|
TARİHİ DOĞRU YORUMLAMAK
Tarih, yaşandığı devrin şartları içinde yorumlanmadığı zaman acaba nasıl
bir sonuca varabiliriz?Nasıl sonuca varılacağını görmenin yolu Türkiye’deki
durumdan ibarettir.
Ülkemizdeki insanların bir çoğunun istediği alanda öğrenim görme imkanı
yoktur.Bir çoğu da uzmanlık alanı dışındaki işlerde çalışmak zorunda
kalmaktadır.Herkes siyasetle uğraşır fakat iktidara geldikleri zaman
hiç bir hazırlıklarının olmadığı kısa zamanda görülür.
Bizim insanlarımızın bir hastalığı da kendi işiyle ilgili konularda değil
de hiç alakası olmayan konularda, özellikle tarih ve din alanında ahkam
kesmeleridir.En azından dört yıllık lisans eğitimi almış bir kimse kendi
branşı dışında hüküm vermemeli, hüküm vermek zorunda kalırsa da o konunun
uzmanlarından bilgi almalıdır.
İnsan yaratılışı itibarıyla tabiatta en zayıf yapıya sahip bir varlıktır.Bütün
ilimlerde söz sahibi olması mümkün olmadığı için çeşitli uzmanlık alanları
doğmuştur.Bir kimsenin kendi branşı dışında bir konuda bilgisinin olmadığı
söylemesi, o kimsenin bilgisizliğini değil bilgiye ne kadar itibar ettiğini
gösterir.Hele çağımızda bilgi o kadar hızla artıyor ki her şeyden haberdar
olmak imkansız değil ama çok zor olsa gerek.
Ülkemizde, geleceği parlak olan meslekler daha çok fen bilimleri olarak
görülür ve her ailenin en büyük isteği çocuğunu ileriki yıllarda bir
mühendis yada doktor olarak görmektir.Zira üst tabakalara çıkmanın ve
ezilmişlik duygusundan kurtulmanın yolu çocuklarına verdikleri eğitimdir.Bu
yüzden eğitim çocuğun sorunu olmaktan çıkıp ailenin sorunu haline gelmiştir.
Sosyal bilimlerde daha çok Hukuk, Siyasal ve İktisat branşları öncelik
kazanmaktadır.Fakat son yıllarda daha da önem kazanan meslek öğretmenlik
mesleğidir.Öğretmenlik yeteneği olan da olmayan da sırf devlet kadrolarında
yer almak için çalışmaktadır.
Tarih, ülkemizde değeri hiç anlaşılmamış bir bilim dalıdır.Ne zaman tarihten
ders alırsak o zaman ülkemizin ilerlemesi için önünde herhangi bir engel
kalmayacaktır.
Tarihin diğer ilimlerden ayırt edici en önemli özelliği bir defa yaşanmış
olması, Fen bilimlerinde olduğu gibi tekrarının imkansız olmasıdır.Basınç
deneyleri laboratuarlarda defalarca yapılabildiği halde Malazgirt savaşı’nı
tekrar etmenin imkanı yoktur.Çünkü olay yaşanıp bitmiştir.Bizler geçmişteki
olayları günümüze göre değerlendirirsek tarihten ders alma konusunda
bir adım bile atamayız.Belki geçmişte yaşanan olayların insanlıkla, dinle,
20.y.y.da gelişen anlayışlarla ilgisi olmayabilir.Fakat yaşandıkları
devirde bir anlam ifade ediyorlardır.
Tarih konusundaki bir eksiğimiz de olayın tamamını görmek yerine, bütünü
oluşturan bir parça bizim olaya bakışımızı etkilemektedir.Örneğin, 1453
tarihinde Fatih Sultan Mehmet’i Rum Patriğinin eğilerek karşılaması ya
da çiçeklerle karşılanması gibi ayrıntılara dalıp gittiğimiz zaman İstanbul’un
Fethinin önemini ve Fatih’in büyüklüğünü anlayamayız.
Yaşandıkları devrin şartlarında yorumlanmadıkları için hala tartışma
konusu olan olaylara işte iki örnek:
1.Fatih Sultan Mehmet’in çıkardığı Kardeş katli kanunu, ”Her kimesne
taht-ı saltanata müyesser ola nizam-ı alem için karındaşlarını öldüre”
diye bir hüküm vermektedir.Fatih kardeşlerini sevmiyor mu idi? Hayır
çok seviyordu.Daha şehzadelik yıllarında devrin en ünlü bilginlerinden
özel dersler alan ve Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen Osmanlı padişahlarının
kardeş katlinin İslamiyet’le alakası olmayan bir davranış olduğunu bilmemesine
acaba mümkün müdür?II.Bayezid, kardeşi Cem Sultan’ın vefat haberini duyunca
kardeşi adına, İstanbul’da üç gün yas ilan ettirip, bütün fakirlere sadaka
dağıtmıştır.
Türkler’deki “kut” anlayışına göre hükmetme hakkı Tanrı tarafından bir
aileye verilmektedir.Bütün aile fertleri aynı yetkiye sahip oldukları
için babalarının ölümüyle beraber aralarında taht kavgaları başlamaktadır.Osmanlı
Devleti’ne kadar kurulan Türk Devletlerinin kısa zamanda parçalanmasının
sebebini bu hakimiyet anlayışında aramak gerekir.Türkler’in parçalanmasından
faydalananlar da düşmanları olmuştur.Orta Asya’da Çinliler, Anadolu’da
Bizanslılar v.b..
İşte Fatih, bu tehlikeyi gördüğünden dolayı bu tarihe kadar “töre” halinde
yürürlükte olan geleneği kanun haline , yazılı hale getirmiştir.Fatih,
Yıldırım Bayezid’in 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra oğulları arasındaki
taht kavgalarından (Fetret Devri), Türk Milleti’nin çektiklerini ve bu
durumdan düşmanların faydalandıklarını çok iyi biliyordu.Bir de bu anlayış,
Türk Milletinin sonu gelmez mücadelelere atılmasını istemeyen Fatih’in
bu uğurda Osmanlı ailesinin fertlerini feda ettiği şeklinde yorumlanabilir.
Aradan yüzyıllarca zaman geçer ve Osmanlı Devleti’ndeki hakimiyet anlayışı
da değişir.(Ekber ve Erşet sistemi) Hal böyle iken Fatih’i kardeşlerini
öldürttü diye itham etmek yanlıştır.Kardeşlerin değil, bir canlının hayatına
zarar verilmesini bile İslam dini reddetmektedir.Fakat o zamanki şartlarda
geçerli yol bu idi.Günümüzdeki demokrasi anlayışını 1500’lü yılların
tarihine göre yorumladığımız zaman da tarihi olaylar bizim için belki
hikaye bile olamaz.
2.İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin (Enver Paşa, Talat Paşa,
Cemal Paşa) Osmanlı Devleti’ni I.Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında
savaşa soktukları ve memleketi sattıkları yolundadır.Avrupa Devletleri’nin
ittifaklar kurmasının kökenini Haçlı Seferleri’ne (10.y.y) kadar götürebiliriz.İslam
Dünyası, Türkler üzerine sefer var dendiği zaman aralarındaki en hayati
kavgaları bile Papa’nın önderliğinde bırakıp günümüze kadar birlik
ve beraberlik içinde hareket ettikleri görülmektedir.(Kıbrıs Sorunu gibi).
Osmanlı Devleti daha önceki tarihlerde gizli antlaşmalarla paylaşılmıştı.İttihatçılar
Almanya ile beraber savaşa girmeye can atıyorlar değildi ki İngiltere,
Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile antlaşma teşebbüsünde bulundular.Onlardan
ret cevabı alınca bu devletlerin düşmanı Almanya ile istemeyerek te olsa
ittifak yapmak zorunda kaldılar.İttihatçıların Alman hayanı olması inkar
edilemez.Herhalde günümüzde de insanların Amerikan, İngiliz v.b. hayranı
olmasını yadırgamamak gerekir.Bir tarihte biz de aynı duruma gelirsek
, yabancılar da bize hayran olacaktır.
Sonuç olarak İttihatçılar o tarihlerde en azından devleti Almanya’nın
yanında savaşa sokarsak İtilaf Devletlerine karşı üstün duruma gelebiliriz
diye düşünüp düşmanımızın düşmanı Almanya’yı tercih etmişlerdir.Bu tercihleri
isabetli olsaydı, yani galip gelebilseydik İttihatçıların her birini
birer büyük kahraman olarak ders kitapları yazacaklardı.Zaten İttihatçıların
her biri ayrı ayrı birer kahramandır.Vatanlarını ve Türkiye’yi çok sevdiklerinden
kimsenin şüphesi yoktur.
Sonuç olarak tarihi olayları vuku bulduğu zamandaki şartlarda yorumlayıp
ders almalıyız.Tarihi ve dini konuları üzerinde herkesin fikir beyanında
bulunduğu konular olmaktan çıkarıp daha ciddi ortamlarda tartışmalıyız.Bir
de artık şu hastalıktan kurtulalım:Fizikçi fizik konuları ile, İlahiyatçı
dini konularla, tarihçi tarihi konularla ilgilensin.Sonuçta bütün bilimler
arasında mutabakat sağlanıp geçmişteki uygulamalardan ders aldığımız
zaman kısa zamanda ilerlediğimiz görülecektir.Şunu hatırlatmakta fayda
var:İnsan beyni bilgisayar değildir.Her şeyi bilemez, buna gerek te yoktur.Öğrenmek
istediği konular için ehline müracaat edebilir.Bu durum küçüklük değil
fazilettir.
YAZILAR SAYFASI
|