ZAMAN İÇİNDE YOLCULUK Okullarımızda geleneksel olarak dönem sonlarına doğru imkanlar dahilinde il içi veya il dışı gezileri yapılır.Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu’nda bu yıl Ortaokul kısmı için Edirne’ye gezi düzenlenmesine “Gezi ve Gözlem Kolu “tarafından karar verildi.Beklenen tarih yaklaştıkça, çocuklarda ve şehri ilk defa görecek hocalarımızda bir heyecandır başladı.Çünkü okulda teorik olarak anlattığımız konuları ve eserleri bizzat yerinde görecektik.Çok erken saatlerde yola çıkmamıza rağmen öğrencilerde en ufak bir uykusuzluk belirtisi gözükmüyordu. Önce Biga.Önceki yıllarda Pazarköy’ün
(Çan) bağlı olduğu yer.Oradan Lapseki.Şehre girerken denize doğru uzanmış
toprak yol herkesin dikkatini
çekti.Sanki boğazı kesecekmiş gibi bir yol.Tam karşıda Gelibolu.Yatırlar
şehri.Rivayete göre bu yörede yaşayan çok fakir bir şeyh vardır.Gelibolu’ya
geçmek ister.Parası olmadığı için hiçbir sandalcı onu sandalına
almak istemez.O zaman şeyh kucağına toprak doldurur ve boğaza doğru serperek
boğazı geçmeye başlar.Geçimini taşımacılıktan sağlayan sandalcılar bakarlar
ki bir süre sonra kendilerine ihtiyaç duyulmayacak o
zaman şeyhi sandala alırlar ve boğaz ikiye bölünmekten kurtulur.Bu
olayın izlerini hala görmek mümkündür. Boğazdan geçerken Süleyman paşa ve arkadaşlarının sallarla Gelibolu sahillerine çıktıklarını görür gibi oluyorum.Ve Gelibolu’daki ilk yerleşim merkezi olan Çimpe Kalesi(1353)Kalenin bugün sadece temelleri kalmış ve nerde olduğu konusundaki tartışma devam etmektedir. Gelibolu, Osmanlılar’ın tersane şehirlerinden birisi.Ünlü Dünya Haritası’nı çizen, Kitab-ı Bahriye’nin yazarı, Hind Deniz Seferleri sırasında boğdurulan Piri Reis’in doğduğu şehir.Vatan şairi Namık Kemal’in hapsedildiği yer. Yolculuğumuz devam ediyor.Bir tarafta deniz , bir tarafta Rumeli toprakları.Derken Bolayır’a geliyoruz.Hani şu meşhur”bul-ayır” (Bolayır )olayının yaşandığı yer. Osmanlılar, Rumeli’ye geçerler.Çimpe’den sonra sıra Gelibolu’ya gelir.Şehri almakta zorlanan Türkler’in yardımına takdiri İlahi olan deprem yetişir.Surları yıkılan şehir kolayca Türkler’in eline geçer.Fetihlere devam edilir.Rumeli’deki Türk kuvvetlerinin başındaki Süleyman Paşa 1359’da bir av sırasında atından düşerek şehit olur ve Bolayır’daki mezarına defnedilir. Babası Orhan Gazi, yerine oğlu Süleyman Paşa’nın geçmesini istediği için üzüntüsüne dayanamaz.Bir yıl sonra o da ölür.Süleyman Paşa , Osmanlı sarayına esir olarak getirilip, Türkler’in adaletini görüp Müslümanlığı seçen,asıl adı Lolofer olup Müslüman olunca Nilüfer Hatun’dan doğan oğludur. Bolayır’da, yüksek bir tepe üzerinde Süleyman paşa, atı ile beraber
sonsuzluk alemine yolculuklarına çoktan başlamışlardır.Onlar
ve daha binlerce şehit bu toprakların kılıçla alındığını haykırmaktadırlar.Hemen
sağ tarafta bir kabir daha vardır:Namık Kemal’in kabri.Ömrü sürgünlerde
geçmiştir.Bir ara Gelibolu Kalesi’ne bile hapsedilmiştir.Hapsedildiği
kalenin içinde bir havuz vardır.İçi metal paralarla dolu.Din konusundaki bilgisizliğimizin
ve tembelliğimizin bir göstergesidir bu havuz.Zira havuza para atılınca
dilek tutulan şeylerin gerçekleşeceğine inanılır. Zaman hedefimiz olan şehre , Edirne’ye yaklaşıyoruz.Düzlüklerle kaplı Trakya ovaları.Ayçiçeği ve pirinç yetiştirilen verimli ovalar.Düm düz Trakya Ovası.Derken bu gün bir ilçemize ismini veren Uzunköprü’ye geliyoruz.Ergene Nehri üzerine II.Murat zamanında yaptırılmış(1424-1444), 1293 mt uzunluğunda , beş buçuk mt genişliğinde ve 174 gözlü olan köprüden geçiyoruz.Bu köprünün hala kullanılıyor olmasına şaşırmamak mümkün değil.Zira günümüzde en modern binaların bile kısa zamanda yıkılabildiğini bilmeyen yoktur. Edirne,serhat şehri, anıtlar şehri Edirne.Bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin başşehri (1365-1453), Avrupa’ya sefer yapan orduların geçit yeri,padişahların dinlendiği, Fatih’in İstanbul’un fethi için meşhur toplarını döktürdüğü(şahi) ,Mimar Koca Sinan’ın dev eseri Selimiye Camii’nin bulunduğu şehir,I.Balkan Savaşı’nda her şeyi bir kenara bırakıp particiliğe dalıp Bulgarlar’a kaptırdığımız ve II.Balkan Savaşı’nda geri aldığımız, Mudanya Mütarekesi ile tekrar topraklarımıza kattığımız şehir.Bir yanda Bulgaristan’a , bir yanda Yunanistan’a açılan sınır kapılarının bulunduğu şehir :Edirne. İlk durağımız Karaağaç.Yunanistan’dan Lozan görüşmelerinde Anadolu’da(1919-1922) yaptıkları tahribattan dolayı savaş tazminatı olarak geri aldığımız yer. Er Meydanı:Kırk Pınar:Türk sporlarından yağlı güreşlerin yapıldığı meydan.Osmanlılar,1361’de şehri fethederler.Kırk yiğit bu gün güreşlerin yapıldığı düz bir alan gelirler.Derken iki yiğit güreşmeye başlar.Fakat yenilmek bilmezler.O günü böyle atlatırlar.Fakat daha sonraki bir zamanda tekrar güreşmek üzere karar verirler.Belirlenen gün gelir.Kırk yiğit beraberce gelirler meydana.Güreş bütün gün sürer, yenilen olmaz.Akşama doğru iki yiğit yorgunluktan ölürler.Arkadaşları onları bir incir ağacının altına gömer.Ertesi yıl aynı tarihte mezarları ziyarete geldiklerinde bakarlar ki, mezarların yanından bir pınar akıyor.Bundan sonra halk arasında bu bölge için Kırkların Pınarı ismi kullanılır.Bu isim daha sonra bu günkü şekliyle “Kırkpınar”olarak değişmiştir.1361’de Türkler’in Edirne’yi fethiyle başlayan bu gelenek günümüzde devam etmektedir. Bayezid Külliyesi:Kendi haline bırakılmış ama hala” ben buradayım” diye haykıran eserler topluluğu.Bir zamanlar Avrupa’da akli dengesi bozulan insanlar ruhlarına şeytan girdi diye yakılırken bizde bu tür insanların su, müzik ve kuş sesiyle tedavi edilmeye çalışıldığı yer. Selimiye Camii(1569-1575):II.Selim;”Eğer
Kıbrıs’ı fethedersem gaza
malından şu tepe üzerinde bir cami yaptıracağım” diye kendi
kendine söz verir.Kıbrıs fethedilir ve elde edilen ganimetle Selimiye
Camii inşa edilir.Mimar Sinan , bu eseriyle yüzyıllardır
söylenen “Kimse Ayasofya’yı geçemez”iddiasını yenmiştir.Selimiye ki,1575’ten günümüze insanların ibadet
ettikleri kutsal mekandır. Gördüğümüz eserler gösteriyor ki Osmanlı tek kelime ile muhteşem bir devlet.Caminin etrafında çarşılar kurulmuş.Ardan yüzyıllar geçmesine rağmen hala kullanılıyorlar.Müzelerde gördüğümüz eşyalar bizim günlerce anlatamadığımız şeyleri sanki bir anda, hem de asla unutulmayacak şekilde anlatmaya yetiyor.Bunlardan bir kaçı:Şükrü Paşa’nın , I.Balkan Savaşı sırasında kalede mahsur kalan askerleri için hazırlattığı süpürge tohumlarından yapılmış ekmekler, Bulgarlar tarafından Tunca nehri üzerindeki adaya hapsedilip açlıktan ağaç kabuklarını yiyen ve perişan şekilde şehit olan askerleri gösteren resimler. Bu gezi sayesinde öğrencilerimiz kitaplarda anlatılan olayların geçtiği mekanları ve serleri bizzat yerinde görme ve inceleme imkanına kavuştu.Hangi öğrenci okulda iken gezdiği yerleri ömrü boyunca unutabilir.Biz de Edirne’yi unutulmaz hale getirdik. Tarih, bize geçmişe ait bilgiler verir.Yaşanılan olaylardan ders alıp geleceğe daha güvenle bakabiliyorsak işte o zaman tarih öğretimi amacına ulaşmış demektir.Çocuklarımızın milli benliğine kavuşmasında tarihimizin ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek bile yoktur.Atatürk’ün ifadesiyle “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır”
|
|