ÇANAKKALE NEDEN GEÇİLEMEDİ

ÇANAKKALE NEDEN GEÇİLEMEDİ (1)?

Tarihi zaferlerle dolu şanlı bir milletin evlatları olarak  87 yıl evvel, milletimizin yine altın Harflerle yazdığı bir zaferin yıldönümü dolayısıyla hepimiz şu anda gurur ve kıvanç duymakta, Şehitlerimizin huzurunda huşu ile minnet ve rahmet duyguları içinde bulunmaktayız.

Şimdi hatıralarımızda tazelenen tarihte görüyoruzki; üstün ve türlü imkanlarla silahlı düşmanlara karşı ,bir avuç sayılacak kadar az,kahraman Türk , imkansızlıklar içerisinde bir adım bile gerilemeden anakkale’yi “geçilmez bir kale” yapmıştır.

Çanakkale geçilemezdi!..

Çünkü orada tarihleşen bir ulus; milletleşen bir ordu; ordulaşan bir millet vardı.

Çanakkale’de Türk askeri ve onun arkasında Türk milleti, dünyaya şunu kabul ettirmiştirki; hukuk Kuralları değişşede, Türk boğazlarının coğrafi kaderi değişmeyecektir.

Türk boğazları Türkün kalacaktır.

Türkün başkasına bırakacak bir karış toprağı yoktur.

Tarihin de, coğrafyanında mukadderatı budur.

İMAN VE CESARET

Çanakkale destanının 50. Yılında Arıburnundan Hakkı Uluğ Bey anlatıyor.: “Bir şehidin hatırasını, tam 50 yıldır kalbimde yaşatırım diyor.

İşte kardeşi Lisede sınıf arkadaşım olan Kurmay yüzbaşı Derviş Paşanın oğlu Kemal’in ölümsüz anısı;

21 Haziran, 2. Tümenin komutanı, Kurmay başkanı Kemal’in ileri siperlerdeki birliklerin durumunu incelemeye yollamıştı.

Ancak Kemal Bey yaralanır. Ama yarasına aldırmadan görevine devam eder.

Fakat öğleye doğru , bir şarapnel onu kasığından ikinci defa yaralar. Bu defa yarası ağırdır

Kemal Bey için Hekimler ameliyata luzum görürler, neticeden pek de ümitli değillerdir.

Hastaneye gönderilirken

  -Beni Tümen karargahına gönderiniz” diye direndi. İsteği yerine getirildi. Bir sedye içinde karargaha getirildiği zaman, buhranlı bir an yaşıyordu ve durumu çok kötüydü.

Düşman saldırısına karşı alınacak tedbirler tartışılıyordu. Ağır yaralı Kemal yarasının acısını unutmuş tartışılanları dinliyordu. Bir Subay;

“İlk hattaki siperlerin boşaltılmasını” öne sürünce, sedyenin üstünden bir baş yükseldi. ”O” ağır yaralı kurmay başkanı kendisini görevi başında hissediyordu:

  -“Aman geri çekmeyin, sakın cepheyi, sakın cepheyi geri almayın.” Diye bütün gücü ile sesleniyordu. O arada bir başkası Kerevizdere mevzilerine dayanamayacağında ısrar edince yine haykırdı:

  -DAYANIR.......

 Arkadaşları, kurmay başkanının bu ısrarlarına değer verdiler. Ve düşman saldırısı, tutunulan mevzilerde karşılandı. Kemal Hastane yolunda ALLAH’ a kavuşurken düşman taarruzunun kırıldığı haberi tümen karargahına geldi.

 İşte Çanakkale’yi kazandıran ruh

 İşte Çanakkale’yi geçilmez dedirten RUH.

Çanakkale destanında buna benzer yüzlerce olay bulabilirsiniz. Kopmak üzere olan kolunu bir yana fırlatıp düşman üzerine saldıran EDİNCİKLİ MEHMET’ler, 275 kglık mermiyi kucaklayıp, top namlusuna yerleştiriveren EDREMİTLİ KOCA SEYİTLER, bir denizaltıyı top mermisiyle periskobundan vurup içindekileri tek başına esir alan Orhaniyeli Mastecib Onbaşılar] ve daha niceler... Azgın son haçlı ordularının en kanlı çarpışmalarla saldırdığı, tarihin kaydettiği en büyük insan kırımının yaşandığı bu savaş, ancak böyle kahramanlarla kazanılırdı.

Çanakkale Osmanlı’nın 600 sene hükmettiği Avrupa’dan geri dönüşün hikayesidir. 1354 yılında Orhan gazi Avrupa’ya ilk adımını Gelibolu’nun fethiyle atmıştı. 1915’te zaferi kanları ile yazan Türk evladı, Gelibolu’da yine aynı ruhla çarpıştılar. Tıpkı dört yıl boyunca Galiçya, Irak, Filistin, Yemen , Suriye ve Kafkaslarda çarpışanlar gibi.

Toplam 400 bin şehit verdiğimiz bu cephelerden  en vahşi ve en kanlı olanı Çanakkale muharebesi idi.

Hani Mehmed Akif’in;

Şüheda gövdesi bir baksana dağlar, taşlar
O ruhu olmasa dünyada eğilmez başlar
Yaralanmış ter temiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidü
Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi.

Gerçekten de Çanakkale’de binlerce güneş batmış, memleketin bütün yetişkin evlatları, bütün üniversite öğrencileri burada dağları taşları dolduran şehit gövdelerine dönüşmüştü.Bu bakımdan Çanakkale bizim geleceğimizi, istikbalimizi alıp götürdü.

Toprak uğruna toprağa düşen bu asker, elbette Bedrin arslanları kadar şanlı,n Selahaddin’in mücahitleri kadar namlı idi.

Şimdi 1915 yılının şiddetli geçen kış günlerine geri dönelim.

Düşman, kilitlenip kaldıkları Çanakkale’nin kapılarını açma zamanın geldiğini düşünüyordu.Haçlının son birleşik armadası, medeniyetin ve tekniğin bütün imkanlarıyla donatılmış, 18 zırhlısını üç filo halinde boğaz sularına sürmeye hazırlanıyordu.

Daha evvel Boğazda mayın taraması yaparak, temiz raporunu veren Binbaşı BRODİE,  herkesin içini rahatlatmıştı.

Takvimler 18 martı gösterirken “Ateş serbest” komutuyla Çanakkale Boğazına girdi ve Türk bataryalarına gülleler yağdırmaya başladılar.

Gafiller, bilmiyorlardı ki Yüzbaşı Hakkı Bey 7, 8 Mart gecesinin bulutları altında, elde bulunan son 26 mayını NUSRET’e yükleyip büyük bir itina ile tarihe yön verecek şekilde denize dökmüştü.

Ne yazık ki mayın dökme işi bittikten sonra düşman gemilerinin projektörlerine yakalanmaktan son anda kurtulup oradan ayrılırken bu yüksek heyecana kalbi dayanamayan Yüzbaşı HAKKI BEY, oracıkta kalbi durup şahadet şerbetini içmişti.

Mayınları bulamadığı savaştan sonra divan-ı harpte yargılanıp vatana ihanet suçundan idam edilen binbaşı Brodie, ihtimal ki Hakkı Bey’in diyetini ödüyordu.

 Saat 10.00 sıralarında tarihin dönüm noktası yaklaşıyordu. Düşman gemileri kendilerinden emin, boğazda 5 çayını içmeye ahdetmişlerken, mayınlar birer birer patlıyor ve koca koca zırhlılar ardı ardına hareketten düşüyordu.

 Nihayet sahilden açılan topçu ateşi, düşmanın toparlanmasına fırsat tanımadı ve Türk’ün zaferine açılan kapı, aralanmış oldu. Sonuçta: Çanakkale muharebeleri I. cihan harbinin bir parçası olarak Türk kara ve deniz harpleri tarihine altın harflerle yazıldı.

  Bu gün Çanakkale Boğazı’nın sahillerinde adım atılacak her karış toprak, Mehmetçiğin kanıyla sulanmış ve onun etinden, kemiğinden, bir parçanın mezarı olmuştur. Orada fatihasız atılacak her adım, bir şehidin ruhunu incitecektir.

  Orada bir vatanın, nefes alışverişini duyduğumuzu asla unutmamalıyız. Necmeddin Onan’ın şu mısraları bu şerefli tabloyu ne kadarda ihtişamla ölümsüzleştirmektedir.

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

                                    ÇANAKKALE NEDEN GEÇİLEME

           Nusret mayın gemisi düşmanı denize gömdü.

           Fransız komutan Guepratte oğlunu kendi yargıladığı mahkemede idam etti.Söz sözü “Baba ...” oldu.

           19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Conkbayırında askerlerine ölmeyi emretti.

           Savaşta arkadaş arkadaşı vurdu.

           Siperden sipere muhabbetler oldu.

           Kaçışları muhteşem oldu. Savaş hileleri çok can yaktı.

           Gemilere sahte bacalar,sözde toplar,büyük görünsün diye cansız manket birlikleri kondu.

           Damlayan sular,dolan konserve kutularının tetiği çekmesi,

           Onların denizden kıyıya boş küfelerle çephane taşırmışcasına hareket eden,fakat dönüşte yük taşıyan katırları ,

           Bizim de; O tepeden bu tepeye gezici top ve bataryaları taşıyan mandalarımız vardı.

           Soba borularından püskürtüler saman dumanı ,

           Bazı Üniversiteler, Liseler o yıl mezun vermedi.

           Çok zarar veren Goliaht ve Cornwallis Zırhlılarının işini bitirmek için düşman arasından geçen,parola sorulduğunda sen söyle ? diye soru ile karşılık vererek zaman kazanan ve 400 metreden atışı ile düşman zırhlısını infilak ettiren  muavenet zırhlımız.. ve sonuçta 55.000 şehit,85.000 kayıplarla “ Çanakkale’yi geçilmez “ kılan zafer.

           Birinci Dünya savaşında ; 2000 kazma,kürek tutan nüfusumuzu kaybettik. 10.000 nüfus kaldı.

           Çanakkale Savaşlarında hür gün 900 şehit verdik. Yeni yüzyıla damgasını vuracak  binbir çaba ile yeni bir nesil yetiştirilmiş, fakat kaybedilmiştir.

           Üniversitelerden ,liselerden ,askeri okullardan yetişen genç insanımız bu savaşta kaybedilmiştir.

           Ocaklar sönmüş ,her evde en az 1 şehit vardır.

           Anne babalar yastadır. Ekmek aş kalmamıştır.

           Koskoca Türk milleti, yaşlılardan,sakatlardan,çocuklardan ibaret bir topluluk kalmıştır.

           Okuma yazma oranı % 15 lerden % 2 ye düşmüştür.

           Kısacası bu bir soykırımdır.

            Yabancılardan iki hatıra;

          Çanakkale Savaşlarının kaderini tayin eden 18 Mart Deniz Zaferimiz,hepimizsin tanıyacağı Winston Çhurcil’in Amirallik dairesinin terk etmesine ,1923 seçimlerinde de “Çanakkale’den söz açsana “ diye bağırmaları ile de konu 25 yıl Siyaset sahnesinden silmiştir.O ,Çanakkale ‘de aldığı dersi unutmamış,son Dünya harbinde de  ikinci cephenin  yine Balkanlardan açılmasında ısrar etmiştir.

           Yine İngiltere Başbakanı olan  Attle; savaş öncesi kabine toplantılarından birinde Türkiye’nin bir müttefik olarak kabulü tartışılırken ,bir süre sessiz dinlemiş,sonra “ Birinci dünya savaşında Çanakkale’de onlara karşı çarpıştım. Eğer bir Ünçüncüsü olacaksa onlara karşı değil, yanlarında olmayı tercih ederdim” diyerek tartışmayı kesip atmıştır.

           Türk Milletini her devirde tarihe hükmeden bir millet olarak görüyorsak, bütün dünya milletleri aziz milletimize hayranlık ve saygı duyuyorlarsa ,seninin bir çok günlerinde,  mutlu yıldönümlerinde iftihar duygularıyla kucaklaşıyorsak, bunun nedenleri üzerinde  durarak ,  yüksek milli yeteneklerimizi değerlendirmemiz gerekir.

           Milli düşüncede birleşmiş ve onu  ulaşmak için yapacağımız milletçe hamlelerimizde,  daima bir ve beraber olarak ,mamur ve kudretli büyük Türkiye  idealine ulaşana kadar, gururla, kıvançla ve azimle çağdaş medeniyet düzeyinin üstüne çıkma savaşını da kazanmamız lazımdır.

           Çanakkale ‘de vatan ve millet uğruna iman dolu gögüslerini siper eden ecdadın, senden bunu bekliyor.

           Yarışma duygusu içersinde ,vatan ve millete hizmet ülküsünde birleşmemiz lazımdır.

           Birtakım çıkarlar arkasında koşan milletlerin bugün yepyeni bir ideoloji ve moral savaşını da körükleyip yürüttüklerini ,uyanık olarak görmeli ve milletimize yönelen dış ve iç düşmanlara karşı Çanakkale’de  atalarımızın yaptığı gibi bir kale gibi durmalıyız.:Bölücü akınların dalgaları ,bizlerinde milli ve iman dolu gögüslerimizde parçalanmalı hüsrana uğramalıdır. Bu da kutsal bir savaştır.Buda siz gençlerin savaşı olyacaktır.

           Çanakkale’de Zaferi bizleri armağan eden Aziz Şehitlerimizi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ,minnet ve rağmetle anarken,sapık,şekli ve fikri akınları bölücü etkileri dışında kalarak; milli örf ve hasletlerinde mevcut,dünyayı titretecek kudretinle,aydınlık yarınlar yine senin olacaktır.

YAZILAR   SAYFASI