim Otaman ailesi ile birlikte hastanenin içinde bulunan lojmanda yaşıyordu. Iran Şahı Türkiye'yi ziyaret ettiğinde Atatürk ile birlikte 22 Haziran 1934 tarihinde Manisa'yı ve hastaneyi ziyaret etti. Başhekim Necdet Otaman iyi bir hatip olduğu için Recep Peker'in teşvikiyle siyasete atıldı ve CHP'den 8.Dönem Manisa milletvekili seçildi. Siyasetten ayrıldıktan sonra 1969 yılında vefat etti. Necdet Otaman aynı zamanda şairdi ve bazı şiirleri de bestelenmişti.

Hastane kurulduğunda bahçesinde sebze yetiştirilen, kümesinde yumurta üretilen ve ahırları olan bir tesisti. Başhekim Otaman keçi, hekimlerden Cafer Bey ise horoz ve tavuk besledi. Başhekime ait makam arabası atla çekilen bir faytondu. Ambulans ise bir at arabasıydı. Yakın tarihe kadar hastanenin demirbaşında gözüken at öldüğünde demirbaştan silindi.

HASTANENİN BUGÜNKÜ DURUMU

Hastane içinde bulunan su kaynağı zaman içinde Manisa'daki Silahlı Kuvvetler tesislerine devredildi, bahçesindeki küçük koruluk da beton binalar haline dönüştü. Hastanede halen ilk inşaat yapıldığında mevcut olan ve kol gücü ile çalışan bir asansör faal durumdadır. Moris Şinasi'nin vakfettiği bağışla ve Sağlık Bakanlığının katkılarıyla ek binalar yapılmış olup hastanenin birçok bölümü de restore edilmiştir, ilk inşaat sırasında kurulan kazan dairesi ömrünü tamamladığından burası modern bir laboratuara, üst kat ise özel hasta odalarına dönüştürüldü. 1996 yılına kadar 45 yataklı bir hastane olarak çalışan Moris Şinasi Hastanesi, hayırseverler tarafından yapılan özel servis ile elli yatak kapasiteye çıkarıldı ve verdiği hizmetin niteliğini yükseltti. 1997 yılında ameliyathanede 260 çocuk ameliyat edildi. Gene 1997 yılında toplam 61.321 tıbbi tahlil yapıldı, 5695 röntgen filmi ve 107 elektrokardiyografi çekildi.

1997 yılı itibariyle yatak işgal oram % 58.50 kaba ölüm oranı ise % 1.50 idi. Hastanede görev yapmış olan başhekimler ise şöyledir:

Başhekim adı Görev süresi
Necdet Otaman 1933–1946
Adil Özkan 1946–1953
Cafer Soyer 1938–1969
İbrahim Atagürleyik 1953–1969
İbrahim Erdemir 1970–1981
İsmet Aksu 1970–1981
Nusret Eryılmaz 1976–1982
Sacit Günbey 1983–1985
Sultan Durmuş 1985–1987
Sevim Benzergil 1988-

Moris Şinasi'nin vakfettiği 800.000.- dolar yatırıldığı menkul kıymet fonu Chemical Bank tarafından yönetilmeye devam etti. Chemical Bank 31 Mart 1996 tarihinde The Chase Manhattan Bank ile birleşti ve fon The Chase Manhattan tarafından devralındı. Fon banka tarafından başarılı bir şekilde yönetildiğinden 1933 yılından beri her yıl düzenli bir şekilde yıllık getirişi Moris Şinasi Hastanesi'ne bağışlanmaya devam edilmektedir.

MUSA (MORİS) ŞİNASİ'NİN TOPLUMSAL HAFIZADA BIRAKTIĞI İZ

Moris Şinasi vakfettiği hastane nedeniyle gerçek bir Türk hemşehrisi olarak görüldü. Türkiye Yahudilerinin Türkçe konuşmayıp halen Türkleşmedikleri için yoğun bir şekilde eleştirildikleri Tek Parti döneminde Moris Şinasi, Yusuf Ziya Ortaç tarafından Türkiye'ye katkıda bulunmuş bir vatansever olarak şu satırlarla anılıyor: "Avram Galanti gibi ilim adamı, İzak Frera gibi şair, Manisalı Eskenazi gibi memleket çocuğu, Tekinalp gibi Türkçü yetiştiren bu toprağın Yahudileri, geçen Perşembe, sinagoglarında Türkçe konuşmak için yemin ettiler."

Gazeteci Sinan Korle'nin 1948/49 yıllarında İsrail’e göç eden Türkiyeli Yahudilerle yaptığı bir söyleşide de Moris Şinasi sitayişle anılır:

"Dünkü bilgisiz ve üzüntüsüz neslin yanında insani duyguyu kültürü ile mezcederek [karıştırarak] büyük cemiyetler içinde kendini gösteren olgun, münevver insanlar, -Yahudi olsun olmasın- her şeye rağmen daima takdirle anılmakladır.

Bunun en güzel bir misali uzak bir memlekette servet ve refaha kavuştuğu zaman kendisine vatanlık etmiş, kendisini doyurmuş toprakları unutmamış ve gördüğü iyiliklere mukabil hemşehrilerine bir hastane hediye etmiş Manisalı Eskinazi'dir.

Maalesef asırlar boyunca bu topraklar üzerinde yaşamış bütün ırkdaşları arasından çıkan bu Eskinazi, tek hayırlı vatandaş olarak kalmaktadır."

Manisalı Nihal Yeğinobalı ise anılarında hastane ve Moris Şinasi’den şu şekilde bahseder:

"Benim gözümde gizem taşıyan bir başka köşe de kentin biraz dışındaki özel Eskenazi Hastanesi'ydi. Memnune Hanım bir gün bizi sınıfla oraya götürdü. Hastanenin önündeki hayat denilen geniş verandanın çatısının kösesinden asılan torbada Sayın Eskenazi'nin külleri olduğunu anlattı bize. Eskenazi, Manisalı bir Yahudi, sonradan Amerika'ya gidip doktor oluyor ve öldüğü zaman mirasıyla doğum yerinde bir hastane kurulmasını, naaşının yakılmasını, küllerinin o hastaneye götürülmesini vasiyet ediyor. Öğretmenimiz bize bu hastane gezisini, iyilik yapmak, başkalarını düşünmek ve yurda vefa borcunu ödemek gibi bir takını kavramları öğretmek amacıyla düzenlemişti. Ama beni en çok etkileyen şey, geleneklerimizin o denli dışında olan o şaşırtıcı kül torbası oldu. Sonradan uzun uzun düşündüm o torbayı, besbelli bu kenti benim kadar sevmiş olan Eskenazi'yi.... ve ben de ölünce gömülmek değil yakılmak istediğime karar verdim."

Hastanenin bugünkü başhekimi Dr Sevim Benzergil de Moris Şinasi'nin anısını ve doğduğu şehre olan bağlılığının kanıtı olan hastaneye karşı hissettiği görev anlayışım dile getirirken 15 yaşında Manisa'dan ayrılan Moris'in hemşehrileri tarafından halen unutulmadığım hatırlatmaktadır:

"[Hastanenin] Orijinal yapısını bozmamaya özen göstererek çağdaş koşullara uygun yenileme ve restorasyon gerektiren bölümlerimizi önümüzdeki dönemlerde ele alıp çocuklarımıza layık oldukları daha nitelikli şartlar ve ortamlarda hizmet vermek, yetişecek yeni nesiller ve küçük Moris'in anısı adına bizlere yüklenmiş bir ödevdir."

 Kaynak:Musa'nın  Evlatları  Cumhuriyet'in  Yurttaşları    Rıfat N.Benli  Sayfa:83-101   İletişim  Yayınları  İstanbul  2003

YABANCI  TARİH